

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Rusya ile Ukrayna arasında 2022 yılının şubat ayında başlayan savaş, 1200 kilometrelik cephe hattında 4 yıl boyunca süren kan banyosunun ardından dünya tarihinde benzeri görülmemiş bir evreye girdi. Rusya ve Ukrayna, savaş gözlem kuruluşu Institute of Study of War'un (ISW) tahminlerine göre 1 milyon 600 bin kişinin hayatını kaybettiği çatışmaları cephe hattının dışına taşıdı.Ukrayna Savaşı'ndan önce yalnızca deneysel düzeyde kullanılan insansız hava araçları (İHA) ve isabet oranı yüksek son teknoloji füzeler çatışmanın ilk aşamasında askeri lojistik hatlarını, savunma amaçlı yapıları ve silah depolarını vurmak için kullanıldı. Cephe hattında çaresizliğin yayılmasıyla şehirler, fabrikalar, finans merkezleri ve son olarak dünya ticaretinin belkemiği deniz taşımacılığı saldırıların merkezine yerleşti.
Türkiye'nin savaşın başındaki arabuluculuk çabaları küresel bir krizi önledi. Karadeniz Tahıl Girişimi, temmuz 2022 ile temmuz 2023 arasında Ukrayna buğdayının küresel pazara ulaşmasını sağladı. Bir yıllık süreçte Ukrayna limanlarından taşınan 32,8 milyon ton tahıl ve gıda ürünü, savaşın dünya çapında bir şok etkisi yaratmasını önledi. Rusya'nın Karadeniz'de gemilerine düzenlenen saldırıları gerekçe göstererek anlaşmadan çekilmesiyle Karadeniz Tahıl Girişimi son buldu. Ankara, temmuz 2023'ten bu yana küresel ticareti doğrudan etkileyecek bir bölgesel güvenlik krizinin oluşmaması için yoğun mesai harcadı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın 28 Şubat'ta İran'a saldırı kararı almasıyla Orta Doğu'da başlayan çatışmalar, dünyanın dikkatini Ukrayna'dan uzaklaştırdı. 2026'nın başından itibaren tarafların stratejik saldırılara öncelik vermesiyle Ukrayna Savaşı'nın kontrol altına alındığı düşüncesi ortaya çıktı. Buna karşın Rusya ve Ukrayna, savaşta edindikleri tecrübeyle keskinleşen saldırı yeteneklerini tehlike sınırlarını zorlayan alanlara kaydırdı. Karadeniz, sonu görünmeyen savaşta tarafların kozlarını paylaştığı son cephe hattına dönüştü.
Ankara, bölgede yükselen tehdidi erken fark ederek Karadeniz'de savaşın yayılmaması için bir moratoryum önerdi. Türkiye'nin teklifi, saldırıların sivil hedeflere yönelmemesi ve seyrüsefer güvenliğini ortadan kaldırmaması için bir iletişim mekanizması kurulması ile askeri faaliyetlerin sınırlanmasını içeriyordu. Ukrayna, Türkiye'nin teklifini kabul etti. Ancak Karadeniz'de ticari gemilerin giderek daha sık hedef alınması, Kremlin'in sabrını taşırdı. Rusya, Ukrayna'nın saldırılarını gerekçe göstererek öneriyi yanıtsız bıraktı. Aynı dönemde Ukrayna da Karadeniz'de limanlarına yönelik saldırıların artmasına tepki göstererek misillemelerini yoğunlaştırma kararı aldı.
Ukrayna Savaşı'nın sona ermesi için en çok çaba harcayan ülkeler arasında olan Türkiye ile bağlantılı 4 gemi, ağustos ayı içerisinde saldırıya uğradı. Türk kargo gemisi Necibe, 21 Ağustos günü Ukrayna'nın Reni Limanı yakınlarında vuruldu. Gemi mürettebatının yardım çağrısına yanıt veren Ural da bölgeye gitmesinden kısa süre sonra saldırıya uğradı. Rusya ve Ukrayna, Türk gemilerine yönelik saldırıların kasıtlı olmadığını bildirdi. İki ülke de Türkiye ile ilişkilerini iyi tutmak için çaba harcasa da Karadeniz'de tırmanan gerilim, Ankara'nın diplomatik girişimlerini hızlandırmasına yol açtı. Karadeniz'de çatışmaların şiddetlenmesi olasılığının Türkiye açısından ciddi bir soruna işaret ettiğini kaydeden Dr. Canan Tercan ile Rusya uzmanı Buğra Işılak, savaşın olası gidişatını, çatışmaların Karadeniz üzerindeki etkisini ve Ankara'nın pozisyonunu Hurriyet.com.tr'ye yorumladı.

