‘Gelecek bağışıklık sisteminde yatıyor’

1 gün önce 27

Hazan Aköz Işık / hazan.akoz@hurriyet.com.tr

Oluşturulma Tarihi: Nisan 05, 2026 07:00

Kanda dolaşan tümör DNA’sını tespit eden testlerin güvenilirlik oranı arttı ve uzmanlara “Vücutta görüntülenemeyen kanser hücresi olasılığı düşük, artık ilacı kesebiliriz” diyebilecekleri veriler gelmeye başladı. Kan ve lenf bezi kanserleri dışındaki tümörlerde immünoterapi ajanlarının kullanılması da umut veriyor.

Geçen ekim ayında düzenlenen Avrupa Onkoloji Kongresi’nde (ESMO) kan testiyle dolaşımdaki tümör hücrelerinin DNA’larına bakılması konusunda yeni veriler paylaşıldı. Uzmanların tedavinin ilerleyişi hakkında doğru karar vermesini sağlayacak bu testin güvenilirlik oranı bu yıl itibariyle yaklaşık yüzde 50-60’a yükseldi. Sorularımızı yanıtlayan Türk Tıbbı Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı, Acıbadem Kent Hastanesi tıbbi onkoloji uzmanı Prof. Dr. Bülent Karabulut’a göre son dönemde kanser tedavisindeki çığır açan gelişmelerse immünoterapi alanında yaşanıyor.

Kanserli hücrenin tespiti konusunda son dönemde yaşanan en önemli gelişme nedir?

İleri evre bazı kanser hastalarımızda tümör göstergelerinin tamamen iyileştiği bir grup var. Bu hastaları ağızdan ilaçla, kemoterapiyle, akıllı serumla veya immünoterapiyle tedavi ediyoruz. Radyolojik olarak bir tümör görüntülenmiyor ya da kanda ‘tümör markerları’na, yani tümör göstergelerine rastlanmıyor. İşte bu gruptaki en büyük sıkıntımız ilacı ne zaman keseceğimize dair elimizde bir verinin olmaması. Bazılarında belki hastalık bir daha hiç tekrar etmeyecek ama kombine toksik tedaviler vermeye devam ediyoruz. Tüm dünyadaki onkoloji uzmanlarının sorunu şu: Eğer bu ilaçları kesersek hastalık geri gelir mi? Geçen ekim ayında düzenlenen Avrupa Onkoloji Kongresi’nde (ESMO) bizi heyecanlandıran bir gelişme oldu. Kan testiyle dolaşımdaki tümör hücrelerinin DNA’larına bakılması konusunda yeni veriler paylaşıldı.

Kanda dolaşan tümör DNA’sı testi daha önce de vardı. Ne değişti?

Bu test ilacı ne zaman keseceğimize dair çok önemli bir ışık yaktı. “Vücutta görüntülenemeyen kanser hücresi olasılığı çok düşük, artık bu ilacı kesebiliriz” diyebileceğimiz veriler gelmeye başladı. Evet, dolaşımdaki tümör hücrelerinin DNA’larıyla alakalı testler senelerdir yapılıyor. Hatta evre iki kolon kanserinde standart oldu. Ama en önemli şey güven sorunuydu. Doğru karar vermemizi sağlayacak, testin güvenilirlik oranı bu yıl itibariyle yüzde 50-60 aralığına geldi. Amaç bu oranı yüzde 85’in üzerine çıkarmak. O zaman ileri evre hastalarda tedavileri güvenle kesebileceğiz.

Kansere yakalanma riskini herhangi bir yöntemle tespit mümkün mü?

Bazı viral enfeksiyonlar, karaciğer kanserleri gibi, hepatit C ve hepatit B virüsünün varlığı bir risk faktörü. Rahim ağzı kanserinde human papilloma virüsü (HPV) ya da nazofarenks (geniz bölgesi) kanserinde epstein-barr virüsü de öyle. Yalnız kimin kanser olacağına bakmak için gen testi de yapılıyor ama çok komplike bir olay.

Kişinin kanser geni taşıyıp taşımadığı bu testlerle anlaşılıyor mu?

Evet ama kitlesel olarak, milyonlarca insana çoklu gen analizi yaptığınızda bunun ekonomik karşılığını hiçbir ülke kaldıramaz. Ayrıca sosyolojik tarafı da var. Yani durup dururken ailesinde kanser riski olmayan biri “Ben gidip genlerime baktırayım” dese, orada anlamını bilemeyeceğimiz ufak genomik değişiklikler bulabiliriz. Zaten tüm dünyada ve ülkemizde kanser fobisi had safhada. O zaman da ciddi bir anksiyete yaşanabilir. O yüzden bu testler kurallara bağlanmış durumda. Kişinin birinci dereceden aile üyelerinde kansere yatkınlığa sebep olacak bir mutasyon varsa taramaya gidilebiliyor. Testin yapılıp yapılmayacağına da onkoloji uzmanı ve tıbbi genetik uzmanı karar veriyor.

Standart kan testlerinde herhangi bir değer, kanser konusunda öngörü sunar mı?

Asla. Halk arasında CA (kanser antijeni) denen kan değerleri bir kanser taraması olarak kullanılamaz. Çünkü bunlar kanser spesifik testler değil, hata oranları çok fazla. Yani basit enfeksiyonlarla, hiçbir sebebi olmadan da bunlar yükselebilir. Çok istisnai bazı durumlar var: hepatit B ya da hepatit C
taşıyıcısıysanız, aktif bir hastalığınız varsa 6 ayda bir alfa feto protein (AFP) değerlerine bakılabilir.
Ya da prostat için prostat spesifik antijen (PSA) değerleri kontrol edilebilir.

Tedavi konusunda en çok umutlandığınız gelişme hangisi?

Cerrahiden nükleer tıbba, radyolojiden patolojiye her alanda çok gelişme var ama sorunun net cevabı bağışıklık sistemi, yani immünoterapiden geçiyor. CAR-T tedavisi (Hastanın kendi bağışıklık sistemi hücrelerinin laboratuvarda değiştirilerek kanserli hücreyi tanıyıp yok etmesi) hematolojik tümörlerde standardımız oldu. Solid tümör dediğimiz, yani kan kanseri ya da
lenf bezi kanserleri dışındaki tümörlerde henüz emekleme aşamasındayız. Ama orada bile şu anda daha basit immünoterapi ajanlarını birçok kanserde kullanıyoruz. Tedavi şansı olmayan hastaların şifalandığını görüyoruz. İmmünoterapinin daha üst segmentleri geliyor; bu ilaçlar kemoterapi veya akıllı ilaçlarla kullanıldığında başarı oranları artıyor. Gelecek, tümörün DNA’sında ve bağışıklık sisteminde yatıyor.

‘Teşhis yöntemlerinde işimize yarayacağı kesin’

Kanser tedavisinde yapay zekâ desteği şu anda hangi aşamada?

Klinisyenler için yapay zekâ tavsiye vermenin ötesine geçemeyecek gibi geliyor, en azından şu anki teknolojiyle durum böyle. Ama tanısal anlamda, örneğin radyolojide, patolojide ve nükleer tetkiklerde biz kendi merkezimizde de kullanıyoruz yapay zekâları. Ama yine de hekimin okumasıyla yapay zekânınkini füzyon yapıyoruz. Bunun nedeni de hastaların her birinin kendine ait çok spesifik özelliklerinin olması. Ama yapay zekânın hayatımızı kolaylaştıracağı, hızlandıracağı, hata oranlarımızı düşüreceği, görüntüleme ya da teşhis yöntemlerinde işimize çok yarayacağı kesin.

Habere git