04.17'de zaman durdu, Türkiye durmadı! Asrın felaketinin üzerinden 3 yıl geçti...

1 hafta önce 37

6 Şubat 2023... Zamanın 04.17’de durduğu o anın üzerinden tam üç yıl geçti. Merkez üsleri sırasıyla Kahramanmaraş'ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan, 7,7  ve 7,6 büyüklüklerindeki iki deprem, 120 bin kilometrekarelik alanda 11 il, 124 ilçe, 6929 köy ve mahallede ağır yıkımlara neden oldu.  "Sesimi duyan var mı?"Bugün, asrın felaketinin yıl dönümünde sadece kaybettiğimiz canları anmıyoruz; aynı zamanda insanlık onurunun, dayanışmanın ve yaşama tutunma iradesinin yazdığı destansı hikayeleri de yeniden hatırlıyoruz.Beton yığınlarının arasından uzanan o küçük elleri, günlerce uykusuz kalarak tırnaklarıyla enkaz kazıyan isimsiz kahramanları ve Türkiye’nin dört bir yanından bölgeye akan karşılıksız sevgi köprülerini hafızalarımızda taze tutuyoruz.               Bu haberimizde, sadece yıkımı değil; karanlığın içinden süzülen mucizevi kurtuluş anlarını, "imkansız" denilen saatlerde gelen müjdeleri ve bir tas çorbayı bölüşerek büyüyen o devasa dayanışma ruhunu işliyoruz. Çünkü biliyoruz ki; binaları yıkan deprem olsa da, insanı ayakta tutan o kopmaz dayanışma bağıdır.

6 Şubat 2023... Zamanın 04.17’de durduğu o anın üzerinden tam üç yıl geçti. Merkez üsleri sırasıyla Kahramanmaraş'ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan, 7,7  ve 7,6 büyüklüklerindeki iki deprem, 120 bin kilometrekarelik alanda 11 il, 124 ilçe, 6929 köy ve mahallede ağır yıkımlara neden oldu.

Peş peşe meydana gelen 2 depremde 53 bin 537 canımızı yitirdik, 107 bin 213 vatandaşımız da yaralandı. 14 milyon vatandaşımızı doğrudan etkileyen depremler etki alanı bakımından dünya literatürüne geçti. Türkiye'yi yasa boğan o karanlık gecenin sabahında yükselen tek bir ses, milyonları tek yürek haline getirdi: "Sesimi duyan var mı?"

Bugün, asrın felaketinin yıl dönümünde sadece kaybettiğimiz canları anmıyoruz; aynı zamanda insanlık onurunun, dayanışmanın ve yaşama tutunma iradesinin yazdığı destansı hikayeleri de yeniden hatırlıyoruz.

Beton yığınlarının arasından uzanan o küçük elleri, günlerce uykusuz kalarak tırnaklarıyla enkaz kazıyan isimsiz kahramanları ve Türkiye’nin dört bir yanından bölgeye akan karşılıksız sevgi köprülerini hafızalarımızda taze tutuyoruz.

Bu haberimizde, sadece yıkımı değil; karanlığın içinden süzülen mucizevi kurtuluş anlarını, "imkansız" denilen saatlerde gelen müjdeleri ve bir tas çorbayı bölüşerek büyüyen o devasa dayanışma ruhunu işliyoruz. Çünkü biliyoruz ki; binaları yıkan deprem olsa da, insanı ayakta tutan o kopmaz dayanışma bağıdır.

6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. O geceden geriye yalnızca yıkım değil, enkaz başlarında bekleyen binlerce insan, günlerce süren arama kurtarma çalışmaları ve birbirini hiç tanımayanların kurduğu dayanışma kaldı.

Güncellenme Tarihi:06.02.2026 - 08:48

Bugün, 6-7 Şubat depremlerinde yaşanan kurtarma anlarını ve dayanışma örneklerini hatırlatıyoruz.

