Yol boyunca öğrenmeyi sevenlerdenim

3 hafta önce 42

* “Succession” sizin için kapıları açtı. Peki sonrasında hangi projelerde yer alacağınıza karar vermek ne kadar zordu?

Evet, çok zor bir süreçti. Çünkü “Succession” kariyerimi değiştiren, çok büyük ve inanılmaz bir dönüm noktasıydı. O nedenle sonrası için yaklaşımım hep şuydu: Birbirinden farklı işler seçmek ve asla kıyaslamamak. Çünkü “Succession” hem yaşadığım deneyim hem de kurduğu dünya açısından kolay kolay üzerine çıkılabilecek bir şey değil. Benim için çok şey ifade etti. Yeni bir şey ararken en önemli kriterim, gerçekten farklı olmasıydı.

* Son dönemde gerçekten çok güçlü bir ivme yakaladınız. Dengeyi kurarken neyi aklınızda tutuyorsunuz?

- Bir anne olarak olabildiğince anda kalabilmek. Kızımın yanında olabildiğim kadar olmak ve onun yaratıcı, hayal gücüyle dolu dünyasına dahil olabilmek. Şu anda 2.5 yaşında ve hayal dünyasını gerçekten geliştirmeye başladığı harika bir döneme girdi. Bebeklerle, oyuncak ayılarla oynuyoruz; bir bakıyoruz havuzdayız, sonra sahile gidiyoruz. Sürekli başka bir dünyaya geçiyoruz. Dengeyi de böyle kuruyorum; o oyunun içine girdiğimde...

Yol boyunca öğrenmeyi sevenlerdenim

HEPİMİZ ZORLUKLARIN ÜSTESİNDEN GELEBİLİRİZ

* Yapımcı olarak sizi “All Her Fault” dizisine ve ele aldığı temalara ne çekti?

- Beni çeken en önemli şeylerden biri, bunun bir gerilim hikâyesi olmasıydı. Daha önce bu anlamda gerçek bir gerilim türünde çok fazla yer almamıştım. Ayrıca hikâyenin heyecanlandıran çok güçlü bir sürprizi, iyi bir ters köşesi vardı. Bütün o dramatik sahnelerin ve karakterlerin içine giriyorsunuz; bir yandan işinde çok başarılı, aynı zamanda anne olan bir kadını canlandırıyorsunuz. Bu benim için çok ilginçti. Çünkü ekranda çoğu zaman başarılı kadınların annelik meselesiyle ilişkisi biraz yük gibi gösterilebiliyor. Çocuk yetiştirmek sanki başlarına gelen zorunlu, can sıkıcı bir şeymiş gibi anlatılabiliyor. Ama bu hikâyede Marissa hem işinde var olmak hem de çocuğunun hayatında gerçekten yer almak istiyor.

Ve asıl soru da burada başlıyor: İnsan ikisini birden nasıl dengeler?

* Hem yapımcı hem başrol olmak nasıl bir odaklanma gerektiriyor?

- Bir keresinde gerçekten zorlandığım, neredeyse dağıldığım bir an yaşarken, kız arkadaşlarımdan biri bana mesaj attı: “Merak etme, zor şeylerin üstesinden gelebilirsin.” Bu kadar basit bir cümle... Benim için çok sade bir mantra oldu.

Hepimiz zor şeylerin üstesinden gelebiliriz; yeter ki her şeyi bir anda çözmeye çalışmak yerine adım adım ilerleyelim.

Bir de şu söz var ya: “Bir fili nasıl yersin? Her seferinde bir lokma alarak.” Çok doğru. Çünkü bir fili yemenin başka yolu yok. Göz korkutucu görünen şeyler de ancak küçük adımlarla aşılabiliyor.

KADIN DOSTLUĞUNDAN GÜÇ ALIYORUM

* Dizi; annelik, suçluluk duygusu, yargılanma, dedikodu, yanlış şüpheler, kadın dostluğu gibi pek çok tema üzerine kurulu. Sizi en çok hangi tema etkiledi?

- Kesinlikle annelik ve kadın dostluğu. Bunlar şu anda hayatımda çok güçlü ve çok belirgin şekilde var olan konular. Özellikle kadın dostluğu, gerçekten yaslandığım, güç aldığım bir şey.

Bunu ekranda görmek de bence çok güzel. Buradaki kadınlar birbirleriyle rekabet halinde değil. Aslında şartlar gereği suçu birbirlerine atma, “Onun hatası, bunun sorumlusu o” deme noktasına gelebilirlerdi. Ama bunu yapmıyorlar. Bir arada durmayı tercih ediyorlar.

* Senaryoyu ya da kitabı ilk elinize aldığınızda, suçlunun kim olduğunu öğrenmek için hemen son sayfaya mı baktınız?