Karadeniz'de saldırıya uğrayan Ro-Ro gemisi Ural
'SAVAŞ BÜYÜYOR'
Dr. Canan Tercan, Karadeniz'de savaşın büyüdüğünü ifade ederek, bu durumun Türkiye’nin güvenliğini ve küresel ticareti tehdit ettiğini bildirdi. Tercan, İran savaşının başlamasıyla Ukrayna'ya verilen desteğin azaldığını, sonuç olarak Rusya'nın elinin güçlendiğini kaydetti.
Ukrayna'nın, ABD'den aldığı destek azalsa da NATO ve Avrupa'nın yardımlarıyla saldırı gücünü yenilediğini vurgulayan Tercan, şunları dile getirdi:
"Ukrayna gücünü son dönemde çok yönlü agresif saldırı olarak sahaya yansıttı. Böylece savaş tekrar alevlendi. Öyle ki, önümüzdeki yılların dahi destek sözünü yazılı olarak NATO’dan alan Ukrayna hedefe bölge savunmasını değil, Rusya’nın yıpratılmasını koydu. Ukrayna’nın son dönemde Rusya’nın enerji altyapısına, limanlarına ve lojistik merkezlerine yönelik saldırılarını savaşın mevcut seyriyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Buradaki temel hedef Rusya’yı bir anda savaştan çekilmeye zorlamak değil; savaşın ekonomik ve askeri maliyetini artırmak, lojistik kapasitesini zayıflatmak ve Rusya’nın savunma kaynaklarını daha geniş bir alana yaymasını sağlamak."
Tercan, Avrupa'nın gelecekte Rusya'ya karşı elini güçlendirmek için Moskova'yı her alanda zayıflatmak istediğini anımsatarak, "Karadeniz limanlarına yönelik saldırılar da Rusya’nın ticaret ve lojistik kapasitesini hedef alıyor. Rusya’yı zayıflatmak ve uzun vadede savaşma kapasitesini etkisizleştirmek. Bu hedef Ukrayna’ya destek veren Batı ülkelerinin de önemsediği bir konu. Zira savaşın başından itibaren Batı, Ukrayna’yı, Avrupa sınır güvenliği için gerekli unsur olarak kabul ediyor ve Rusya’nın burada zayıflatılarak ileride Avrupa’ya yönelmesini engellemek istiyordu. Dolayısıyla Ukrayna açısından bu saldırılar hem gelecekteki müzakere masasında elini güçlendirmeye yönelik bir yıpratma stratejisi hem de Avrupa’dan alınan desteğin karşılığının Avrupa’ya gösterilmesi." ifadelerini kullandı.

Rusya'nın St. Petersburg kentine yönelik 24 Temmuz'da düzenlenen İHA saldırısı
GERİLİMİN ARKA PLANI
Buğra Işılak ise "yaşanan gerilimlerin temelinde savaşın giderek daha fazla deniz alanına ve ekonomik altyapıya taşınmasının" bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Rusya ve Ukrayna açısından deniz ulaşımı yalnızca ticari bir faaliyet değil, lojistik ve ekonomik kapasitenin devamlılığı açısından da stratejik önem taşıyor. Savaşın deniz alanına yayılmasıyla limanlar, ticari gemiler ve deniz ulaşım hatları da çatışmanın doğrudan veya dolaylı etkilerine giderek daha fazla maruz kalıyor. Buradaki en önemli risk ise sivil ticaret ile askeri hedefler arasındaki güvenlik sınırının giderek kırılganlaşması. Bu eğilimin devam etmesi halinde mevcut gemi saldırıları daha geniş bir bölgesel güvenlik sorununa dönüşebilir. Savaşın mevcut seyri dikkate alındığında bu riskin kısa vadede tamamen ortadan kalkmasını beklemek de gerçekçi görünmüyor."