Enkaz altından çıkarılan her hayat, arama kurtarma çalışmalarının simgesi olurken, bu anların etkisi yalnızca o günlerle sınırlı kalmadı.

Aradan geçen üç yıla rağmen deprem, kayıp duygusu, güvensizlik ve travma başta olmak üzere psikolojik etkileriyle birçok kişinin yaşamında iz bırakmayı sürdürüyor.

Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu Hürriyet'e yaptığı açıklamada deprem sonrasında yaşanan travmaların zayıflık ya da hastalık değil, normal tepkiler olduğuna dikkat çekti ve ne zaman destek alınmalı sorusunun cevabını verdi.

AKILLARA KAZINAN ANLAR...

Depremden sadece saatler sonra gözyaşlarını silip ayağa kalktı Türkiye. Devlet tüm imkanları ile bölgedeyken kurtarma çalışmaları için birçok ülkeden de yardım eli uzandı.

Vatandaş Van'dan Edirne'ye kadar sel olup yola düştü. Kimi kıyafet, kimi yiyecek, kimi insani malzeme topluyordu. Ne ihtiyaç varsa yüklendi TIR'lara. Hız limitleri yoktu yollarda...

6 Şubat depreminde acının sembolü olan Mesut Hançer

6 Şubat depreminde acının sembolü olan Mesut Hançer

ENKAZ ALTINDAKİ KIZININ ELİNİ BIRAKMAYAN BABA

Kahramanmaraş depreminde enkazın altında kalan 16 yaşındaki kızı Irmak Leyla Hançer'in elini bir an olsun bırakmayan Mehmet Hançer'in görüntüsü asrın felaketinin simgelerinden biri oldu. 

Çaresiz babanın yaşadığı büyük acı, toplumun her kesiminde derin bir yankı uyandırdı. Türkiye'nin her yerinden binlerce insan Hançer ailesine destek olmak için seferber oldu. Bir iş insanının desteğiyle aileye yeni bir ev alındı ve Hançer, kızının anısını yaşatmak için hayata tutunmaya çalıştı.

GÖREVİNİN BAŞINDA BİR KAHRAMAN: ŞEYMA HEMŞİRE 

Deprem anında insanın en temel içgüdüsü olan "kaçma" duygusunu, meslek aşkı ve sorumluluk bilinciyle bastıran Şeyma Alakuş, o karanlık gecenin unutulmaz kahramanlarından biri oldu. 

Gaziantep'teki bir hastanenin çocuk servisinde görevli olan Şeyma hemşire, sarsıntı başladığı anda dışarı koşmak yerine, hiç tereddüt etmeden çocuk hastaların yanına koştu. 

Güvenlik kameralarına yansıyan o anlarda; şiddetli sarsıntıya rağmen koridorda hızla ilerleyişi ve kuvözdeki bebekleri korumak için gövdesini siper edişi, fedakarlığın en saf halini tüm dünyaya izletti.

SARSINTI SIRASINDA DEPREMZEDENİN AMELİYATINA DEVAM ETTİLER

Depreme Malatya’da yakalanan 62 yaşındaki Kenan Karadağ, 10 saat enkaz altında kaldı ve bacağı kesilerek kurtarıldı. Hastaneye kaldırılan Karadağ'a müdahale edildiği sırada, Elbistan merkezli ikinci deprem meydana geldi.

Deprem anında hastanenin acilindeki bir köşede Karadağ’a müdahalede bulunan doktorlar, sarsıntıda baygın halde olan Karadağ'ın sedyesini tuttu ve hastanın depremden zarar görmesini engelledi. O anlar da güvenlik kamerasına yansıdı.

Büyük bir özveriyle görevini yerine getiren Doç. Dr. Okan Aslantürk, “Onu takip etmek gerekiyordu, o halde bırakmamız ölmesi demekti. İlk anda bıraksaydık sedyeden düşecekti. Tutmak zorunda hissettim. Ailem de hastanedeydi, odamda bekliyorlardı, o an onları düşünemiyorsunuz. Çünkü hastanın sedyesinin bir tarafı açık, hastanın başından ayrılamadık" değerlendirmesini yaptı.

