
Deniz Sipahi
dsipahi@hurriyet.com.tr
BİRLEŞİK Krallık’ın Ankara Büyükelçisi Jill Morris, Ocak 2023’ten beri görevde. Sık sık Türkiye’nin farklı bölgelerine gidiyor, temaslarda bulunuyor. Morris ile İzmir’de buluşup sohbet ettik.
Savunma sanayinin iki ülke için stratejik olduğunu söyledi. “Türkiye’nin Typhoon tedarik sürecini birlikte hayata geçirebilmiş olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz” dedi ve ekledi.
“Türkiye’yi Typhoon kulübünde görmek çok değerli. NATO İttifakı artık daha güvenli, daha güçlü ve daha müreffeh olacak. Bu adım, Birleşik Krallık ile Türkiye’yi yeni biçimlerle birbirine bağlamaktadır. NATO’nun güneydoğu kanadının, Typhoon ile donatılmış Türk Hava Kuvvetleri tarafından savunulması, ortak hedeflerimizi önemli ölçüde güçlendirecektir. Yeni fırsatları keşfetmeye önem veriyoruz.”
Jill Morris; İngiltere ve Türkiye’nin, küresel savunma sanayiinin taleplerini karşılamak açısından güçlü bir konumda olduğunun altını çiziyor.
Ve örnekler veriyor.
“Türk şirketi Canik’in Birleşik Krallık merkezli AEI Systems’a yaptığı yatırım, şirketin teknolojilerinin küresel ölçekte kullanılan platformlara entegre edilmesini sağladı. TUALCOM’un Birleşik Krallık pazarına yaptığı yatırım da yeni fırsatlar sunuyor. Rolls-Royce ve BAE Systems ise Türkiye’deki uzun soluklu varlıklarını daha da derinleştirerek yeni büyüme alanlarını araştırmaya devam ediyor.”
EGE BÖLGESİ KİLİT BİR ROLDE
İzmir ve Ege Bölgesi’ne yönelik ticari bağlantılar, devam etmekte olan ortaklıklar, yeni projeler ve yatırımlar var mı? Bu temasların uzun vadede yatırım ortaklıklarına dönüşme potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce, Britanya yatırımlarını daha da artırmak için hangi alanlarda ek adımlar atılabilir?
Birleşik Krallık ve Türkiye, havacılık-uzay, demiryolu ve temiz büyüme teknolojileri dahil Ege Bölgesi için kilit öneme sahip sanayi alanlarında iş birliği yapmaktadır. Demiryolu alanındaki ortaklığımızdan özellikle gurur duyuyoruz. Ki buna, Ankara ve İzmir arasındaki yüksek hızlı tren hattı da dahil. Çünkü bu hat sadece bir ulaşım projesi değil; emisyonları azaltan, karayolu trafiğini rahatlatan ve İzmir’in ekonomi ve turizm potansiyelini güçlendiren bir proje. Birleşik Krallık’ın lider ihracat kredisi kurumu olan ve Türkiye genelinde toplam yatırım değerleri neredeyse 3 milyar Sterlini bulan üç büyük yüksek hızlı demiryolu projesinin desteklenmesi için kredi garantileri veren Birleşik Krallık İhracat Finansmanı Ajansı (UKEF) tarafından destekleniyor. Ayrıca İzmir, rüzgâr enerjisinde önemli bir imalat merkezi haline geldi ve deniz üstü rüzgâr enerjisi için de benzer hedefleri var. Birleşik Krallık’ın deniz üstü rüzgâr enerjisi üretiminde Avrupa’da lider, dünyada ise ikinci ülke olduğunu düşünürsek, Türkiye ile iş birliği için büyük bir imkân söz konusu. Yine İzmir’de Birleşik Krallık’ın Satellite Applications Catapult firması, İzmir Ticaret Borsası ve İzmir Tarım Teknolojileri Merkezi (ITTM) ile tarımda uydu destekli koordineli otomasyona odaklanan bir programda iş birliği yapıyor. Bu ortaklık çerçevesinde yerel paydaşlarla görüşmeler yapılmış ve dijital kapsayıcılık ve kırsal kalkınma gereksinimleri gibi konularda çalışılarak, özellikle tarım sektöründe olmak üzere, kırsal kesimlerde bağlanabilirliği sağlamak için bir fizibilite çalışması ve uygulama planı geliştirilmiştir.