RİSK KÜRESEL BOYUTTA
Işılak, ticari gemileri hedef alan saldırılarla Karadeniz'de güvenliğin tehlikeye girdiğine dikkat çekti. Uzman isim, çatışmanın bölge kadar küresel düzeyde de risk oluşturduğunu ifade etti.
Tahıl deposu olarak bilinen Ukrayna'nın küresel gıda pazarında önemli bir rol oynadığını bildiren Işılak, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Tarafların limanlar, enerji altyapısı ve deniz lojistiği üzerindeki karşılıklı baskısının sürmesi, askerî faaliyetlerle sivil seyrüsefer arasındaki güvenlik sınırını daha da daraltabilir. Yaşananların etkisi yalnızca bölgesel güvenlikle sınırlı değil. Rusya ve Ukrayna’nın dünya tahıl piyasalarındaki ağırlığı nedeniyle deniz taşımacılığındaki aksama küresel gıda arzını doğrudan etkileyebilir. Savaşın ilk döneminde Ukrayna limanlarında yaklaşık 25 milyon ton tahılın sıkışması, Karadeniz’deki güvenlik sorununun nasıl küresel bir gıda krizine dönüşebileceğini somut olarak göstermişti. Türkiye’nin aktif girişimleriyle hayata geçirilen tahıl koridoru ise bu riskin diplomasi yoluyla yönetilebileceğinin somut bir örneği olmuştu."

Rusya, 2026 yazında Ukrayna limanlarını hedef alan saldırılarını artırdı. Odesa, Çornomorsk, Reni ve İzmail limanları, füze ve İHA'larla vuruldu.
'ZİNCİRLEME ETKİ' OLASILIĞI
Tercan, Karadeniz'de çatışmaların kontrolden çıması halinde "çok ciddi bir zincirleme etki ortaya çıkacağını" vurgulayarak, "Özellikle Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Sahra Altı Afrika ülkeleri açısından bu ciddi bir risk. Karadeniz’den buğday ve mısır arzının azalması öncelikle un mısır yem ayçiçeği ve hammaddelerindeki daralma diğer alanlarda da etkisini gösterir." dedi.
Tahıl ve enerji fiyatlarının yükselmesinin büyük riskleri gündeme getireceğini kaydeden Tercan, şöyle konuştu:
"Örneğin, açlık mücadelesi görünür olur, Afrika'nın ithal ettiği buğdayın yaklaşık yüzde 44'ü Rusya ve Ukrayna'dan geliyor. Özellikle Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Sahra Altı Afrika ülkeleri açısından bu ciddi bir risk. Dolayısıyla Karadeniz’in kapanması sadece Rusya ve Ukrayna’yı değil, milyonlarca insanın gıda güvenliğini etkileyebilecek küresel bir krize dönüşebilir. Bugün Türkiye gemisine yapılan saldırı münferit bir ülke meselesi değildir. Bu küresel bir olaydır. Karadeniz’de ticari seyrüsefer güvenliği yalnızca kıyıdaş ülkelerin problemi değil. Hürmüz kapanma krizi ile dünya piyasaları ciddi sarsıldı bir de üstüne Karadeniz'in kapanması krizi ile dünya yüzleşecek kudrette değil. Pek çok savaş ve ekonomik mücadele bu süreçte daha da belirgin hale gelecektir."