- Hayır, kesinlikle o insanlardan biri değilim. Adım adım keşfetmeyi tercih ediyorum. Olayların nasıl geliştiğini, gerçeğe nasıl ulaşıldığını okudukça anlamak daha keyifli oluyor. Yol boyunca öğrenmeyi sevenlerdenim.

Yol boyunca öğrenmeyi sevenlerdenim

‘AKLINI YİTİRECEKMİŞ GİBİ OLMA’ HİSSİNE TUTUNDUM

* Dizi, en büyük kâbuslarından birini ele alıyor; canlandırdığınız karakterin çocuğu kayboluyor. Bu durumu yaşayan annelerle konuştunuz mu?

- Hayır çünkü bu konuyu konuşmak çok sarsıcı. Üstelik kaybolan çocukların bulunma ihtimali de ne yazık ki çok düşük. Bu yüzden kimsenin içinde zor, acı verici anıları yeniden canlandırmak istemedim. Ama internette çok sayıda çağrı videosu, kayıp çocukların geri dönmesi için yapılan yardım çağrılarını izledim. Ve gerçekten yürek parçalayıcıydı. O videolarda insanlar sanki bomboş kalmış gibiler. “Buradan sonra ne yapılır?” duygusu var. Hiçbir şey yokmuş gibi...

Ben de o çaresizlik ve aklını yitirecekmiş gibi olma hissine tutunmaya çalıştım. Sanırım bu, insanın başına gelebilecek en kötü şeyin gerçekten yaşanması gibi. Ama bir yandan hayat devam ediyor. Sokakta gülen birini görüyorsunuz, birinin arabasına bindiğini görüyorsunuz. Beyniniz tamamen başka bir yere kilitlenmişken, dünya yine de dönüyor.

Bir yandan da bedeniniz size “Açım, yemek yemeliyim” diyor. İnsanın başına gelebilecek en kötü şey yaşandıktan sonra bile hayat devam ediyor. Bence en sarsıcı taraflarından biri de bu.

* Günümüzde iş hayatında ya da sosyal medyada, istesek de istemesek de her gün belli bir doz dedikoduya maruz kalıyoruz. Siz kendinizi dedikodudan nasıl koruyorsunuz?

- Ben o gürültünün içine girmemeye çalışıyorum. Sosyal medyada da çok iyi olduğum söylenemez. Bazen “Hepsini sileyim gitsin” dediğim dönemler oluyor; siliyorum da. Sonra pişman oluyorum, çünkü ailem ne yaptığımı görmek, hayatımdan haberdar olmak istiyor. Ama genel olarak sosyal medyayı çok yakından takip etmiyorum, o dünyanın içine fazla girmiyorum.

Her şeye büyük bir şüpheyle bakıyorum. Çünkü bence internette hiçbir şey tam olarak inandırıcı değil. Gördüğünüz şey yapay zekâ ürünü ya da sahte olabilir. Bu yüzden insanın yeniden önündeki, gerçek olan şeylere dönmesi gerekiyor; yanınızda olan insanlara, sizin için anlam taşıyan kişilere, ailenize, çocuklarınıza... Benim için yol bu.

SHIV OLSAYDI SORUNU PARAYA ÇÖZMEYE ÇALIŞIRDI 

* Sizce “Succession”daki Shiv Roy dizideki gibi bir durumun içinde kalsaydı, nasıl tepki verirdi?

- Ah, bu güzel bir soru. Nasıl tepki verirdi? Sanırım sorunu parayla ve güçlü ilişkileriyle çözmeye çalışırdı. Kesinlikle öyle yapardı. Çok öfkelenirdi. Shiv’in anneliği muhtemelen biraz mesafeli olurdu; çocuğuyla arasında daha kontrollü, uzaktan bir ilişki olabilir. Belki çocuğun hayatına çok fazla dahil olmayan bir anne gibi davranırdı. Ama çocuğu elinden alınsa... İşte o zaman her şeyi devreye sokardı. Parayı ortaya koyardı, bütün bağlantılarını kullanmaya çalışırdı. Kim varsa arardı; tanıdığı nüfuzlu insanları, devlet tarafındaki bağlantıları, yüksek yerlerdeki herkesi... Çok iyi bağlantıları olan biri sonuçta. Ve muhtemelen bir şekilde çözerdi de.

GERİLİM TÜRÜ İLGİ GÖRÜYOR

* Sizce bu hikâyeyi bugün anlatmak neden önemli?

- Bence insanlar şu sıralar gerilim türüne gerçekten çok ilgi duyuyor. Bu da gerilim türünü biraz farklı bir açıdan ele alan bir hikâye. Aynı zamanda içinde sosyal bir yorum, topluma dair bir bakış da var.

Habere git