Jill Morris
Türkiye ve Birleşik Krallık arasında önemli bir turizm potansiyeli var. Türkiye’yi ziyaret eden çok sayıda Britanyalı turist, ülkelerimiz arasında güçlü bir bağ oluşturuyor. Bu ilişkinin, turizmin ötesine taşınarak diğer sektörlerde bir ekonomik iş birliğine dönüştürülmesi mümkün mü? Bu yönde planlı girişimler var mı?
2025 yılında Türkiye, 2024’e göre yüzde 2.7 oranında artışla 64 milyon ziyaretçi ağırlayarak turizm sektöründe ciddi ilerleme gerçekleştirdi. Bu dönemde Türkiye, Britanyalı turistlerin en çok tercih ettiği tatil yeri olma özelliğini de korudu. 2025’te Türkiye’yi 4.2 milyona yakın Britanyalı turist ziyaret etti. Britanya vatandaşları hala Türkiye’ye en çok gelen üçüncü ziyaretçi grubunu oluşturuyor ve bu da halklarımız arasındaki bağları daha da güçlendiren bir unsur. Bu rakamlar, Türkiye’nin hem tüm dünyada hem de Britanyalılar için turizm alanında güçlü bir turizm destinasyonu olduğunu ortaya koyuyor.
Muğla, Britanyalı turistlerin en çok gittiği yer. Muğla’da yaşayan yabancıların büyük bir çoğunluğu da Birleşik Krallık vatandaşı. Bu toplumun Türkiye’deki deneyimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Karşılaştıkları zorluklarla ilgilenirken Türk yetkililerle yaptığınız iş birliğine örnek verebilir misiniz?
Evet; Muğla, Britanyalı turistlerin en çok tercih ettiği tatil yerlerinden biri ve bu bölgeye yerleşmeye karar verenler olduğunu da biliyoruz. Aslında bu ziyaret bana, aramızdaki mükemmel iş birliğinden ve Britanyalı ziyaretçilere ve burada yaşayan Britanya vatandaşlarına verdikleri destekten ötürü Türk ortaklarımıza teşekkürlerimi sunma imkanı veriyor. Ayrıca, diğer konulardaki yakın ortak çalışmalarımız için de müteşekkiriz. Örneğin, 20 Mayıs’ta İstanbul’da gerçekleşecek olan ve İstanbul’a 20 bin Britanyalı ziyaretçi gelmesini beklediğimiz Avrupa Ligi Finali öncesinde Türk yetkililerle ve Türk Futbol Federasyonu ile yakın iş birliği içindeyiz.
ERDOĞAN VE STARMER İKLİM DİYALOĞUNU BAŞLATTI
Türkiye, bu yıl COP31’in ev sahipliğini üstleniyor. Türkiye’nin sahil kesimindeki şehirler, iklim değişikliğinin etkilerini her geçen gün daha çok hissetmeye başladı. Bu bağlamda, Birleşik Krallık ve Türkiye arasında devam etmekte olan ya da planlanmış ortak projeler hakkında neler söyleyebilirsiniz? Somut yerel etkileri olacak iş birlikleri öngörülüyor mu?