Kairos gemisine yönelik saldırı
'ABLUKASIZ ABLUKA'
Işılak, Karadeniz'deki saldırıların deniz yollarında bir tehdit ortamı oluşturduğunu ifade etti. Sigorta ve taşıma maliyetlerinin artan risklerle paralel şekilde yükseldiğini bildiren Işılak, deniz yolları tamamen kapatılmasa da ticaretin sekteye uğradığını belirtti.
Uzman isim, "Karadeniz'de ortaya çıkan tablo bir anlamda ablukasız bir abluka yarattığını" vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
"Güvenlik riskinin navlun, sigorta ve işletme maliyetlerine yansıması, ticari deniz taşımacılığını giderek daha maliyetli ve riskli hâle getiriyor. Dolayısıyla seyrüsefer güvenliğinin bozulması yalnızca gemilerin fiziksel güvenliğini değil, Karadeniz ticaretinin ekonomik sürdürülebilirliğini de tehdit ediyor. Özellikle sonbahar bu açıdan kritik bir eşik olabilir. Yeni hasat dönemiyle birlikte Ukrayna’nın ihraç etmesi gereken tahıl miktarı artacak. Saldırıların aynı yoğunlukta devam etmesi halinde 2022’de milyonlarca ton tahılın limanlarda beklemesine neden olan tablonun yeniden ortaya çıkma ihtimali muhtemel. Karadeniz’den tahıl tedarik eden ülkelerin daha uzak pazarlara yönelmesi ise taşıma maliyetlerini ve nihai gıda fiyatlarını artırabilir. Böylece Karadeniz’deki güvenlik sorunu daha belirgin bir küresel ekonomik ve gıda güvenliği problemine dönüşebilir."
Tercan, "Rusya-Ukrayna Savaşı’na taraf olmayan ülkelerin, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğinin bozulması nedeniyle ekonomik ve ticari açıdan savaşın maliyetini ödediğini" dile getirerek, "Bu ülkeler tabiri caizse cezalandırılıyor. Savaşın ilk döneminde navlun fiyatlarının yüzde 60’a kadar yükselmişti, bugün ise sigorta maliyetleri yüzde 2 arttı. Savaş sebebi ile gemilerin limanlarda bekleme maliyeti 8 bin dolara ulaştı. Arzdaki eksiklik ve maliyetlerin artması küresel gıda zincirine de yansıyor. Dolayısıyla Karadeniz’deki güvenlik krizi yalnızca bölgesel bir mesele olarak değerlendirilemez." dedi.

UKRAYNA'NIN YIPRATMA STRATEJİSİ
Ukrayna'nın Karadeniz'de ticari gemilere yönelik saldırı stratejisi, son dönemde Rus ekonomisini hedef alan geniş çaplı bir planın parçası olarak görülüyor. Tercan, Ukrayna'nın saldırılarla Rusya açısında savaşı daha maliyetli hale getirdiğine dikkat çekti.
Tercan, Ukrayna'nın ekonomik hedeflere yönelen saldırılarla yıpratma stratejisini etkili şekilde kullandığını dile getirerek, şunları belirtti:
"Rusya açısından sorun artık yalnızca askeri değil, ekonomik ve lojistik bir nitelik kazanıyor. Rafinerilere ve enerji altyapısına yönelik saldırılar yakıt üretimini etkiliyor. Rusya bazı bölgelerde arzı güvence altına almak, gerektiğinde ithalata yönelmek ve kritik altyapısını korumak zorunda kalıyor. Karadeniz’de limanların hedef alınması ise petrol, tahıl ve diğer ürünlerin ihracatını riske sokuyor. Rusya’nın çok geniş bir coğrafyadaki enerji tesislerini, limanlarını ve lojistik merkezlerini korumak zorunda kalması savaşın maliyetini yükseltiyor. Rusya hala önemli ekonomik ve askeri kapasiteye sahip. Fakat Ukrayna’nın amacı da zaten kısa vadede Rusya’yı çökertmekten ziyade, Moskova’nın savaşı sürdürme maliyetini sürekli artırmak."