TIRINI SON SÜRAT SÜRDÜ, KAHRAMANMARAŞ’A 9 SAATTE VARDI

Depremlerin ardından afet bölgesine iş makinesi taşıyan TIR'ın şoförü Kazım Budak, bölgeye bir an önce varabilmek için aracını son sürat sürdü.

Evde istirahat halindeyken şirketten aradıklarını ve deprem bölgesine makine götürmesini istediklerini aktaran Budak, “Sürat kadranını, devir saatini kapattım” dedi. 45 yıllık şoför, İstanbul’dan Kahramanmaraş’a 1200 kilometrelik yolu 9 saatte gitti.

BAKÜ’DEN ATLADI ARABASINA, KARDEŞ ÜLKEDEN YARDIM GETİRDİ

Azerbaycanlı Server Beşirli, ilk olarak köyünde topladığı yardım malzemelerini çok eski görünen arabasına yükleyip Bakü’deki yardım merkezine ulaştırmasıyla gündeme gelmişti. Beşirli daha sonra topladığı yorganları ve yatakları arabasına yükleyip Türkiye’ye gelerek, Adıyaman’da arama-kurtarma çalışmalarına katıldı.

Beşirli, "Baktık gördük ki kardı, soğuktu. Giyim lazımdı, yatacak lazımdı. Elimizden gelen oydu, onu getirdik" diyerek, iki kardeş ülkenin, Türkiye ile Azerbaycan’ın arasındaki dayanışmayı tekrar hatırlattı.

MİNİK HAZAL CEVABIYLA HERKESE MORAL AŞILADI

Hatay'ın Antakya ilçesinde enkaz altında kalan 5 yaşındaki Hazal ve annesi Betül Güner’e ekipler 72 saat sonra ulaşabildi. Annesinin kucağında yaşam savaşı yürüten Hazal, sağlık ekiplerine verdiği cevabıyla da herkese moral aşıladı.

Kendisini kurtaran ve etrafında dört dönen ekiplerin ''Su ister misin?'' sorusuna ''Yok daha muayene olmadım'' cevabını veren minik kız, ekiplerin ve izleyenlerin yüzünde tebessüme neden oldu.

MEKSİKALI KÖPEK PROTEO, ARAMA-KURTARMA ÇALIŞMALARI SIRASINDA YAŞAMINI YİTİRDİ

Depremlerden sonra arama kurtarma faaliyetleri için Meksika'dan Türkiye'ye gelen 150 kişilik ekipte Proteo isimli köpek de vardı. Proteo, deprem bölgesinde enkazdan üç kişinin sağ çıkarılmasını sağladı.

Fakat Türkiye, deneyimli arama-kurtarma köpeği için son görev oldu. Buradaki çalışmalar sırasında rahatsızlanan Proteo’nun 15 Şubat’ta hayatını kaybetmesi herkesi derinden üzdü.

‘DANIEL BURADA, KORKMA, TAMAM MI?’

Almanya’dan Hatay’a gelen 150 kişilik arama-kurtarma ekibinde yer alan Daniel isimli görevlinin enkaz altındakilerle Türkçe konuştuğu anlar kalpleri ısıttı.

Daniel’in depremzedeye ismiyle ve yarı Türkçe, yarı İngilizce hitap ederek, “Zeynep Hanım, Daniel here, korkma, okay (Zeynep Hanım, Daniel burada, korkma, tamam mı)” demesi, yardımlaşmanın dilinin herkes için aynı olduğunu gösterdi.

ADIYAMAN’DAKİ SAAT KULESİ ÜÇ YILDIR 04.17’Yİ GÖSTERİYOR

Adıyaman'ın simgelerinden saat kulesi, depremin üzerinden geçen üç yılın ardından hâlâ sarsıntının meydana geldiği 04.17'yi gösteriyor.