Antalya COP31’e hazırlanırken, Türkiye ile birlikte çalışıyor olmak bizler için gerçekten heyecan verici. İklim değişikliğinin yarattığı sıkıntılar ele alınmazsa, gezegenimiz kademeli olarak çevresel çöküş, zorunlu göç, artan çatışmalar ve yaygın gıda güvensizliği riskleriyle karşı karşıya kalacak. İklim eylemi ve çok taraflılık, küresel istikrarın ve refahın merkezinde yer almakta. Ve eğer geleceği, önümüzdeki kuşaklar için güvence altına almak ve bu sınamaların üstesinden gelmek istiyorsak, bunu tek başımıza, hep birlikte küresel ölçekte birlikte hareket etmeden başaramayız. Bu yüzden, bu yılın sonlarına doğru COP31 için Türkiye ile ortak olduğumuz için heyecanlıyız. Ve Türkiye ile iklim, enerji ve doğa konularında teknik ve işletme düzeyinde yapılan büyük kapsamlı çalışmalarımız temelinde ilerleyeceğiz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Starmer, COP29 kapsamında Azerbeycan’da bir araya geldiklerinde Birleşik Krallık ve Türkiye Enerji ve İklim Diyaloğu’nun temellerini atmıştı. Bu diyalog, Birleşik Krallık Enerji Güvenliği ve Net Sıfır Bakanı Miliband ve Türk Enerji Bakanı Bayraktar tarafından imzalanarak, temiz enerji geçişinden hidrojene, şebeke modernizasyonundan sivil nükleer enerji ve küçük modüler reaktörlere (SMR) kadar her alanda yapılacak teknik temasların ve karşılıklı ziyaretlerin önünü açmış oldu. Brezilya’daki COP30’da, Birleşik Krallık Enerji Güvenliği ve Net Sıfır Bakanı ile Bakan Kurum, Birleşik Krallık-Türkiye İklim Diyaloğu’nu imzalayarak Ulusal Katkı Beyanları, Uzun-Vadeli Net Sıfır Stratejileri, Atık Yönetimi, Erken Uyarı Sistemleri ve Birleşik Krallık ve Türkiye arasındaki emisyon ticaret sistemleri / sınırda karbon düzenlemesi mekanizmaları üzerinde iş birliğine imkân sağladı. Çeşitli finansman imkanları sayesinde Birleşik Krallık iklim finansmanı, Türkiye’de de bir rol üstlenmiş durumda. Düşük karbonlu projelerin finansmana erişimini destekliyoruz, iklim teknolojilerinin kullanımını artırıyoruz; yeşil yatırımların ölçeğini büyütüyoruz. Ulusal şebeke planlarının modernizasyonunu ve çimento sektörünün karbonsuzlaştırılmasını destekliyoruz. Türkiye’nin en büyük iki güneş enerjisi santraline yüz milyonlarca sterlin tutarında ve demiryolu sektörünün karbonsuzlaştırılmasına yardımcı olan üç büyük yüksek hızlı tren projesine 3 milyar sterlinin üzerinde ihracat finansmanı garantisi sağlayarak, UKEF burada da önemli bir kolaylaştırıcı rolü üstlenmekte. Birleşik Krallık ve Türkiye iklim iş birliğinin somut yerel etkilerinin çok net bir örneği de Hidrojen Enerjili Tren Programı. Bu program, özellikle elektriği olmayan hatlarda ve yük taşımacılığı ile manevra operasyonlarında olmak üzere, demiryolu taşımacılığının karbonsuzlaştırılmasına destek vermektedir. Birleşik Krallık ve Türkiye Hidrojen Enerjili Tren İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı ve üniversiteler, sanayi ve kamu organları arasında gerçekleştirilen kapsamlı teknik görüşmeler temelinde bu ortaklık, Antalya’daki COP31 sırasında ilk sonuçlarının sergilenmesi amacıyla, bir prototip gösterim aşamasına doğru ilerlemektedir.
