
Kaynak:Milliyet
Ziyarete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Görgün, “Bugün, Millî Muharip Uçak KAAN Projesi’nde çok kıymetli bir adıma daha hep birlikte şahitlik ediyoruz” dedi. KAAN’ın üç prototipinin yer aldığı hangarı gezen Prof. Dr. Görgün, “Tam Boy Statik testlerde kullanılacak uçağımızın hangardan çıkışı ile ilk uçuşlarını yapan prototipimizin, bundan sonraki uçuşunu yapacak olan ikinci prototipimizle birlikte aynı karede yer alacak olmaları, hem önemli bir teknik aşamayı ifade etmekte hem de binlerce insanın emeğinin somut bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

‘YENİ ÜRETİLEN UÇAKLARDA BAZI FARKLILIKLAR VAR’
KAAN’ın ilk uçuşunu 2024 yılında yaptığını ve bu uçuşun P-0 olarak adlandırılan prototip modelle yapıldığını ancak bu modelin ilk başta sadece yer testlerinde kullanılması için üretildiğini hatırlatan Havacılık Araştırmacısı ve Fotoğrafçısı Cem Doğut, “İlk uçuş yapan P-0 aslında yer testlerinde kullanılmak için üretilmiş olan bir prototipti ancak biz bu noktada işi hızlandırabilmek adına bu modeli uçuş testlerinde de kullandık ve bu uçak 2 uçuş gerçekleştirdi. Dün kamuoyu ile paylaşılan görüntülerde yer alan P-1 ve P-2 modelleri asıl uçuş testlerinde kullanılacak. Bu prototiplerden birisinin yer testlerinde kullanılacağı ifade ediliyor. Aslında yer testlerinde kullanılacak uçağın hangisi olacağını da fotoğrafa bakınca anlayabiliyoruz. Fotoğraflarda yer alan uçaklardan birisinin hava alıklarının tam takılı olmadığını, aynı şekilde burun kısmında radarın üstüne gelecek olan ve radom olarak bildiğimiz kaplamasının da olmadığını gördük. Tahmin ediyorum ki bu yer testlerinde kullanılacak olan prototip olacak. Diğer uçak ise bu sene uçuş testleri başlayacak olan diğer prototip gibi görünüyor.” dedi.

İlk uçuş yapan KAAN ile yeni üretilen prototip modeller arasında bazı farklılıklar olduğuna dikkat çeken Doğut, “Yeni üretilen uçaklarla ilk uçuş yapan uçak arasında görülen en bariz farklılıklardan birisi burun yapısı. İlk uçakta burun kısmının altında ufak bir çıkıntı bulunuyordu. Yeni uçaklara baktığımızda burnun altı daha düz hale gelmiş gibi görünüyor. Burnun profili ya da boyu değişmiş olabilir veya hava alıkları da geriye çekilmiş olabilir. P-0 uçağında hava alıkları ve kokpit neredeyse aynı hizadaydı ancak yeni uçaklarda hava alıkları daha geride gözüküyor. Haluk Bey’in yukarıdan baktığı fotoğrafta uçakların arkası da görünüyor. Bu kısımda da iki motor arasındaki kaplama kısmının da değişmiş olabileceğini düşünüyorum. Bunlar benim ilk bakışta dikkatimi çeken noktalar oldu ama tabi fotoğrafları detaylıca inceleyip bu kısımların üzerinden tekrar geçmekte de fayda var.” şeklinde konuştu.
“Bu değişiklikler büyük ihtimalle P-0'ın yaptığı iki uçuşun ardından elde edilen veriler ışığında yapıldılar. Ancak tabi bu değişiklikler sadece uçuş testleri sonucunda olmuyor. Bu uçakların yerde de modellemelerle testleri devam ediyor. Yani sanki havada uçuyormuş gibi testleri yapılıyor. Burada mühendislerimizin uygun gördüğü noktalarda da gerekli değişiklikler yapılmış olabilir.” (Havacılık Araştırmacısı ve Fotoğrafçısı Cem Doğut)
‘KAAN’I BUNDAN SONRA DAHA ÇOK UÇARKEN GÖRECEĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORUM’
Milli muharip uçak projesi kapsamında geliştirilen KAAN’ın bundan sonraki süreçte daha çok uçacağını düşündüğünü ifade eden Doğut, “Bundan sonraki süreçte üretilecek olan prototiplerde de bazı yapısal değişiklikler görebiliriz çünkü asıl uçuş testleri bundan sonraki süreçte başlayacak. Her uçuşta mutlaka yeni veriler elde edilecek ve bu kapsamda ihtiyaç duyulursa gerekli değişiklikler yapılacak. Uçak yapmaya başladığınız zaman ürettiğiniz prototipi ilk önce yerde güçlü bilgisayarlarda sanki uçuyormuş gibi test edersiniz. Buradan aldığınız veriyi uçağı gerçekten uçurduğunuzda aldığınız verilerle karşılaştırırsınız. Bu veriler arasında farklar çıkabilir ve bu kapsamda yapısal değişiklikler yapabilirsiniz. Bunlar her zaman için olacak şeyler. Uçak seri üretime girene kadar yapısal değişiklikler görmeyi bekleyebiliriz” dedi. Asıl uçuş testlerinde kullanılacak olan uçağın ilk uçuşunu yaptıktan sonra da sık sık uçuş yapacağını düşündüğünü ifade eden Doğut, “Bu noktada Hürjet örneğine bakabiliriz. Hürjet 300 saati geçen bir uçuş süresine ulaştı. Devamlı farklı coğrafyalarda ve farklı koşullarda uçuşlar yapıyor. KAAN için de bundan sonraki süreç böyle olacak. Uçuşlar için üretilen prototipin ilk uçuşunun ardından da sık sık uçuşlar yapacağına eminim. Uçuşlar için kullanılması planlanan prototipin ilk uçuşunu bu yılın ikinci yarısında yapması planlanıyor. Muhtemelen sonraki süreçte de bol bol uçuşlar yapacaktır.” diyerek düşüncelerini ifade etti.