"KARADENİZ'DE ÇATIŞMALARIN TIRMANMASI TEHLİKESİ ARTTI"
Ekonomik hedeflere yönelik saldırılarla savaşın yeni bir döngüye girdiğini söyleyen Tercan, iki ülkenin de diğer tarafın sivil altyapısını giderek daha fazla hedef alındığını bildirdi.
Tercan, "Karadeniz’de çatışmaların tırmanması tehlikesinin ciddi biçimde arttığını" açıklayarak, "İki tarafın da birbirlerinin ekonomik ve lojistik kapasitesini hedef aldığı yeni bir döngü ortaya çıktı. Ukrayna Rusya’nın Novorossiysk ve diğer Karadeniz limanlarına, enerji ve lojistik altyapısına saldırıyor. Rusya ise Odesa başta olmak üzere Ukrayna’nın limanlarını ve deniz ticaretini hedef alıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Rusya’nın Odesa ve çevresindeki liman altyapısına yönelik saldırılarının artması ihtimal dahilinde. Bu Rusya açısından daha düşük maliyetli ve daha uygulanabilir yöntem, Odesa’yı doğrudan işgal etmek yerine limanlarını sürekli baskı altında tutarak Ukrayna’nın deniz ticaretini ve ihracat kapasitesini zayıflatmak." diye konuştu.
Işılak ise çatışmaların kontrol altına alınması gerektiğini ifade ederek, şu yorumda bulundu:
"Bu noktada sivil ticari seyrüsefer için güvenli bir çerçevenin oluşturulması gerekiyor. Savaşın tamamını çözecek bir mekanizma kısa vadede gerçekçi olmayabilir; ancak ticari gemilerin kullanacağı belirli rota ve geçiş alanlarının tarafların mutabakatıyla çatışmanın dışında tutulması mümkün olabilir. Tahıl koridorunda edinilen tecrübeden yararlanılarak Türkiye’nin de katkısıyla uluslararası kuruluşların ve ilgili tarafların dahil olacağı bir güvenli seyrüsefer mekanizması oluşturulmalıdır. Buradaki amaç taraflardan birinin yanında yer almak değil, sivil ticareti savaşın dışında tutmak ve Karadeniz’i kontrollü bir ticaret alanı olarak muhafaza etmek olmalı. Son saldırılarla birlikte Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Karadeniz güvenliği açısından önemi de bir kez daha gündeme geldi. Türkiye, savaşın başlangıcından itibaren Montrö’yü uygulayarak çatışmanın Karadeniz’de daha geniş bir askerî gerilime dönüşmesini sınırlandırmaya çalıştı. Sözleşmenin özellikle Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin askerî deniz varlığına getirdiği sınırlamalar, bölgesel dengenin korunması açısından önem taşıyor. Ancak Türk ticari gemilerinin art arda hedef alınması, güvenlik sorununun artık sivil deniz taşımacılığını da doğrudan etkilediğini gösteriyor. Bu nedenle Ankara’nın önceliği, Montrö’nün sağladığı dengeyi korurken Moskova ve Kiev ile temaslarını sürdürerek sivil seyrüsefer güvenliğini sağlamak olmalıdır."
Tercan da Türkiye'nin elindeki en önemli araçlardan birinin Montrö Sözleşmesi olduğunu kaydederek, "Montrö, Karadeniz’in kıyıdaş olmayan büyük güçlerin sınırsız askeri rekabet alanına dönüşmesini engelleyen temel mekanizmalardan biri. Bunun yanında Türkiye, Karadeniz’de kıyıdaş ülkeler arasında deniz güvenliği iş birliğini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak Türkiye’nin en önemli diplomatik girişimlerinden biri Karadeniz’de bir moratoryum oluşturulması fikri. Amaç, savaş devam etse bile ticari deniz taşımacılığının, enerji altyapısının ve gıda güvenliği açısından kritik tesislerin savaşın dışında tutulması. Bu öneri bugün daha da önemli hale gelmiş durumda." dedi.

'ANKARA İÇİN GÜVENLİK MESELESİ'
Tercan, "Karadeniz’de savaşın yoğunlaşmasının, Ankara için yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değil; doğrudan ekonomik, ticari ve ulusal güvenlik meselesi" olduğunu vurguladı. Son dönemde Türk bağlantılı ticari gemilerin saldırılara maruz kalmasının son derece ciddi bir mesele olduğunu ifade eden Tercan, Türkiye’nin son saldırıların ardından Ukrayna Büyükelçisi Neriman Celal'i Dışişleri Bakanlığı’na çağırdığını anımsattı. Tercan, bu gelişmenin "Ankara’nın konuya ilişkin hassasiyetini açık biçimde ortaya koyduğunu" belirtti.
Saldırıların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in görüşmesi öncesinde yaşanmasının dikkat çekici olduğunu ifade eden Işılak ise Türkiye'nin bölgede barışı sağlamak için gösterdiği çabaları hatırlattı.