Deprem anında duran saatin tadilatına ilişkin kentte tartışmalar başladı. Bunun üzerine Adıyaman Belediyesi, Eylül 2023'te yaptığı kamuoyu araştırmaları sonucunda saatin yeniden çalıştırılmamasına karar verdi.

3,5 AYLIK BEBEK, 5 GÜN SONRA ENKAZDAN ÇIKARILDI, GÜLEN YÜZÜ KALPLERİ ISITTI

Depremden 128 saat sonra enkazdan kurtarılan Vatin bebek, etrafa saçtığı gülücüklerle herkesin kalbini ısıttı, yüreklere umut serpti.

Kurtarıldıktan sonra sağlık çalışanının parmağını emen Vatin’in ailesi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından bulundu. İki kardeşi ile babasının depremde hayatını kaybettiği öğrenilen bebek, hastanede tedavi gören annesine teslim edildi ve bir mucizevi kavuşma daha yaşandı.

ENKAZDAN ÇIKARDIĞI KEDİ CANYOLDAŞI OLDU

İtfaiye eri Ali Çakas, Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde enkazdan çıkardığı kediyi sahiplendi. Diğer itfaiye erleriyle birlikte enkazdan 129. saatte 5 kişiyi, 2 kediyi ve 3 muhabbet kuşunu sağ çıkaran Çakas, sahibini bulamadıkları kediyi ise kendi sahiplendi.

Kediyle birlikte çok güzel günler geçtiğini dile getiren Çakas, "Onun gibi ben de programlı oldum. Düzenli uyuyor ve düzenli kalkıyoruz. Yalnızlığı seven bir insanım. Yalnızlığımın dostu oldu. Ben Enkaz'ı kurtardım, Enkaz da beni kurtardı" diye konuştu.

MUCİZE KURTULUŞLAR

ENKAZDAN KURTARILDI, GÜLÜMSEMESİ UMUT OLDU

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) itfaiye ekipleri, Hatay’da depreme yakalanan 36 yaşındaki Ergin Güzeloğlan’ı afetin 5’inci gününde enkazdan çıkardı. Güzeloğlan’ın yüzündeki gülümseme herkese umut oldu. 

82 YAŞINDAKİ KADIN ÜÇ GÜN SONRA KURTARILDI

Asrın felaketinde enkazdan kurtarılan her bir can bir umut demekti. 3,5 aylık bebekten 82 yaşındaki kadına kadar, kurtarılan herkes memleketin dört bir yanında buruk bir sevinçle karşılandı.

Elbistan’da yaşayan 82 yaşındaki Hatice Korkut da depremin üçüncü gününde enkazdan çıkarılmıştı.

AİLECEK 5 GÜN SONRA ÇIKARILDILAR

Ailesiyle enkaz altında kalan hemşire Helin Oktay ve yakınları depremden 102 saat sonra, birbirlerine sarılmış vaziyette beklerken enkazdan çıkarıldı.

Annesi, babası ve üç kardeşiyle birlikte yardım bekleyen Helin hemşire, “48 saat boyunca ses verdik, sesimizi duyan olur diye bekledik. Ama zaman uzayınca umudumuz tükenmeye başladı. ‘Sesimizi duyan var mı?’ çağrısını duyunca kurtulacağımızı anladık. Ölümün kıyısından hayata döndük” dedi.

 ‘ARADIĞIMIZ KİŞİYDİ, DIŞARIDAKİLERDEN SAĞLAMDI’

Kahramanmaraş’ta arama-kurtarma faaliyetleri yürüten İnegöl Doğal Afetler Arama Kurtarma (İNDAK) ekipleri imdat sesi üzerine yedi katlı bir binanın enkazına yöneldi. Ekipler, 42 yaşındaki Melike İmamoğlu’nu enkazdan 222. saatte sağ olarak çıkardı.

