MHP lideri Devlet Bahçeli TBMM Grup Toplantısı'nda önemli açıklamalarda bulunuyor.
BAHÇELİ'NİN AÇIKLAMALARINDA ÖNE ÇIKANLAR
Doğru siyaset yanlış zamanda boşadır. Siyasette zamanlama hatası olursa sonuç meçhul olur. Riskin içindeki fırsatı bulmak maharettir.
MHP'nin siyaseti doğrudur, mücadelesi doğrudur. İlkeleri, ülküsü doğrudur.
Trump dünyanın çivisinin çıktığının göstergesidir. Trump küresel çeteleşmeyi savunuyor.
Bugünün hasta adamı ABD'dir. İçeriden çürümüş ve insan kalitesini yitirdiler.
Ayrıntılar geliyor...
BAHÇELİ'NİN AÇIKLAMALARININ TAMAMI
Basiret yoksunu bir siyasî zihniyet, pek çok badireye ve belaya çanak tutacak ortamlar hazırlar, adeta davetiye çıkarır. Dikkat edilmesi ve uyanık olunması gereken en önemli tehlike de budur.
Basiret; hayatı ve siyaseti doğru okumaktır. Başka bir ifadeyle, görünenin ve gösterilmek istenenin ötesindeki yüzleri ya sezgiyle ya da bilgiyle kavrayabilmektir. Esasında hiçbir şey, aşikâr bir şekilde göründüğü gibi değildir.
Bilerek, bularak, arayarak; aklederek, çalışarak, sabrederek, şükrederek, idrak ederek ve gösterime sokulan her ne varsa, ardına saklanan gerçekleri tüm vechesiyle, tüm veçhesiyle görmek mümkündür.
Milliyetçi Hareket Partisi ile Cumhur İttifakı'nın yaptığı ve yapacağı da budur. Fikir demek hayat demektir. Siyaset demektir. Duruş demektir. Duyuş demektir. Durgunluğu aşan eylem demektir.
Fikirlerin kanatları vardır; kimse onların insanlığa ulaşmasını engelleyemez. Hele ki doğru bir fikrin önünde hiçbir bariyer, hiçbir duvar tutunamaz.
Milliyetçi-ülkücü hareketin fikir ve düşünce düzeyi göz kamaştırmaktadır. Bu kapsamda kalem oynatan, kelimelere ruh katan; fikir namusunu siyasî mücadelesinin omurgası yapan, deyim yerindeyse emeğiyle yüreğini birleştiren nice serden geçen gönüller, nice münevver ve mütehassıs isimler davamızın yükselişine her saha ve zeminde hizmet etmişlerdir.
Tasavvur vadisinden fiiliyat sahnesine, fikir evresinden hareket evrenine pek çok zorluğu aşa aşa geçen Türk milliyetçiliği; toplum ve millet nezdinde çok büyük takdir ve sevgiye müstahak olmuştur.
"KURDUN DÜNYASI BAŞKA, SIRTLANIN DÜNYASI BAMBAŞKADIR"
Haklı ve haysiyet mihverine dayalı hiçbir mücadele kolay yollardan geçmemiş; ikbalin düşkünlüğü, davanın itibar ve iffet düzeyiyle değişmemiştir. Pakistanlı âlim, şair, filozof ve politikacı Muhammed İkbal demişti ki: "Aynı gökte uçarlar; fakat karganın dünyası başka, şahinin dünyası başkadır."
Ben de diyorum ki: Kurdun dünyası başka, sırtlanın dünyası bambaşkadır. İnsan, muhabbet üzere yaşamalıdır. Hayatın manasını kavrayabilmek için sevgi ve saygının şart olduğu bilinmelidir.
Sevgi, saygı, merhamet ve vicdanıyla cem olan bir insan; sürülerek yaşamakla Allah rızasına müdahil yaşamayı birbirinden ayırmayı başaran insandır.
"Ben, ben" demeyi bırakarak "biz"e ulaşmayı telkin eden büyük şairimiz Bahtiyar Vahapzade'nin, "Bir hükme, bir fermana ben başımı eğmedim" sözü; ayrılığa, haksızlığa ve millî birliğin kopuşuna karşı bir nevi meydan okuyuştur.
Milliyetçi Hareket Partisi'nin mütemayiz gayesi; benlerden oluşan muazzam çokluğu "biz" kalıbında birleştirmek, bunu da sevgi, saygı, empati, anlayış, hoşgörü, karşılıklı anlayış ve kaynaşma ile gerçekleştirmektir.
14. yüzyılda yaşamış meşhur seyyah İbn Battuta, klasikleşmiş eserinde Anadolu'da ahî zaviyelerinde yapılan toplantı ve ayinlerde herkesin külahını önüne koyarak oturduğunu yazmıştır. Biz de şapkamızı önümüze koyup, nokta zamanla akan zaman arasındaki gelişmeleri doğrusu ne ise o şekilde ele almak; gerekirse fincancı katırlarını ürkütmek amacındayız.
Doğru ne ise onu konuşmalıyız. Üstelik eğmeden, bükmeden; kılı kırk yaran, tecrübeli akıl ve ahlâkın merceğinden karşımızdaki meseleleri dürüstçe okumalıyız.