Işılak, "Türkiye’nin bu konuda oynayabileceği rolü yalnızca son saldırılara verdiği tepki üzerinden değerlendirmemek gerektiğini" söyleyerek, "Ankara, savaşın başından itibaren hem Moskova hem Kiev ile iletişim kanallarını açık tutarak doğrudan görüşmeler, esir takasları, tahıl sevkiyatı ve insani konularda kolaylaştırıcı rol üstlendi. İki tarafla da iletişim kurabilmesi, savaşın en zor dönemlerinde dahi müzakere zemininin korunmasına katkı sağladı. Tahıl koridoru ise Türkiye’nin bu diplomatik kapasitesinin küresel ölçekte ekonomik ve insani sonuçlar üretebildiğinin en somut örneklerinden biri oldu. Türkiye bir taraftan savaşın sona erdirilmesi ve tarafların yeniden müzakere zeminine çekilmesi için diplomatik çaba yürütürken, diğer taraftan kendi ticari gemilerinin güvenliğini korumak zorunda." açıklamasını yaptı.
Tercan da saldırıların Türkiye açısından son derece ciddi bir sorun olduğunu kaydederek, "Son dönemde Türk bağlantılı ticari gemilerin saldırılara maruz kalması bu açıdan son derece ciddi. Bir ticari geminin Rusya’ya gitmesi, onu askeri hedef haline getirmez. Sivil deniz taşımacılığının savaşın hedefi haline gelmesi kabul edilemez. Türkiye arabuluculuk çalışmaları yapabilen ve barışa ciddi mesai harcayan barış yanlısı güçlü bir ülke. Türkiye’nin girişimleri sonucu her iki taraf tahıl koridoru kurdu, barış masasına oturdu ve esirlerini alabildiler. Dolayısı ile Türkiye’nin her iki taraf için de dokunulmaz konumu olmalı ve Ukrayna’nın Türkiye gemilerine saldırı düzenlemesi kabul edilebilir değil." dedi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski'nin 2025'te savaşın sona ermesi için ABD ve Rusya arasında yürütülen görüşmelere dahil edilmeyince Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan yardım istediğini hatırlatan Tercan, "Müttefiklerinin görüşmeye kabul etmediği Ukrayna’ya Türkiye el uzattı. Tablo bu iken şimdi Türk gemilerine yapılan saldırıların izahı yok." ifadelerini kullandı.

"TÜRKİYE'NİN TUTUMU SAVAŞIN SEYRİNİ DEĞİŞTİREBİLİR"
Tercan, saldırıların Rusya'yı hedef almasına karşın Türkiye için ciddi bir problem olarak görüldüğünü kaydederek, "Niyet ile sonuç arasındaki fark çok önemli. Ukrayna’nın doğrudan Türkiye’yi hedef alma amacı bulunmasa bile ortaya çıkan sonuç Türkiye açısından kabul edilemez. Çünkü Türk ticaret gemilerinin savaşın hedefi veya kurbanı haline gelmesi, Ankara’nın güvenlik ve ekonomik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin mesaj açık: Karadeniz’de sivil ticari gemiler savaşın hedefi haline getirilemez. Meseleye bir de büyük pencereden bakalım ve farklı açıdan da yorumlayalım. Öncelikle, Türkiye bu savaşta ağırlıklı denge unsuru olarak, dokunulmaması gereken aktör çünkü barış ve adalet gelecekse bu jeopolitik konumu ve güçlü duruşu ile Türkiye aracılığıyla gelecek gibi duruyor. Diğer taraftan, Türkiye’nin tutumunu savaştaki dengeleri ve savaşın seyrini değiştirebilir. Türkiye bu savaşta sadece bir arabulucu olarak değerlendirilemez. NATO’nun ikinci büyük ordusu, güçlü savunma sanayisi ve etki alanı ile Türkiye dostluğu da düşmanlığı da çok güçlü bir aktör." açıklamasını yaptı.
Işılak, saldırıların Türkiye'nin barış diplomasisine olan etkisine ilişkin değerlendirmesinde, Ankara'nın arabuluculuk çabalarının önemini vurguladı. Uzman isim, ticari gemilerin korunmasının gelecekte yapılacak barış görüşmelerinde öne çıkan gündem maddelerinden biri olacağını ifade etti.
Ankara'nın hem Moskova hem de Kiev yönetimleriyle temaslarını sürdürdüğünü belirten Işılak, "Son saldırılar, Türkiye açısından yalnızca bir seyrüsefer güvenliği sorunu değil, Ankara’nın savaşın bölgeselleşmesini önleme ve tarafları müzakere zemininde tutma çabalarını da doğrudan ilgilendiren bir gelişme. Bu nedenle görüşmede Karadeniz’de seyrüsefer güvenliği, ticari gemilerin korunması ve saldırıların daha geniş bir güvenlik krizine dönüşmesinin önlenmesi önemli başlıklardan biri olacak. Ankara’nın hem Moskova hem Kiev nezdindeki girişimlerini sürdürmesi, Türkiye’nin arabuluculuk rolünün devamlılığı açısından da önem taşıyor." diye konuştu.