Ekipte yer alan Kılıç yaşadıklarını, 'İçerden 'İmdat' diye ses geldi. Ayaklarımızın bağı kesildi, sevinçten havaya uçtuk. Kontak kurduk. Aradığımız kişiydi. Sağlamdı. Dışardakilerden daha iyiydi. Anlatacak bir şey bulamıyorum' sözleriyle anlattı.

İNDAK ekip şefi Eyüp Köksal ise, “Melike İmamoğlu’nun ev ihtiyacı ve eşyalarını biz karşılayıp, ona yeni bir hayat kuracağız” sözünü verdi.

TRAVMALAR SÜRÜYOR

6 Şubat 2023’de yaşanan ve tarihe Kahramanmaraş depremleri olarak geçen zorlu dönemin üzerinden üç yıl geçti. Üç yıl uzun bir zaman gibi görünse de depremin travmaları çok fazla insan için hâlâ devam ediyor.

Depremi birebir yaşayanlar hem fiziksel hem de ruhsal anlamda en çok yaralananlar oldu. Kayıplar yaşadılar, evlerini kaybettiler. Deprem sonrası ise, bazen depremin kendisinden bile daha sarsıcı olabiliyor.

Deprem sonrasının iki şekilde olduğu söyleyen Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu, “Birincisi depremi doğrudan yaşayanlar, ikincisi ise depremi birebir yaşamayıp görüntüler, haberler ya da yakınlarının yaşantıları aracılığıyla olaya tanıklık edenler. Depremi doğrudan yaşamayan ancak bu sürece yoğun biçimde tanıklık eden kişilerde ikincil travma olarak adlandırılan ruhsal etkilenmeler görülebilir. İkincil travma sonrası suçluluk, empati yorgunluğu, kaygı, gelecek korkusu görülebilir” dedi.

‘Zayıflık ya da hastalık değil, normal tepkilerdir’

“Deprem, bireyin ve toplumun güvenlik algısını sarsan bir olaydır. Sağlıklı bir psikolojinin temelinde güvende olma duygusu yer alır. Kişi kendisini ya da sevdiklerini güvende hissetmediğinde; kaygı artışı, sürekli tetikte olma, kaybetme korkusu, uyku bozuklukları, iştah değişimleri, irkilme, odaklanma güçlüğü ve bedensel yakınmalar gibi tepkiler ortaya çıkabilir” diyen Pelin Ankay Kudu ekledi:

“Bu tepkiler deprem sonrası dönemde normal ve beklenen psikolojik tepkilerdir. Tepkilerin şiddeti ve süresi; depremin büyüklüğü, kişinin yaşadıkları, kayıpları, destek sistemleri ve daha önceki yaşam deneyimleriyle yakından ilişkilidir. Deprem sonrası yaşanan bu belirtiler bir zayıflık ya da hastalık göstergesi değil, anormal durumlara verilen normal tepkilerdir.”

 ‘Ya yeniden olursa’ korkusu...

Hemen herkes depremle ilgili aynı korkuyu yaşıyor: Ya yeniden olursa...

Pelin Ankay Kudu’ya göre bu noktada en önemli kavramlardan biri afet kültürü. Toplumda çocuklardan yetişkinlere kadar afet bilincinin gelişmesi, afet öncesinde aile içi planlamaların yapılması büyük önem taşıyor. İnsanlar bilmedikleri ve kontrol edemedikleri durumlardan daha çok korkuyor. Ancak bir konu hakkında bilinçlendikçe, o konuya dair düşüncelerimizi ve kaygımızı yönetmemiz mümkün hâle geliyor.

Deprem sonrası “ya yeniden olursa” düşüncesinin oldukça yaygın ve çoğu zaman beynin tehlike algısının hâlâ aktif olmasından kaynaklandığını anlatan Kudu, “Travma sonrası zihin, kişiyi korumak amacıyla olası risklere karşı sürekli tetikte kalır. Bu durum kısa vadede anlaşılır ve doğaldır; ancak uzun vadede kişinin günlük yaşama ve rutine dönmesini zorlaştırabilir.