Proje, Birleşik Krallık’ın sistem entegrasyonu, emniyet ve kontrol mühendisliğindeki uzmanlığını Türkiye’nin imalat ve devreye alma kapasitesi ile birleştirerek, tüm Türkiye genelindeki bölgelerin ve lojistik koridorlarının faydalanabileceği temiz ulaşım için ölçeklenebilir bir model oluştururken, demiryolu operasyonlarındaki emisyonların azaltılmasına yardımcı olmaktadır. İklim değişikliği Birleşik Krallık’ın bilim ve teknoloji iş birliği gündemindeki en önemli önceliklerden biridir. Birleşik Krallık Hükümeti’nin Uluslararası Bilim Ortaklığı Fonu aracılığıyla, Birleşik Krallık, pek çoğu iklim ile ilgili sıkıntıları ele alan 41 projeye destek verdi. Bunlardan biri de Antalya’da Akdeniz Üniversitesi tarafından Huddersfield Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen ve demiryolu altyapısında su baskınlarının etkilerinin tespit edilmesini ve hafifletilmesini hedefleyen bir proje. 
Fotoğraflar: Tolga TAŞÇI/DHA
SERBEST TİCARET ANLAŞMASI GELİŞTİRİLİYOR
Birleşik Krallık ile Türkiye arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın güncellenmesi gündemdedir. Bu sürecin hangi sektörlerde yeni fırsatlar yaratmasını bekliyorsunuz?
Birleşik Krallık ile Türkiye arasındaki ticari ilişkilerin modern ve kapsamlı bir Serbest Ticaret Anlaşması müzakere edilerek geliştirilmesi geçtiğimiz yıl toplam hacmi 28 milyar sterlinin üzerinde olan hâlihazırda güçlü ikili ticaretimizi çok daha ileri seviyelere taşıma potansiyeline sahiptir. Müzakerelerin geçen yıl haziran ayında başlatılmasından bu yana, Birleşik Krallık ve Türkiye’den müzakereci ekipler, her iki ülkenin işletmeleri için de karşılıklı kazanç sağlayacak sonuçlar ortaya koyacak bir anlaşma geliştirmek amacıyla düzenli olarak bir araya gelmektedir. Mevcut anlaşmanın mallara ilişkin kapsamı temelinde ekonominin tümüne yayılacak şekilde ticaretin serbestleştirilmesini hedefleyen bir anlaşma üzerinde çalışıyoruz. Bu yaklaşım, ticaretimiz ve sanayimizin zengin çeşitliliğini yansıtmaktadır. Bu bağlamda özellikle önem taşıyan bir husus olarak, yeni anlaşma; hizmetler ticareti ve dijital ticaretin serbestleştirilmesine yönelik iddialı taahhütler içerecek olup, Birleşik Krallık ve Türkiye ekonomilerine halihazırda önemli katkılar sağlayan bu alanlarda ticaretin artmasını, değer zincirlerinin daha fazla entegre olmasını ve iş birliğinin güçlenmesini kolaylaştıracaktır.
Türkiye son yıllarda hızla büyüyen bir start-up ekosistemine sahne olmaktadır. Britanyalı yatırımcıların Türk start-up’larına olan ilgisini artırmak için daha güçlü bir köprü nasıl kurulabilir?
Start-up ekosistemleri ile yatırımcıları bir araya getirmek, büyümeyi hızlandırmak ve ekonomik etki yaratmak açısından önemli bir fırsat sunmaktadır. Bilim ve teknoloji ağımız, özellikle kritik ve derin teknoloji alanlarında faaliyet gösteren Türk start-up’larının uluslararasılaşmalarını desteklemek, Birleşik Krallık’taki muadilleriyle bağlantı kurmalarını sağlamak ve yeniliklerini Britanyalı yatırımcılara sunmalarına yardımcı olmak amacıyla desteklemektedir. En son olarak TurkAIx projesi kapsamında, Birleşik Krallık ve Türkiye’den 12 yapay zekâ girişiminin ortaklıklar kurmasını ve her iki ülkedeki yatırım ortamlarını ve fırsatlarını keşfetmesini destekledik.
İki ülke arasında eğitim alanında güçlü bir bağ bulunmaktadır. Öğrenci değişim programları, ortak üniversite girişimleri ya da yeni nesil becerilere odaklanan iş birliklerine ilişkin görüşünüz nedir?
