Türkiye'den Ege ve Akdeniz için kritik hamle: Mavi Vatan yasası geliyor! İşte ayrıntılar...

1 saat önce 33
 Mavi Vatan yasası geliyor! İşte ayrıntılar...

Özay Şendir'in yazısı şöyle:

Türkiye, başta Ege ve Doğu Akdeniz olmak üzere kıyısı bulunan tüm denizler için yeni bir yasa çıkarmaya hazırlanıyor. Mayıs 1982’de çıkarılan Karasuları Kanunu’ndan 44 yıl sonra çıkarılacak Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu son derece önemli maddeler içeriyor. Türkiye, yeni yasayla birlikte Karadeniz ve Akdeniz’deki karasularının 12 deniz mili olduğunu yasa maddesi haline getiriyor. Ege’de karasuları 6 deniz mili olarak kayıt altına alınıyor.

 Mavi Vatan yasası geliyor İşte ayrıntılar...

Yasanın en önemli artısı, kıta sahanlığı, bitişik bölge ve münhasır ekonomik bölgeden oluşan deniz yetki alanları ve diğer deniz alanlarına dair düzenlemeler olacak.

Yasayla Münhasır Ekonomik Bölgelerde her türlü ekonomik, bilimsel ve çevresel faaliyet Türkiye’nin iznine bağlı hale geliyor.

Bir başka önemli maddede de, Cumhurbaşkanı’na Türkiye’nin henüz Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmediği alanları “Özel Statülü Deniz” ilan etme yetkisi veriliyor.

YASANIN EGE DENİZİ’NDEKİ ETKİLERİ...

Bu yasa Ege’de karasularını 6 mil olarak kayıt altına alıyor.

Ankara’nın bu konudaki politikası son derece net.

Ege’de karasularının genişliğinin 6 milin ötesine geçtiği bir senaryoda Türkiye’nin kullanımındaki açık deniz alanlarının oranı ciddi anlamda azalacak.

Daha da önemlisi Türkiye’nin uluslararası sular üzerinde kesintisiz deniz yolu bağlantısı kalmayacak.

Bu sebepten dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1995’teki açıklaması halen geçerli.

HARİTALAR SAVAŞI VE BALIKÇI TACİZLERİ...

Ege’de Yunanistan ile anlaşamadığımız temel konu kıta sahanlığı meselesi ama bu mücadele farklı boyutlarda devam ediyor.

Atina’nın AB platformları üzerinden sunduğu Deniz Mekânsal Planlama haritalarına karşı Türkiye kendi ulusal planını hazırlayıp, UNESCO ve Birleşmiş Milletler’e sundu. Ankara bu hamlesiyle Atina’nın resmen ilan edilmemiş Münhasır Ekonomik Bölge iddialarını meşrulaştırmasının önüne geçti.

Yunanistan Ege’de “deniz parkları” ve “balıkçılığa yasak bölgeler” ilan ederek Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal edecek adımlar atmaya çalışıyor, Ankara’ysa bu adımları yok hükmünde saydığını açıkladı.

İşte çıkarılacak yasayla Atina’nın bu adımlarına karşı atılacak adımların yasal çerçevesi oluşturulacak.

Sadece balıkçılık değil Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki her türlü ekonomik, çevresel ve bilimsel faaliyet Ankara’nın iznine bağlanacak.

ÖZEL STATÜLÜ DENİZ

Çıkarılacak yasaya Ankara ile Atina arasındaki sorunların temelinde yatan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi açısından da bakmak gerek.

Ege’nin tamamı için geçerli olan bu durumun bir de alt kırımları var. Çıkarılacak yasada Cumhurbaşkanı’na Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmediği alanları “Özel Statülü Deniz” ilan etme yetkisi veriliyor. Halihazırda ilan edilmiş bulunan Finike Denizaltı Dağları Özel Çevre Koruma Bölgesiyle Kuzey Ege ve Fethiye-Kaş Deniz Koruma Alanları gibi özel statülü deniz alanlarımız zaten mevcut. Yasayla, Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde veya ilan edeceği özel statülü deniz alanlarında ekonomik ve ticari faaliyet göstermek isteyenlerin Türkiye’nin izin veya muvafakatine tabii olduğu net bir şekilde yasa maddesi haline geliyor.

