- TAHMİN İKİ: Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik bu zamana kadar yaptığı övgülerden kesin bir “best of” yapar.
- TAHMİN ÜÇ: Meloni’nin fotoğrafının üzerine “uzaklaştırma kararına ihtiyaç var” yazdı ya... Ankara’da kesin barışır Meloni’yle.
- TAHMİN DÖRT: Zelenski ile mesafeli bir muhabbet sergiler, Şara ile ise mesafesiz muhabbetini sergiler.
- TAHMİN BEŞ: “Ankara’nın en güzel tarafı İstanbul’a gitmek” sözünü bilmediği için bol bol Ankara övgüsü yapar.
- TAHMİN ALTI: Zirvede Avrupa aşağılaması, Avrupa eziklemesi yapar. Avrupa’yı esaslı biçimde zorbalar.
- TAHMİN YEDİ: Olağanüstü güzellikteki Türk mutfağı yerine uçağında getirdiği hamburgerleri yemeyi tercih eder.

HİÇ İŞİM YOKMUŞ GİBİ
NATO Liderler Zirvesi için 10 adet TOGG limuzin hazırlanmış.
8 kişilik bu kırmızı-beyaz araçlar, zirve sırasında protokol üyelerinin kısa mesafe ulaşımlarını sağlayacakmış.
Fakat işgüzar olduğum için “çok güzel, harika bir fikir” deyip geçmek yerine...
“Zirve bittikten sonra bu araçlar nerelerde, hangi amaçlarla kullanılabilir” diye seçenekler üretmeye başladım.
*
Sonra birden kendime geldim.
Ve özeleştirimi verdim: Ben niye üzerime vazife olmayan işlere bu kadar meraklıyım acaba?

NATO LİDERLERİNE DAİR KİŞİSEL SAPTAMALAR
- RUTTE: Trump için “daddy”, yani “babacık” dediği günden beri bu adamı bir türlü ciddiye alamıyorum.
*
- MELONİ: Bakalım Trump’a dersini verecek mi, yoksa “Ankara barışı” falan diye durumu idare mi edecek?
*
- ŞARA: Kendini ev sahibi gibi hissedeceğinden eminim.
*
- MERZ: Soğuktan gelen casus havası var bu adamda. Hadi yine bir kez daha tekrar edelim: Ah Merkel ah!
*
- MİÇOTAKİS: Etrafı biraz kıskançlık içinde kolaçan edip “Siz de yazın bizim adalarımıza geliyorsunuz ama” diye mırıldanacaktır.
*
- MACRON: Ankara’nın neresinde koşacak falan diye çok geyik dönmüştü. Galiba en sonunda koşu bandında koşmak zorunda kalacak.
*
- SANCHEZ: Bizim adamımızdır. Ankara’da krallar gibi ağırlanır. Erdoğan, kendisine torpil geçer.
*
- STARMER: Trump’la tartışma yaşamamak için kafayı çıkarmaz diye düşünüyorum. Hey gidi üzerinde güneş batmayan imparatorluk hey!

DENİZ GÖKTAŞ OLAYI CHP’YE YARAR MI
Deniz Göktaş olayı, Türkiye’yi kabaca şu iki parçaya bölmüş durumda:
*
- BİR: Kuran’la, Allah’la, inançla, dinle, imanla dalga geçilmesine... DESTEK ÇIKANLAR.
*
- İKİ: Kuran’la, Allah’la, inançla, dinle, imanla dalga geçilmesine... KARŞI ÇIKANLAR.
*
Siz bakmayın algoritmaların yansıttığı çarpık büyüye.
Böyle bir ayrım...
AK Parti için acayip yararlı, CHP için ise süper yararsız.
*
Çünkü iki parçaya bölünme...
- Muhafazakâr çevrelerin CHP’ye ısınmasını zorlaştırır.
- Muhafazakâr safların sıklaştırılmasına yol açar.
- Ayrışma konusunu yeniden din / iman konusuna indirger.
*
Özgür Özel, sosyal medyadaki şaka şenlik havanın etkisinde politika ürettiği için bu durumun farkına varabilmiş değil.
*
Eğer farkına varabilmiş olsaydı...
Deniz Göktaş savunmasını şöyle yapardı:
*
“Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına karşıyız. Bu konuda Deniz Göktaş’ın yanındayız. Ancak kutsalların alay, mizah ve hakaret konusu edilmesini de istemeyiz. Bir vatandaşımızın bile kendini incinmiş hissetmesi bizi çok üzer.”
*
Özgür Özel, Deniz Göktaş olayını böyle yorumlasaydı:
- Hem çok doğru bir yerde durmuş olurdu.
- Hem de kendi siyasetine yararlı bir tutum almış olurdu.

HEPSİNİ KULLANALIM
“Kurtuluş Savaşı” yerine “Milli Mücadele” densin önerisine karşı...
Benim önerim şu:
*
Hepsini kullanalım.
- “İstiklal Savaşı” diyelim. Çünkü bağımsızlığımız için savaştık.
- “Milli Mücadele” diyelim. Çünkü topyekûn bir mücadele verdik.
- “Kurtuluş Savaşı” diyelim. Çünkü ülkeyi düşmanlardan kurtardık.
Bu üç tanımlama...
- Hem bu zamana kadarki kullanımlara uygun.
- Hem birbirini tanımlıyor.
- Hem de olayı tam olarak anlatıyor.
Hiçbirinden vazgeçmeyelim. Hiçbirini ihmal etmeyelim.

2 saat önce
34










English (US) ·