Hazan Aköz Işık/hazan.akoz@hurriyet.com.tr
Oluşturulma Tarihi: Nisan 26, 2026 07:00
Sıkıcı görevler için yapay zekânın yardımına sık sık başvuruyoruz. Arkadaşımıza soracağımız soruyu ona soruyoruz. Klinik psikolog Dr. Şeniz Ünal’a göre yapay zekânın sosyal medyaya da dahil olmasıyla bu durum bize yol gösteren iç navigasyonumuzu bozuyor.
Aklımıza takılan her soruda elimiz yapay zekâ uygulamalarına gidiyor. Üstelik yapay zekâ artık sosyal medyanın da içinde. Kurumsal şirketlerde psiko-eğitim programları düzenleyen, bu kapsamda yapay zekâ ve duygusal zekâ konusunda da atölyeler veren klinik psikolog Dr. Şeniz Ünal bu durumun sosyal hayatımızı etkilediğini söylüyor. Gençler kaliteli ilişkiler geliştirmekte zorlanıyor, eski kuşaklarsa bağ kurmanın eksikliğini daha çok hissediyor. Ünal’la yapay zekâ çağını ve duygusal zekâmıza etkisini konuştuk.
◊Duygusal zekâ tam olarak nedir? Bu bir yetenek midir?
Duygu; bir olay, bir durum sebebiyle ortaya çıkan beyin, beden tepkisidir. Duygu eylem ister. Katmanlıdır ve bazen ilk duygu tepkisel ve sağlıksız olabilir. Hissedilenin doğru duygu olup olmadığını kontrol etmek gerekir ki ihtiyacı olan eylemi gerçekleştirelim. İşte, bu doğru duyguyu kendinde ve karşındakinde keşfetme, anlama ve ona göre pozisyon alma sürecinde duygusal zekâ devreye girer. Bu bir yetenek değil, beceridir; öğrenilir ve geliştirilir.
◊Siz de yapay zekâ çağında duygusal zekâyı geliştirmek üzerine çalışıyorsunuz, anlatır mısınız?
Yapay zekâ eskiden saatlerimizi verdiğimiz bir işi dakikalar içinde hallediyor. Ama öbür taraftan bizi biraz yalnızlaştırıyor. Mesela bir ülkeye seyahate gideceğiz. Eskiden orayı gören, bilen arkadaşımızı arardık. Ama şimdi ChatGPT’ye veya Gemini’a soruyoruz. Yapay zekâya sosyal medyayı da ekleyebiliriz. Çünkü algoritmayı ona göre koyuyor. Artık insanlarla bağlantı kurmamaya başlıyoruz. Oysa insanı insan yapan aslında o kurduğumuz köprüler. Ama bağımız azalınca sosyal, özel veya iş hayatımızda ciddi aksamalar oluyor. Duyguyu nasıl işleyeceğimizi bilemiyoruz. Öfke patlamaları, alınganlık yaşıyoruz veya içe kapanıyoruz. Yanlış anlaşılmalar oluyor. Sanki ergenlik, hatta çocukluk çağı iletişimleri kuruyoruz.
◊Bu konuya yönelme fikri nasıl ortaya çıktı?
Bizim aslında direksiyonumuzda duygular var. Duygular alarm sistemimizdir. Güzellikleri gösteren kendi iç navigasyonumuzdur. Şimdi ben yapay zekâyla, bilgisayarla, teknolojiyle kendi iç pusulamdan uzaklaşır hale geldim. Bunu danışanlarımda; çift terapisinde de aile danışmanlıklarında da görüyorum.
‘SEZGİYE İHTİYAÇ VAR’
◊Yapay zekâ çağında duygusal zekâ kritik bir beceri mi olacak?
Bence olacak. Yapay zekâ teknik işleri yapacak ama insan ilişkilerini gerektiren işlerde zaten sıkıntı çekiyor. Bu noktada öğrenilmemiş bir insan ilişkisi bizim elimizde patlayacak gibi hissediyorum. Yapay zekâ bugün herkesin elinin ucunda. Burada değişik bir şey ortaya koyan fark yaratacak. Onun için ben hâlâ, belki yakın gelecekte insan aklına, insan sezgisine ve insan yaratımına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
◊Yapay zekâ sistemleriyle duygusal bağ da kuruluyor artık.
Bir de sizi sürekli olumlamak üzerine programlanmışlar. “Sen şahanesin, güzelsin, en doğru soruyu soruyorsun.” Normal ilişkilerde çatışmalar, tartışmalar, kahkahalar, ağlamalar olur. Bu kadar tehlikeli şey yok. Öyle sanal kız arkadaşı, erkek arkadaşı olan danışanlarım var.
◊Nasıl bir arkadaşlık bu?
Mesela bir erkek, yapay zekâyı bir kadın olarak programlamış, ona isim de vermiş, saatlerce onunla konuşuyor. Eşi kıyameti koparıyor. “Gerçekten aldatmıyorum ya seni” diyor eşine. İlişkide problem var ama konuşmak yerine herkes köşesine çekilmiş yapay zekâsıyla beraber. Terapi yerine geçme durumu var yapay zekânın, bazen de doktor yerine. Üstelik eksik ve hatalı bilgi verdiği de ispatlandı. Çok tehlikeli sular bunlar.
◊‘İçimizdeki İnsanlar-Alt Kişilik Hikâyeleri’ (Remzi Kitabevi) adında bir kitabınız var. Yeni bir kitap çalışmanız olacak mı?
Evet, ikinci kitabım bitmek üzere. Yaz sonu yayımlamayı planlıyorum. İlk kitabımda içimizdeki seslerden bahsediyordum. Şimdi onların içinden özel bir parçayı aldım, ona odaklanacağım.
‘ÇOK BÜYÜK BİR TEHLİKE BU’
◊Bu dijital çağ gençleri nasıl etkiliyor sizce? Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan okul saldırıları bize ne anlatıyor?
Henüz etik, ahlaki, bilişsel, kültürel gelişimini tamamlamayan bir çocuğa veya gence neyi yüklersek onu alır. Kültürel olarak kavga, itişme, savaş, dürtüsellik, kontrol kaybıyla çevreli çocuk ve gençlerin, yaşadıkları zorluklarla başa çıkmayı öğrenmelerini, dürtü kontrolü yapabilmelerini nasıl bekleyebiliriz? Ayrıca sosyal medyanın da etkisiyle artık kaliteli ilişkiler gelişmiyor. Üç saatte kanka oluyor, üç günde kanlı bıçaklı düşmana dönüşüyorlar. Bir de kendini olduğundan farklı gösterme durumu var. Gençler arasında yetersizlik duygusu ve kaygı artıyor. Olmayan sanal bir dünyayı gerçek zannedip depresyon yaşayabiliyorlar. Çok büyük bir tehlike bu.

4 gün önce
38









English (US) ·