
Kaynak:Milliyet
Diplomaside bazen sadece temas trafiğini takip edip, rutin açıklamaların satır aralarına sıkışmış detaylar bile fikir veriyor. Dışişleri Bakanlığı’nın 13 Ocak akşamından başlayıp 14 Ocak sabahına uzanan bilgilendirmelerinde olduğu gibi. Bakanlık saat 22:00 civarı önce Fidan’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ziyaretini duyurdu. Bunu İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yapılan telefon görüşmesi duyurusu izledi. Gecenin son bilgilendirmesi ise Fidan’ın ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Dışişleri konutundaki görüşmesi hakkında geldi. Sabah saatlerinde ise Fidan’ın 12 saat içinde Arakçi ile ikinci bir görüşme yaptığını daha öğrendik.
Sadece bu paylaşımlardan bile odağında İran’ın olduğu bir mekik diplomasi olduğu aşikardı. Ancak detaylar ve asıl trafiğin kamuoyuna yansıyan sıralamanın tersi olduğunu öğrenmek için yabancı kaynakların da dahil edildiği mesai harcamak gerekti.

UMMAN VE TÜRKİYE NOT TEATİSİ
Takvimi biraz daha geriden başlatarak anlatalım. Fidan’ın “İran ve bölge” başlıklı dosyaya ilişkin görüşmelerini aslında 30 Kasım 2025’teki Tahran ziyaretiyle başlatmak mümkün. Fidan, mevkidaşı Abbas Arakçi ile görüştü, Danışma Meclisi Başkanı Muhammed Bager Galibaf ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından kabul edildi.
8 Ocak’ta ise Fidan Ankara’da ABD- İran nükleer müzakerelerinde arabuluculuğu yapan Umman’ın Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi ile buluştu. Busaidi’nin bir sonraki durağı 10 Ocak’ta Tahran’dı. Fidan ile Ummanlı mevkidaşı son olarak cuma günü “bölgedeki ihtilaf ve gerilimlerin giderilmesi amacıyla gerçekleştirdikleri temasların sonuçlarını değerlendirdikleri” bir telefon görüşmesi yaptı. Umman ile Türkiye, koordineli olarak Washington - Tahran arasındaki teması sağlıyor. Deyim yerindeyse notlarını karşılaştırıyorlar.
Gelelim 13 Ocak’a... Yukarda kamuoyuna duyurulma sırasının tersinin işlediğini söylemiştim. Yani olay akışı aslında şöyle oldu: Fidan önce Tom Barrack ile görüştü, sonra Arakçi ile telefon ile konuştu. Fidan, ertesi sabah BAE yolundayken de Arakçi ile tekrar görüştü. Dikkat çeken Arakçi ile üst üste iki görüşmeydi. Ne oldu da ikinci kez konuştular sorusunun peşine düşünce Fidan’ın arada ABD’li bir yetkili ile görüştüğü ortaya çıktı. İsim zikredilmese de o ABD’li yetkilinin, yaptığı açıklamalardan yola çıkarak Başkan Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff olması akla en yatkın seçenek. Çünkü İran için ileri sürülen şartlar onun ağzından duyuldu.

ANKARA TARAFLARA NE DİYOR?
Ankara’nın Washington ve Tahran’a ilettiği mesaj aslında çok basit: Konuşmaya başlayın ve bunu sürdürün. Bir başka deyişle; diplomasiyi bırakmayın. Ankara ve “makulde kalmaya çalışan” bölge ülkeleri farkında ki; her an bir şey yapabilecek olan ABD, İran’a yönelik bir müdahalede bulunduğu an mesele onunla sınırlı kalmayacak. Domino etkisi devreye girecek ve bölgede inşa edilmeye çalışılan bölgesel birlik bir kez daha sekteye uğrayacak. Bir başka deyişle, bölgedeki aktörler pozisyonlarını gözden geçirerek, başka türlü harekete geçebilirler. Mesela BAE; İran ile başta adalardan kaynaklı anlaşmazlıklarını bir süre önce dondurucuya kaldırdı. Bunları yeniden raftan indirmeye kalkması sorun yaratabilir. Fidan’ın BAE’ye yaptığı ziyarete bu gözle de bakmakta fayda var. Bu arada Fidan’ın Abu Dabi ziyaretine ilişkin kısa bir parantez açmalım. Fidan oradayken İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’arın da BAE’de olmasından yola çıkarak aralarında bir temas olup olmadığı spekülasyonu yapıldı. Her ikisi de mevkidaşları Al Nahyan ile görüşseler de karşılaşmadıklarını öğrendim.
ABD’nin İran’a karşı harekete geçmesi halinde olabileceklerden bir diğeri ise Gazze’de en önemli hedef olan kalıcı ateşkesin riske girmesi. O nedenle Gazze’de zor bela 2. aşamaya geçilmişken bu sıralarda İsrail’i tekrar iştahlandıracak bir gelişme yaşanması olasılığı Ankara’yı da konuya duyarlı başkalarının da temel endişelerinden bir diğeri.
GÖZETİLMESİ GEREKEN ŞARTLAR NELER?
Washington’ın Tahran’a şart koştuğu 4 maddeyi Witkoff’un açıklamasından biliyoruz: Uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdur. Balistik füze üretim kapasitesini düşür. Ürettiğin nükleer maddeleri imha et ve silahlı vekil güçlerinden vazgeç. Bunların hepsi bir arada “bölgede yapıcı ol, İsrail’e de sorun çıkarma” şeklinde tercüme ediliyor. Tahran’ın “yeni gerçeği” anlaması gerekiyor. Geçmişte neler olduğunu bu kez bir kenara bırakarak, “sahici uzlaşıya” geçmesi bekleniyor. Ama bu ondan uzunca süredir beklenen. Yapabilecek mi? Cevabı aranan soru.
Ancak ABD ve “diğerlerinin” de dikkate alması gerekenler var. Ankara bunları da son yaptığı görüşmelerde sürekli hatırlattı. Birincisi; İran’daki söz sahibi aktörlerin pozisyonlarının da dikkate alınması gereği. İran’daki güvenlik araçları halen gücünü koruyor ve rejimi desteklemeye devam ediyor. Ülke içindeki farklı güçler hem birbirlerine hem de kamuoyuna karşı teslimiyetçi, tavizci bir konumda görünmek istemiyor. Fidan, 9 Ocak’taki röportajında şöyle demişti; “İran bir müzakere yoluna girdiğinde zaman zaman şöyle de oluyor: İran’ın kabul edemeyeceği derecede ileri şartlar sürülüyor, bu da bir noktada aslında İran’ı anlaşmamaya itmek gibi bir durumu ortaya çıkartıyor”.
Bir başka nokta İran halkının gururu. 12 gün savaşı, nükleer tesislerinin bombalanması bir kez daha kanıtladı ki, İran halkı on yıllardır ambargo altında ezilse de, farklı gerekçelerle yönetime sesini yükseltse de, dışardan müdahaleden medet ummuyor. Değişimin, dönüşümün içerden ve organik olması için zorluyor. Başta ABD olmak üzere, karşıtlarının da bu gerçekliği gözönünde bulundurması gerekiyor.
Arabulucuların mekik diplomasisinin önümüzdeki günlerde de sürmesi bekleniyor. İlk hedef ise tarafların karşılıklı görüşmesini sağlamak gibi görünüyor.











English (US) ·