Bu duyguyla baş edebilmenin ilk adımı, korkuyu bastırmaya çalışmak yerine bunun insani ve anlaşılır bir tepki olduğunu kabul etmektir. Ardından yeniden güven duygusu geliştirebilmek için küçük ve kontrollü adımlarla rutine dönmek önemlidir. Günlük yaşamı tamamen askıya almak yerine, basit ve öngörülebilir rutinler oluşturmak beyne “şu an güvendeyim” mesajı verir” dedi.

Pelin Ankay Kudu ayrıca doğru ve sınırlı bilgiyle temas etmek, sürekli deprem haberlerine ve görüntülerine maruz kalmamak; bedensel regülasyonu destekleyen nefes, gevşeme ve topraklanma egzersizleri yapmanın kaygıyı azaltacağını söyledi.

Ne zaman destek almalı?

Kudu, deprem sonrası yaşanan tepkilerin çoğunun zamanla azaldığını söyledi, “Ancak belirtiler azalmıyor; günlük yaşamı ve rutinleri belirgin biçimde bozuyor, kişi sürekli tetikte hissediyor, kaçınma davranışları artıyor ya da uyku, iştah ve duygudurum sorunları kalıcı hâle geliyorsa, ruh sağlığı uzmanından destek alınmalıdır. Aynı zamanda belirtiler uzun sürmese bile kişi, kendini baş etmekte zorlanıyorsa ruh sağlığı uzmanından destek alabilir” diye konuştu.

Deprem anında neden panikliyor ya da donakalıyoruz?

Çoğumuz deprem anında yapılması gerekenleri biliyoruz; çöp-kapan-tutun. Fakat bazılarımız deprem anında her şeyi unutuyor, panik yapıyor ya da donakalıyor. Peki, neden deprem anında bildiklerimizi unutuyoruz?

Klinik Psikolog Beril Pabuççuer, “Beklenmeyen ani gelen tehlike esnasında insanların ne yapacaklarına dair üç temel güdü belirir. Bu; kaçmak, savaşmak ya da donakalmak... O an otomatik refleksif gelişir ve kontrol edilebilir olmaz. Vücudumuzda hormonal ve fizyolojik etkilerle desteklenir. Bu tamamen bedenin hayatta kalmak için verdiği bir yanıt” dedi.

Deprem anında sakin kalmanın püf noktası nedir?

“Deprem anında sakin kalmak ve en doğru tepkiyi vermek kesinlikle mümkün. Fakat her birey bunu başarabilir diyemeyiz. Tepkilerimiz bireysel olarak hem psikolojik hem de nörolojik bir temele bağlı. Ancak telaşa kapılmamak, tepkileri yönetebilmek için bilişsel ve psikolojik hazırlık yapmak şart” diyen Uzman Klinik Psikolog Dilara Sayar ekledi:

“Bunun için stres yönetimi konusunda kişilerin kendilerini geliştirmeleri gerekir. Kontrol edilebilen stres kişiyi tehlikelerden korur ve sağlıklı tepkiler vermesini sağlar, kontrol edilemeyen stres ise aşırı tepkiler ve yanlış kararlara neden olur. Diğer yandan psikolojik sağlamlığın kazanılması ve güçlendirilmesi çok önemli. Psikolojik sağlamlığı olmayan kişiler stresi kontrolsüz yaşarlar.”

Çocuklara depremi nasıl anlatmalı?

Depremler yetişkinler kadar çocukları da etkiliyor, hatta bazen çocukları daha fazla etkiliyor. Kimisi yaşananların farkında olmazken kimisi ise ciddi travmalarla mücadele edebiliyor. Çocuklara depremi doğru şekilde anlatmak, onların bu durumdan hayat boyu nasıl etkileneceği ve baş edeceğini şekillendiriyor.