Rusya ile Ukrayna heyetleri, 2 Haziran 2025'te İstanbul'da bir araya gelmişti.
'İSRAİL İLE YUNANİSTAN GİBİ AKTÖRLER RAHATSIZ'
Dr. Tercan, Türkiye'nin savaşı bitirme konusunda açık bir tutuma sahip olduğunu belirterek, saldırıların arkasında savaşın sürmesini isteyen ya da farklı çatışmalar peşinde koşan odakların olabileceğine dikkat çekti. Türkiye'nin hedefinin çatışmanın Karadeniz'e yayılmasını önlemek olduğunu söyleyen Tercan, Ukrayna'nın bölgeyi savaşa sürüklemek isteyen güçlerin baskısıyla hareket edip etmediği sorusunu gündeme getirdi.
Tercan, saldırıların çok derin anlamları olduğunu vurgulayarak, şunları bildirdi:
"Saldırılara tek bir yönden bakmamak lazım. Türkiye savaşın iki tarafıyla da iletişim kanallarını açık tutabilmesi ve tahıl koridorunu açması gibi etkili pozisyonu ile düşmanları tarafından endişe ile takip ediliyor. İsrail, Yunanistan gibi aktörlerin bu güçten rahatsız oldukları malum. Türkiye’nin taraflarla kurduğu hassas diplomasinin kırılması tabii ki bu ülkelerin beklentisidir. Bu nedenle Karadeniz’de ticari gemilerin hedef alınması Türkiye’nin arabuluculuk sürecini de yıpratma hedefi barındırıyor. Soru şu: 'Ukrayna bunu kendi iradesi ile mi yaptı yoksa Batı’dan daha fazla destek almak ve İsrail ile müttefik olmak için İsrail’in baskısı ile mi yaptı?' Türkiye’nin kadim devlet aklı soğuk kanlı şekilde dengeyi tutmaya devam ediyor. Türkiye’nin yaklaşımı çok net; taraflarla iletişime açık, barışa odaklı. Savaşı bitirmek şuan mümkün olmayabilir; en azından, insani boyutu olan kolektif alanları savaşın dışında tutmak mümkün. Tahıl koridoru ile Türkiye bunu daha önce yaptı şimdi bunu genişleterek Karadeniz’i korumak gündemde. Türkiye’nin hedefi Karadeniz’e tırmanmayı durdurmak."

