Ya içindesin çemberin ya da dışında

1 saat önce 29

Melih Altınok

Giriş Tarihi: 17 Ekim 2026 Son Güncelleme: 17 Ekim 2026 - 07:09

Yüzlere takılan maskelerin, atılan sloganların hiçbir anlamı yok. Önemli olan, alınan pozisyonun son tahlilde kime, nereye hizmet ettiği.
Günlerdir üzerinde durduğum Mekke İttifakı tartışmaları bu gerçeğin son örneği.
Anlaşma yapılır yapılmaz ittifakı bir açmazda sınamak üzere başlayan Babülmendep'i kapatma girişiminin ve Suudi Arabistan'a yönelik tacizlerin hedefi ortadayken, Türkiye'nin içinden yükselen yorumlara bakın.
İslami hassasiyet kılıfıyla ya da milliyetçilik cilasıyla piyasaya sürülen argümanların tümü, nasıl oluyorsa Türkiye'yi birincil tehdit ilan eden İsrail'in değirmenine su taşıyor.
Zira Arap yarımadasındaki nüfuz mücadelesinin tam ortasında kalan Suudi Arabistan dört bir yandan çekiştiriliyor.
7 Ekim öncesi Çin devreye girip Riyad ile Tahran arasında bir ittifaka önayak olmuştu.
İsrail ise Suudi Arabistan'ı kendi yanına çekmek için bir kuşak projesini masaya sürdü. Netanyahu'nun Eylül 2023'te BM kürsüsünden gösterdiği "Yeni Ortadoğu" haritasının merkezinde Riyad vardı.
Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırıları işin rengini değiştirdi. Ancak Tel Aviv, İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde Suudi Arabistan'ı denkleme sokma hedefinden geri adım atmadı.
Çünkü bu hedef, ABD bölgeden çekilirken Suriye'de avantaj kazanan Türkiye'ye karşı Tel Aviv için hayati bir zorunluluktu.
İran'ın Hürmüz'ü kapatıp Suudi Arabistan'ın ana gelir kaynağı olan enerji ihracatını sekteye uğratması Riyad'ı baskılar karşısında daha da savunmasız hâle getirdi.
Ardından malumunuz, Husiler eliyle yapılan Babülmendep hamlesi geldi. Körfez'de boğazı sıkılan Suudilerin son soluk borusu Kızıldeniz de kapatıldı.
Bu girişimler aynı zamanda bölgede hangi ittifaka dahil olacağı merak edilen Irak'ı da zora soktu. Zaten siyasi istikrarsızlık içinde olan Irak'ın petrol ihracatının sekteye uğraması, son dönemde Ankara'yla yaptığı anlaşmaların rövanşı olarak algılandı.
Elbette İsrail ile Türkiye arasındaki soğuk savaşın tek cephesi körfez değil. Cebelitarık'ın Avrupa yakasını tutan İspanya'da, Gazze konusunda cesurca İsrail karşıtı bir pozisyon alan sosyalist Sanchez'e yönelik taarruz da kavgaya dahil.
İspanyol basını dün, Sanchez yönetiminin HÜRJET'in ardından İsrail menşeli bazı savunma sistemlerine alternatif olarak ASELSAN teknolojilerini değerlendirdiğini yazdı. Haberde, ASELSAN'ın Madrid yönetimiyle temaslarını artırdığı belirtildi.
Sizce Tel Aviv, Türkiye'nin İspanya ile yakınlaşmasının cevabını hangi ülke üzerinden verecek?
Bu konuda somut sinyaller var. Son günlerde Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine yönelik, başörtüsü meselesi üzerinden kışkırtılan tartışma da bu mücadelenin bir parçası.
Azerbaycan'ın İsrail'le ilişkilerine dair bu köşede çok sert eleştiriler yaptım.
Ancak tıpkı Suudi Arabistan gibi, bir tarafından İsrail'in diğer tarafından İran'ın çekiştirdiği Bakü'ye karşı böyle bir süreçte yüklenmenin nereye hizmet ettiğini görecek kadar aklım başımda.
Dolayısıyla Mekke İttifakı'yla ilgili yazılarım üzerine Kaşıkçı cinayetini hatırlatanların ajitasyonunu da Tel Aviv'in sesinin aksisedası olarak duyuyorum.
Eğer sicillerine, ulusal çıkarları için geliştirdikleri politikalara bakacak olursak Türkiye'nin ilişki kuracağı devlet kalmaz.
Evet, bölgeye, dünya siyasetine Ankara merkezli bakıyorum.
Peki, gazetecilik ayağına attıkları her okla Türkiye'yi kalbinden vuranlar, düşman başkentlerinden alkış almalarını neyle izah ediyorlar?
"Tesadüfün iğne deliğinden" nişan alma ustalığını nerede kazanmışlar?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın

Habere git