KRİTİK TANIMLAMA, “DİĞER DENİZ ALANLARI”

Çıkarılacak kanun sadece Türk deniz yetki alanlarını değil. Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun olarak yetki kullanabileceği diğer deniz alanlarını da kapsıyor. Bu da Türkiye’nin açık denizler üzerindeki serbestilerden faydalanma ve deniz yetki alanlarının ötesinde de faaliyette bulunma haklarını kayıt altına alıyor.

Türkiye’nin haklarını korumak...

Çıkarılacak yasayla Türkiye, Yunanistan’ın Lozan Antlaşması ile belirlenmiş haklarına karşı bir adım atmıyor.

Türk kıta sahanlığında deniz yatağı ve toprak altına yönelik her türlü faaliyetin; Türk münhasır ekonomik bölgesinde ise her türlü ekonomik, bilimsel ve çevresel faaliyetin, Türkiye Cumhuriyeti’nin iznine tabii olduğunu kayıt altına alıyor.

Kanun, Türk bitişik bölgesinde, gümrük, maliye, göç veya sağlık ile kültür varlıkları ve su altı kültürel mirası ile ilgili mevzuatın kara ülkesinde, Türk iç sularında veya Türk karasularında ihlalini önlemek ve vuku bulmuş ihlallerin cezalandırılmasını sağlamak bakımından Türkiye Cumhuriyeti’nin münhasıran yetkili olduğunu belirtiyor. Yani yasayla hem Türk deniz yetki alanlarında hem diğer deniz alanlarında siyasi, askerî, idari, ekonomik, çevresel ve kültürel hak ve menfaatlerimizin uluslararası hukuka uygun olarak korunması sağlanıyor.

YASA MONTRÖ’YE ALTERNATİF Mİ?

Çıkarılacak Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu, İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nin Türk iç sularının bir parçası olduğunu bir kez daha kayda geçiyor. Kanun taslağında Türkiye’nin mevzuattan ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi dahil tarafı olduğu milletlerarası antlaşmalardan doğan hak ve yetkilerinin saklı olduğu kayıt altına alınıyor. Yani yabancı gemilerin Türk Boğazlarından uğraksız geçişleri Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne ve 2019 tarihli Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Yönetmeliği başta olmak üzere ilgili ulusal mevzuat hükümlerine göre devam edecek.

SONUÇ: OLDU BİTTİYE İZİN YOK...

Çıkarılacak Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu, Türkiye’nin denizlerindeki enerji, balıkçılık, çevre, güvenlik, kültür ve tabiat alanlarında hak ve çıkarlarını korumak için çıkarılıyor. Bu kanun KKTC ile yapılan kıta sahanlığı paylaşım antlaşmasına ve Libya ile yapılan Deniz Yetki Alanları sınırlandırılması Mutabakat Zaptına olumsuz bir etkide bulunmuyor. Ya da Türkiye’yi Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin tarafı haline getirmiyor.

Aksine 44 yıl önce çıkarılan yasanın kapsamına girmeyen, son on yılların gelişme ve risklerini kapsamayan yasayı güncel hale getiriyor. Aksine bu anlaşmaya taraf olmadığımız için iç hukukumuzda yer almayan hukuki tanımlamaların kanunlarımıza girmesini sağlıyor.

Yasanın Yunanistan’a olası etkisine gelince, Türkiye, yeni ve mevcut durumdan daha ileri bir pozisyon almıyor. Aksine, Ege’deki hakları başta olmak üzere Mavi Vatan’daki haklarının çiğnenmesinin yasal olarak önüne geçiyor. Müzakere masasındaki pozisyonunu yasal hale getirip, gelecekteki oldu bittilere karşı uluslararası hukuka uygun yasal dayanak noktasını oluşturuyor.

Ankara, Ege Denizi’ni iki ülke tarafından paylaşıldığı, açık denizlere dar geçitlerle bağlandığı için yarı kapalı deniz olarak kabul ediyor. Bu da Ege’yi uluslararası hukukta “Sui Generis” diye tanımlanan “Kendine Özgü” deniz haline getiriyor.

Tarafı olmadığımız aksine 3, 33 ve 121 numaralı maddelerine dair, uluslararası hukukta tanımlandığı adıyla “Persistent Objector” yani Sürekli İtirazcı pozisyonunda olduğumuz Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, yarı kapalı denizlere kıyıdaş olan devletlerin; balıkçılık, çevrenin korunması ve bilimsel araştırma gibi konularda iş birliği yapmasını ve birbirlerinin çıkarlarını gözetmesini söylüyor ama Atina buna uymadığı için Türkiye de kendi tezleriyle hareket ediyor.

Habere git