“Çocuklara depremi anlatmak deprem anı veya depremin hemen sonrasına bırakılmamalı. Aslında bu sadece deprem değil, diğer doğal afetler için de geçerli. Çocuğun yaşına uygun anlayabileceği basit ve gerçek bilgi vermek, sakin ve güven verici olmak, hazırlık sürecinde katılıma izin vermek, oyun ve hikâyelerle öğretmek, soru ve duygulara alan açmak gerekir” diyen Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil şu detayları verdi:

-- 3 yaş grubundaki çocuklar bazı şeyleri daha net anlamaya başlarlar ama hala hayal ve gerçek arasındaki sınırlar çok net değildir. Depremin ne olduğunu basit bir şekilde anlatabilirsiniz: “Bazen yerin altındaki taşlar birbirine sürtünür, o zaman yer biraz sallanır ama biz ne yapacağımızı biliyoruz” şeklinde depremi tanımlayabiliriz. 3 yaş grubu çocuklara deprem gibi karmaşık ve potansiyel olarak korkutucu bir konuyu anlatırken oyun en etkili araçlardan biridir. Bu yaş grubunun dünyayı hareket ederek, görerek ve oynayarak keşfettiğini unutmayalım.

-- 7 yaş civarındaki çocuklar, bilişsel gelişim olarak ‘gerçek’ ve ‘hayal ürünü’ ayrımını yapabilecek noktaya gelirler. Dolayısıyla, daha büyük çocuklara yani 7 yaş ve üzerindeki çocuklara deprem gibi ciddi konularda yaklaşımımız hem dürüst hem de destekleyici olmalıdır.

--Bu yaşta çocuklar "bize bir şey olmaz" gibi yanıltıcı cümleleri sorgularlar. Eğer bir deprem yaşanmışsa veya haberlere yansımışsa, tamamen görmezden gelmek güvensizlik yaratır. Şu ifadeleri kullanabilirsiniz: “Evet, deprem doğada zaman zaman olan bir olaydır. Ama biz önlem alırsak, kendimizi daha güvende hissederiz. Tıpkı yangın çıkarsa çıkışı bilmemiz gibi.”

--7 yaş ve üstü çocuklar özellikle şunları sorabilir: “Bize de olacak mı?”, “Evimiz yıkılır mı?”, “Ya seninle beraber olmazsam?” Bu soruları cevapsız bırakmak ya da "sen bunları düşünme" demek onları yalnızlaştırabilir. “Bize de olabilir ama biz önlem alırsak zarar görme ihtimalimiz azalır. Ben her zaman seni korumak için elimden geleni yapacağım” diyebilirsiniz.

Çocukları deprem haberlerinden tamamen uzak mı tutmalıyız?

Buse Başakgil’e göre, çocukları deprem haberlerinden tamamen uzak tutmak gerekmez ama nasıl ve ne kadarına maruz kaldıkları mutlaka ebeveynin rehberliğinde olmalıdır. Peki nelere dikkat etmeliyiz?

Travmatik görüntülerden koruyun: Yıkılmış binalar, enkaz altındaki insanlar, ağlayan kişiler gibi görüntüler 7-8 yaşındaki çocuklar için bile yoğun duygusal yük oluşturabilir. Bu yüzden görüntülü haberler yerine, konuşarak açıklama yapmayı tercih edin.

Süreyi sınırlayın: Haber izleme süresi kısa tutulmalı. Uzun süre maruz kalmak hem korkuyu hem çaresizlik hissini artırır.

Soru sormalarına izin verin: “Sana bu haberler ne hissettirdi?” diye sorun. Korktuklarını söylerlerse küçümsemeyin, “Korkmuş hissetmen çok normal, ben de izlerken üzülüyorum ama biz elimizden geleni yapıyoruz” deyin.

Alternatif içeriklerle destekleyin: Kurumların hazırladığı yaşa uygun videolar, kitaplar veya çizgi filmlerle depremi anlatmak daha etkili ve güvenli olabilir.

Habere git