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski
'BÜYÜK SAVAŞ' SENARYOSU
Kiev yönetiminin İsrail ile ilişkilerini güçlendirmek istediğini savunan Tercan, "Ukrayna Türk gemilerine saldırı ile Türkiye’nin moratoryum üzerinde daha fazla yoğunlaşmasını ve Rusya’yı ikna etmesini de hedefliyor ancak Türkiye zorlayıcı diplomasi ve günlük siyasetle ile değil kadim devlet geleneği ile hareket eden köklü bir devlet. Bu son saldırılar, zorlayıcı diplomasiyi sıklıkla kullanan ve Türkiye’ye de başka ülkeler üzerinden mesaj vermeye çalışan İsrail tutumunu andırıyor. Geçtiğimiz günlerde Suriye’deki operasyon da bunun örneği. Bu son saldırıların zamanlası da manidar, bu olayların yaşandığı periotta, Zelenski Ukrayna İsrail bağlarının kuvvetli olduğunu ve iki taraflı olarak, her alanda ilişkileri daha da geliştirmeye istekli olduklarını ilan etti ve sözlerine şunu ekledi: 'Daha fazla güvenlik sağlamak için birlikte verimli bir şekilde çalışacağımıza inanıyoruz.' Zelenski daha önce de İsrail’e İran saldırılarında destek olmak istediklerini dron teknolojilerini paylaşmak istediğini çok defa belirtmişti. Yani bu olayda İsrail eksenine girmek için bir sadakat gösterisi de söz konusu gibi duruyor. Peki Zelenski ve İsrail birlikte olup, düşmanlarına yönelirlerse ne olur? İşte o zaman savaş başka coğrafyalara yayılır. Üçüncü Dünya Savaşı başlar. Çok cepheli çok yıkımlı feleket senaryosu gerçekleşir. Akılda tutmamız gereken nokta; İsrail, Türkiye karşısında Balkanlar’da (Arnvutluk, Slovenya, Sırbistan v.b.) konumlandığı gibi Karadeniz’de de etki alanını genişletmeye çalışıyor. Şu an Ukrayna da buna elverişli." dedi.
SAVAŞIN YAYILMASI NASIL ÖNLENEBİLİR?
İki uzman da Karadeniz'de ortaya çıkan tehlikenin yalnızca bölge ülkelerini değil, bütün dünyayı ilgilendirdiğini belirtti. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla dünyanın denizlere yayılan çatışmaların risklerini daha iyi kavradığını ifade eden uzmanlar, Karadeniz'in Türkiye kadar Avrupa, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri için de kritik bir bölge olduğunu kaydetti.
Işılak, daha büyük bir çatışmanın önlenmesi için uluslararası mekanizmaların önemine dikkat çekerek, "Buradaki hedef yalnızca mevcut saldırılara tepki vermek değil, Karadeniz’de daha büyük bir güvenlik veya gıda krizinin ortaya çıkmasını önlemektir. Önümüzdeki dönemde uluslararası toplumun da bu konuda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler ve denizcilik alanındaki ilgili uluslararası kuruluşların taraflarla görüşerek sivil ticari gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizmanın oluşturulmasına katkı sunması elzemdir. Daha önce tahıl koridorunda olduğu gibi, savaşın tarafı olmayan ülkelerin ve uluslararası kuruluşların dahil olduğu bir düzenleme, sivil deniz taşımacılığının çatışmadan mümkün olduğunca ayrıştırılmasını sağlayabilir. Böyle bir mekanizma yalnızca Türkiye’nin ticari çıkarları açısından değil, Karadeniz üzerinden dünya pazarlarına ulaşan gıda ve enerji akışının korunması açısından da önem taşımaktadır." diye konuştu.
Birleşmiş Milletler (BM), IMO ve FAO başta olmak üzere uluslararası kuruluşların sivil deniz taşımacılığının korunması için de somut mekanizmalar oluşturulması gerektiğini bildiren Tercan ise, "Rusya-Ukrayna Savaşı’nın tarafı olmayan ülkelerin ticaret gemilerinin savaş nedeniyle risk altına girmesi ve ekonomik kayıplara uğraması uluslararası toplum tarafından normalleştirilemez. Büyük güçlerin de burada sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Çünkü Karadeniz’in güvenliği artık yalnızca bölgesel güvenlik meselesi değildir; küresel ticaretin, enerji piyasalarının ve gıda güvenliğinin bir parçasıdır. Ve süre daralmaktadır bir an önce küresel boyutta mesele ele alınmalıdır. Türkiye daha önce Tahıl koridoru ile tarafları bir araya getirebildi. Bu defa daha geniş katılımlı bir mekanizma ile Karadeniz güvenliği geç olmadan sağlanmak zorunda. Hürmüz gösterdi ki kapanan bölgenin açılması kolay olmuyor. Kesinlikle önceden tedbir alınmalı. Hürmüz krizi başladığında onlarca ülke günlerce savaştan bağımsız olarak Hürmüz’ü açmak için toplantılar yaptı. Aynı hassasiyet Karadeniz için de geçerli. Dahası bu savaşı genşletecek şekilde değil, barışçıl yollarla yapılmalı. Amaç savaşta taraf tutmak ve müdahil olmak değil gıda güvenliği için tedbir almak olmalı." açıklamasını yaptı.
Tercan, Türkiye'nin denklemdeki en önemli aktörlerden biri olduğunu söyleyerek, şunları dile getirdi:
"Türkiye aynı anda Karadeniz kıyı devletidir, NATO üyesidir, Montrö’nün uygulayıcısıdır, Rusya ile iletişim kanalını korumaktadır ve Ukrayna ile yakın ilişkilere sahiptir. Buna Türkiye’nin ticari filosunu ve Karadeniz üzerinden geçen enerji ve gıda ticaretindeki rolünü de eklemek gerekiyor. Bugün Karadeniz’in güvenliği yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa’nın enerji güvenliğinin, Afrika’nın ve Orta Doğu’nun gıda güvenliğinin ve küresel ticaret sisteminin güvenliğinin bir parçasıdır. Türkiye’nin rolü devam ediyor ve bu Karadeniz’i savaşın sınırsız bir alanı olmaktan çıkarmak ve savaşan taraflar arasında barış yeniden kurulana kadar ticari ve insani hayatın devam etmesini sağlamak."

16 saat önce
36










English (US) ·