2025 yılında Birleşik Krallık, sponsorlu eğitim vizesi yoluyla yaklaşık 430 bin uluslararası öğrenciyi ağırlamıştır. Türkiye, verilen öğrenim vizesi sayısında dünya genelinde 9’uncu sırada yer almış, onaylanan başvuru sayısı (6 bin 316) bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 25 artmıştır. Türk başvuru sahipleri için öğrenim vizesi onay oranı ise yüzde 97’dir (Aralık 2025’te sona eren yıl itibariyle). Bu güçlü bağın bir diğer somut göstergesi ise Birleşik Krallık Hükümeti’nin amiral gemisi burs programı olan Chevening Burs Programı’dır. Program, kariyerinin erken aşamasındaki üstün nitelikli profesyonellere, Birleşik Krallık’taki önde gelen üniversitelerde tam burs ile yüksek lisans eğitimi alma ve ömür boyu sürecek akademik ve mesleki ağlar kurma imkânı sunmaktadır. Türkiye bu programda özellikle dikkat çekici bir konuma sahiptir. Avrupa bölgesinden yapılan başvuruların neredeyse üçte ikisi Türkiye’den gelmekte olup, bu sayı diğer tüm Avrupa ülkelerinin toplamından fazladır. Bu yüksek düzeydeki katılım, hem Birleşik Krallık eğitimine yönelik güçlü talebi hem de programın becerilerin geliştirilmesi, liderlik kapasitesinin güçlendirilmesi ve ülkelerimiz arasında uzun vadeli iş birliğinin teşvik edilmesine olan etkisini yansıtmaktadır. Buna ek olarak, İngilizce dil eğitimi alanındaki uzmanlığıyla tanınan British Council, Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığı ile 10 yılı aşkın süredir İngilizce dil eğitimi alanında iş birliği yürütmektedir. En son olarak bu iş birliği, YEĞİTEK (Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü) ile birlikte İngilizce dil öğrenimine yapay zekânın entegrasyonunu destekleyecek şekilde genişletilmiş; bu çalışmalar ulusal dijital dönüşüm stratejileriyle uyumlu hâle getirilmiştir. British Council Türkiye ayrıca, Birleşik Krallık Bilim, Yenilik ve Teknoloji Bakanlığı’nın Uluslararası Bilim Ortaklıkları Fonu’nun (International Science Partnership Fund – ISPF) Türkiye’deki yürütücülüğünü üstlenmekte olup, Birleşik Krallık ve Türkiye’deki seçkin yükseköğretim kurumları, akademisyenler, yenilikçiler ve start-up’lar arasında ortaklıkların geliştirilmesinde kilit bir rol oynamaktadır.
İki ülke arasında savunma sanayi alanında hâlihazırda devam eden projeler bulunuyor. Önümüzdeki dönemde bu iş birliğinin genişlemesini öngörüyor musunuz? Ufukta yeni ortaklık alanları var mı?
