Paranın Amerika aşkı bitiyor mu?

2 saat önce 25

Kriz çıkar Amerika’ya gider, belirsizlik artar Amerika’ya gider, dünya ekonomisi büyür yine Amerika’ya gider. ABD Hazine tahvilleri güvenli liman, Wall Street ise dünyanın en büyük servet üretme makinesi olarak görülür.

Ancak Financial Times’ta (FT) yayımlanan dikkat çekici bir analiz, ezberimizi sorgulayan bir soru ortaya atıyor: ABD, dünyanın vazgeçilmez yatırım merkezi olma özelliğini riske mi atıyor?

FT’nin tespiti önemli. Çünkü konu yalnızca doların rezerv para statüsü değil. Dünyanın tasarruflarının Amerikan hisse senetlerine ve tahvillerine çekilmesinden söz ediyoruz.

Rakamlar bunun nedenini anlatıyor. Küresel finans krizinin dip seviyelerinden bu yana Amerikan hisse senetlerinin yıllık ortalama getirisi yaklaşık yüzde 17. Avrupa’yı, Japonya’yı, Çin’i ve gelişmekte olan piyasaları açık ara geride bıraktılar.

Böyle bir performansın ardından dünyanın parasının Amerika’ya aşık olmasına şaşırmamak gerekiyor. Ama gelecek için durum eskisi kadar parlak da değil...

FT’ye göre, son iki yılda ABD dışındaki borsaların getirileri Amerika’ya yetişmeye, bazı dönemlerde geçmeye başladı. Avrupa şirketlerinde kârlar hızlanıyor. Japonya’da kurumsal yönetim reformları ilerliyor. Gelişmekte olan birçok ülkenin mali dengeleri geçmişe göre daha güçlü. Yani yatırımcının önünde artık tek bir cazip adres yok.

Oysa Amerika’nın kendi içinde de önemli sorunları var. ABD hisseleri pahalı. Özellikle yapay zekâ rüzgârıyla yükselen teknoloji şirketlerinde değerlemeler oldukça yüksek seviyelere çıktı. Washington’un borcu 40 trilyon dolara yaklaşırken 2026 bütçe açığının milli gelirin yüzde 5.8’i düzeyinde gerçekleşmesi bekleniyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent açığı 2028’de yüzde 3’e indirmeyi hedefliyor ancak piyasalar bunun nasıl yapılacağını görmek istiyor.

Paranın Amerika aşkı bitiyor mu

PARA YENİ ADRES ARIYOR

ABD tahvil faizleri yükseldikçe hisse senetlerinin gelecekte yaratacağı kazançların bugünkü değeri de düşüyor. Özellikle pahalı teknoloji hisseleri bundan daha fazla etkileniyor. Dahası yapay zekâ yarışındaki dev şirketler giderek daha sermaye yoğun hale geliyor ve yatırımlarını borçlanarak da finanse ediyor. Böylece ABD’nin kamu borcu problemiyle Wall Street’in yapay zekâ hikâyesi birbirine bağlanıyor.

Diğer tarafta ise alternatifler güçleniyor.

Yıllarca güçlü dolar ve Amerikan borsalarının olağanüstü performansı dünyanın parasını ABD’ye çekti. Şimdi Avrupa’dan Japonya’ya ve gelişmekte olan ülkelere kadar alternatiflerin güçlenmesi küresel portföylerde Amerika’nın ağırlığının sorgulanmasına yol açıyor.

FT’nin de altını çizdiği gibi Amerika’dan kitlesel bir sermaye kaçışı beklemek gerçekçi değil.

ABD hala dünyanın en derin sermaye piyasalarına, dev şirketlerine ve muazzam büyüklükte bir iç pazara sahip. Ancak yıllardır geçerli olan “ne olursa olsun Amerika al” yaklaşımı eskisi kadar tartışmasız olmayabilir.

YABANCININ PAYI DÜŞÜYOR

GELELİM hikâyenin en çarpıcı rakamlarına... Küresel finans krizinin ardından yabancı yatırımcıların ABD Hazine tahvillerindeki payı yüzde 57’ye kadar çıkmıştı. 2025 sonunda bu oran yüzde 32’ye geriledi.

Haziranda yabancıların elindeki ABD Hazine tahvillerinin miktarı 9 trilyon 371 milyar dolardan 9 trilyon 299 milyar dolara indi. Çin’in portföyü ise bir ayda yüzde 4 azalarak 633.4 milyar dolara düştü. Bu, Eylül 2008’den bu yana görülen en düşük seviye.

Ama burada önemli bir tespit yapmak gerekiyor. Aynı haziran ayında yabancı yatırımcılar Amerikan hisse senetlerine 181.4 milyar dolar yatırdı. ABD şirket tahvillerine de 35.6 milyar dolar girdi. Yani paranın Amerika aşkı henüz bitmiş değil. Ancak bu aşkın yara aldığı, paranın başka aşklar peşinde koştuğu da bir gerçek.

TÜRKİYE NASİBİNİ ALIR MI?

PEKİ, paranın ABD’ye eskisi kadar severek gitmemesi gelişmekte olan ülkeler özellikle de Türkiye açısından bir fırsat yaratabilir mi? Dünya parasının Amerika dışındaki adreslere ilgisi artıyorsa Türkiye bundan ne kadar pay alabilir?

Çünkü para Amerika’dan çıkmaya karar verse bile adresinde Türkiye yazmıyor. Brezilya var, Meksika var, Güney Afrika var, Güney Kore var, Hindistan var...

Türkiye’nin bu yarışta öne çıkmasının yolu yüksek faizden çok daha fazlasından geçiyor: Kalıcı biçimde düşen enflasyon, güçlü rezervler, öngörülebilir ekonomi politikaları ve yatırımcıya uzun vadeli bir hikâye gerekiyor. Paranın Amerika aşkı bitmiş değil. Ama dünya uzun yıllar sonra etrafına bakmaya başladı.

Türkiye bu fırsattan ne kadar faydalanabilecek, bekleyip göreceğiz.

Habere git