Aziz dava arkadaşlarım, değerli hanımefendiler, beyefendiler, yapılan bilimsel araştırmalara göre ilk insanın 3 milyon yıl önce, düşünen ilk insanın 1 milyon yıl önce, çağdaş tipte düşünen ilk insanın ise 200 bin yıl önce ortaya çıktığı iddia edilmektedir. Buna rağmen süreklilik içinde devam eden çalışmalar, bu tarihlerin çok daha eskiye dayandığını da göstermektedir. Bizim konumuz; kesintisiz, devam edegelen mezkûr tartışmaların doğruluğu veya yanlışlığı üzerine akıl ve fikir yürütmek değildir.
Anladığımız ve gördüğümüz asıl açmaz, asıl çarpıklık şudur: İnsanlık, iki müessir ve mütemadi sorunu asla çözememiştir. Birincisi birlikte yaşama sorunu, diğeri ise bağlayıcı, ahlâkî, temel değer ve kurallara dayalı bir uluslararası düzen kurma meselesidir.
Meşhur bir filozofun 19. yüzyılda söylediği şu söz de bu iki sorunla mündemiçtir. Buna göre insanlığın iki temel problemi vardır: Birincisi adaletsizlik, ikincisi ise anlamsızlıktır. Adaletsizliğe karşı hukuk, anlamsızlığa karşı da sanat bulunmuştur. Ne var ki ne insan hukuka ne de sanat insana ulaşabilmiştir.
1975 yılından bu yana dünyadaki çatışmaları inceleyen ve İsveç'te kurulu bulunan Uppsala Çatışma Verileri Programı'na göre, günümüzde orta ve büyük ölçekteki çatışma ve savaşların toplam sayısı dünya genelinde 185'e tırmanmıştır. Bu tablo, insanlık namına uyarıcı, kaygılandırıcı ve ürperticidir. Yaklaşık 5 milyar insan, huzursuzluk sarmalında; çatışma ve savaşların odağındadır.
"TRUMP KÜRESEL ÇETELEŞMEYİ SAVUNUYOR"
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın geçtiğimiz günlerde basına verdiği demeçte söylediği sözler, çivisi çıkan, kaosun pençesine düşen dünyanın hâl-i pürmelâlinden başka bir şey değildir. Bir gazetecinin, "Küresel yetkilerinizin herhangi bir kısıtlaması var mı?" sorusuna Trump'ın verdiği cevap aynen şudur: "Kendi ahlâkım, kendi aklım. Beni durdurabilecek tek şey bu. Uluslararası hukuka ihtiyacım yok." Öncelikle bir sorunun cevabı üzerinde düşünmemiz lazımdır: Devlet mi hukukun ürünüdür, yoksa hukuk mu devletin sonucudur?
Siyaset ve hukuk felsefecileri bu soruya uzun yıllar kafa yormuşlardır. Hukuku yapanlarla siyaseti yapanlar, hukuku inşa edenlerle hayatın rotasını çizenler esasında aynıdır. Tarih, kültür ve fikir koordinatlarıyla söyleyecek olursak; hukuk, devlet olma hâlinin mahsulü, devlet ise hukukun ve adalet ruhunun mütemmim cüzüdür. Hukuku yapan devlet, eğer hukuka uymaz ve hukuku çiğnerse; çetelerden ve organize suç örgütlerinden hiçbir farkı kalmayacaktır.
Buradan hareketle diyebiliriz ki, mevcut ve mâhut hâliyle uluslararası hukukun aldığı ölümcül darbeler; küresel mahiyette çeteleşmeyi, devlet altı yapıları ve "gücü yeten yetene" mantığını yaygınlaştıracak; el cümle, korkunç bir durumu yeni ve yıkıcı bir normal olarak tescilleyecektir.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nın savunduğu şey, küresel çeteleşmedir. Bu, vandallığın tahkikidir; şiddete vesileye dayanan siyasetin kıtaları ve coğrafyaları gayriahlâkî, gayrihukukî ve zorbaca bir ablukaya almasıdır.
Küresel kurum ve kuruluşlardan kademeli olarak çekilen Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyayı ateşe sürüklediği, insanlığın sonunu hazırladığı; kıyamet senaryolarına ilkel bir inanç ve politik dağılımla eşlik ettiği artık inkârı son derece güç bir gerçek olarak karşımızdadır.
Bugünkü dünya tablosunda demokrasi; ne arada, ne Araf'ta ne de raftadır. Maalesef hepten kayıp, hepten yok hükmündedir. Yine bugünkü dünya tablosunda özgürlükler, insan hakları ile insani miras ve değerler hazinesi; emperyalizmin hücumuna uğramış, "vahşi Batı" eliyle tahrip ve yağma dönemine girmiştir. Dizginlenemeyen hırslar, freni tutmayan itirazlar insan aklının önüne geçmiştir.
Dip akıntı hâlinde asırlardır devam eden bölüşüm, paylaşım ve hâkimiyet kavgaları; geldiğimiz bu aşamada uluorta yapılır olmuştur. Petrol, doğal gaz, değerli madenler ve mineraller; çatışmaların, savaşların ve aşırı gerilimlerin hem vasıtası hem de motivasyonu hâline gelmiştir.
Ayrıntılar geliyor...

1 ay önce
25










English (US) ·