Savunma sektörü, Birleşik Krallık-Türkiye iş birliğinin stratejik bir sütununu oluşturmakta, ekonomik büyümeyi ve stratejik ortaklığı desteklemektedir. Yakın NATO müttefikleri olarak savunma sanayi iş birliği de önemli bir gündem maddesidir. Türkiye’nin Typhoon tedarik sürecini birlikte hayata geçirebilmiş olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Türkiye’yi, Avrupa’nın en büyük ortak askeri hava aracı programı olan Typhoon kulübünde görmekten mutluluk duyuyoruz. Bu gelişme, ülkelerimiz arasındaki savunma ilişkilerinin tarihinde en önemli kilometre taşlarından biri olup, gelecekteki ortaklığımızın öncü bir göstergesi niteliğindedir. Her iki ülkemiz de NATO İttifakı’nın tamamı ile birlikte, artık daha güvenli, daha güçlü ve daha müreffeh olacaktır. Bu adım, Birleşik Krallık ile Türkiye’yi yeni biçimlerde birbirine bağlamaktadır. Dünyanın giderek daha fazla rekabetin yaşandığı bir ortama evrilmesiyle birlikte, en yakın müttefiklerimizle birlikte çalışabilirlik hayati önem taşımaktadır. NATO’nun güneydoğu kanadının, Typhoon ile donatılmış Türk Hava Kuvvetleri tarafından savunulması, ortak hedeflerimizi önemli ölçüde güçlendirecektir. Birleşik Krallık’ın ileri düzey savunma sanayi, Türkiye’nin dinamik sektörüyle tamamlayıcı nitelikte olup; ticaret, yatırım ve teknolojik iş birliğini teşvik etmektedir. Türkiye ile halihazırda güçlü bir savunma sanayii ilişkisine sahibiz ve yeni fırsatları keşfetmeye büyük önem veriyoruz. Bu Birleşik Krallık-Türkiye ortaklığının gücü açıkça görülmektedir. Örneğin, Canik’in Birleşik Krallık merkezli AEI Systems’a yaptığı yatırım, şirketin teknolojilerinin küresel ölçekte kullanılan platformlara entegre edilmesini sağlamıştır. Benzer şekilde, TUALCOM’un Birleşik Krallık pazarına yaptığı yatırım da yeni fırsatlar sunmaktadır. Ayrı olarak, Rolls-Royce ve BAE Systems ise Türkiye’deki uzun soluklu varlıklarını daha da derinleştirerek yeni büyüme alanlarını araştırmaya devam etmektedir. Uzmanlık, yetenek ve yeniliğin bir araya getirilmesi sayesinde Birleşik Krallık ve Türkiye, küresel savunma sanayiinin taleplerini karşılamak açısından son derece güçlü bir konumdadır.

İŞBİRLİĞİMİZİN DÜNYA BARIŞINA KATKISI VAR
Önümüzdeki 5-10 yıl içinde Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerindeki en büyük fırsat nedir?
Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerinin en büyük güçlü yönlerinden biri, ortaklığımızın genişliği, kapsamı ve ölçeğidir. Tek bir fırsatı öne çıkarmak yerine, daha önce vurguladığım tüm fırsatlar yelpazesine dikkat çekmek isterim. Bu fırsatlar; Birleşmiş Milletler, G20, NATO, AGİT ve diğer çok taraflı platformlar çerçevesinde yürüttüğümüz daha geniş iş birliğimiz üzerine inşa edilmekte ve bunu tamamlayarak dünya genelinde barış ve güvenliğin desteklenmesine katkı sunmaktadır. Savunma alanındaki yakın iş birliğimiz, Türkiye’nin Eurofighter Typhoon programına katılımıyla da örneklendiği üzere giderek derinleşmektedir. Buna paralel olarak, hâlihazırda 28 milyar sterlinin üzerinde bir değere sahip olan güçlü ticari ilişkimiz üzerine inşa edilerek yeni bir Serbest Ticaret Anlaşması üzerinde yürütülen çalışmalarla ikili ticaretin derinleştirilmesine yönelik ortak hedefimiz de sürmektedir. Bu süreçler ayrıca, Dışişleri Bakanlarımız tarafından 23 Nisan 2026 tarihinde imzalanan Birleşik Krallık-Türkiye Stratejik Ortaklık Çerçevesi kapsamında girdiğimiz yeni angajman dönemiyle daha da güçlenmektedir. Geçtiğimiz yıl ekim ayında Başbakanımızın Ankara ziyareti sırasında da vurgulandığı üzere, Türkiye-Birleşik Krallık ilişkileri giderek daha da güçlenmekte, yeni büyüme ve iş birliği alanlarında çok sayıda henüz değerlendirilmemiş potansiyel tespit edilmektedir.

1 gün önce
37










English (US) ·