Yer testlerinde uçağa takılacak sistemlerin birlikte çalıştığında gösterdiği performansla birlikte uçağın limitlerinin test edileceğini ifade eden Doğut, bu süreci “Yerde yapılacak testlerde uçağın gövdesinin yıpranması da test edilecek. Bu testler sonucunda bağlantı yerlerinde çatlaklar olup olmadığı ya da uçağın gövde ömrünün ne kadar dayanacağı tespit edilecek. Bilgisayar ortamında bu konuda elde ettiğiniz bir veri var ancak bunu gerçek şartlarda da denemeniz lazım. Bu noktada da uçak belirli noktalardan bağlanarak stres altına sokulacak, kanatları esnetilecek. Defalarca yapılacak olan bu testler aslında uçağın belirli bir uçuş saatinden sonra yaşayacağı yıpranmaya eşdeğer olacak. Olası bir arıza ya da beklenmeyen bir durum yaşanırsa uçak seri üretime girmeden önce tespit edildiği için değişiklikler yapılacak ve tekrar test edilecek. Yani uçak yüzlerce saat uçmuş kadar zorlanacak ve bunun ardından genel durumu kontrol edilecek.” şeklinde anlattı.

‘TÜRKİYE DAHA AZ SORUN ÇIKARAN BİR ALTERNATİF OLARAK GÖRÜLÜYOR OLABİLİR’
Dünyada halihazırda beşinci nesil uçak üreten ülke sayısının sınırlı olduğuna dikkat çeken Doğut, “Halihazırda Rusya’nın beşinci nesil olarak tanımladığı SU-57 uçağı var ve bunun Cezayir’e ihraç edildiğine ilişkin haberler geliyor. Eğer bu doğruysa ilk ihraç edilen beşinci nesil savaş uçağının SU-57 olduğunu söyleyebiliriz. F-35'i bu konuda ayrı tutuyorum çünkü orada alımları zaten üretici ortaklar yapıyor. Bu uçaklara ek olarak Çin’in elinde J-35 ve J-20 uçakları bulunuyor. Uçak gibi stratejik ürünlerin alımında sadece bir sistem almazsınız; aynı zamanda politik duruşunuzu da gösterirsiniz. Uçağı ABD’den alırsanız, politik olarak ABD’ye bağlanmış oluyorsunuz. Ya da Çin’den alırsanız, aynı şekilde Çin’e bağlanmış oluyorsunuz. Ama bazı ülkeler bu tarz bağlılıklara dahil olmadan kendi istediği şekilde hareket edebilmek istiyor. Biz bu amaçla kendi uçağımızı üretiyoruz. Suudi Arabistan veya Endonezya gibi ülkelerde kimseye bağlı olmadan hareket edebilmek istiyor. Suudi Arabistan bütçe konusunda sıkıntılı bir ülke değil ve istediği her uçağı da alabilecek noktada. Ama buna rağmen bir alım yaptığında siyasi olarak da satın aldığı uçağı üreten ülkeye bağlanıyor. Bu da bazı zamanlarda bir baskılama aracına dönüşebiliyor. Bu noktada adı geçen ülkeler Türkiye’nin ABD ya da Rusya kadar sorun çıkarabileceğini düşünmüyor ve KAAN’ı rahatça kullanacakları bir alternatif olarak görüyor diyebiliriz.” dedi. Ortak üretim noktasında fayda ve zarar hesaplamaları yapılması gerekir. Ortak üretimin en önemli faydalarından birisi projeyi ekonomik hale getirmesidir. Projenize bir ortak dahil ettiğinizde, ondan da gelecek olan parayla birlikte projenizi daha da hızlandırabilirsiniz. Tabi bu böyle bir senaryonun olumlu olan tarafı. Bu durumun riskleri de vardır. En büyük risklerden birisi de bu tarz projelerin çok stratejik olmasıdır. Hava kuvvetlerinizin geleceğini oluşturan uçağın üretim aşamasına bir ortak aldığınızda, elinizdeki bilgilerin bir kısmını ortağınızla paylaşmak durumunda kalırsınız. Olası bir ortağın seçilmesi tam da bu noktada önemli. KAAN gibi önemli bir projede ortak seçimini sadece paraya bakarak yapmamamız gerekir. Bu konuda ülkemizin de bu hususlara dikkat ederek karar vereceğine eminim.” (Havacılık Araştırmacısı ve Fotoğrafçısı Cem Doğut) KAYNAK: MİLLİYET/Oğuzcan Atış











English (US) ·