Irak’ta yaklaşan seçim hesapları. Körfez’in yeni pozisyon arayışları... Bütün dikkatler bu gelişmelere çevrilmişken Washington sessiz sedasız bir karar aldı. ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ı Irak Özel Başkanlık Temsilcisi olarak atadı. İlk bakışta diplomatik bir görevlendirme. Ancak biraz yakından bakıldığında kararın Washington’un Ortadoğu’yu okuma biçiminin ilanı olduğu görülüyor. Ve belki de İran sonrası döneme ilişkin hazırlığın ilk işaretlerinden biri;
- Tom Barrack sıradan bir diplomat değil. Trump’a en yakın isimlerden biri.
- İşinsanı. Müzakereci. Siyasi danışman.
- Aynı zamanda Türkiye’yi ve bölgeyi iyi tanıyor.
- Bu nedenle Trump’ın onu Ankara Büyükelçisi olarak göndermesi zaten dikkat çekmişti. Şimdi de Irak dosyasının merkezine yerleştirildi.
- Diplomaside tesadüf yoktur. Özellikle Washington’da hiç yoktur. Bir dosya kime veriliyorsa aslında o dosyanın nasıl okunacağı da ilan edilmiş olur.
BARRACK’IN AÇIKLAMASI
Barrack’ın görevlendirme sonrası yaptığı açıklama son derece önemliydi. Şöyle diyordu:
“Levant ve Anadolu geleneğinde Irak, Suriye ve Türkiye Ortadoğu’da kalıcı istikrarın stratejik eksenidir.”
Bu cümle üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü uzun yıllardır Washington’da Irak masası ayrıydı. Suriye masası ayrıydı.
Türkiye masası ayrıydı. Şimdi ilk kez üç dosya tek elde toplanıyor. Bu da bize ABD’nin yeni yaklaşımını anlatıyor. Washington artık sınırların çizdiği haritaya değil, güvenlik koridorlarına bakıyor. Irak’tan başlayıp Suriye üzerinden Akdeniz’e uzanan hattı tek stratejik alan olarak görüyor. Belli ki Türkiye’yi de bu alanın dışındaki bir NATO ülkesi değil, merkezindeki aktörlerden biri olarak değerlendiriyor.
PEKİ NEDEN ŞİMDİ?
Asıl soru bu. Cevabı ise İran’da saklı. Son iki yıldır yaşanan gelişmeler Washington’da yeni bir değerlendirmeyi beraberinde getirdi;
- İran’ın Lübnan’daki etkisi zayıflıyor.
- Suriye’deki etkisi geriliyor.
- Ekonomik baskılar artıyor.
- İsrail’in operasyonları devam ediyor.
Tahran’ın bölgesel nüfuz alanlarında aşınma görülüyor. Bu nedenle Washington artık yeni bir soruya cevap arıyor:
İran’ın boşalttığı alanı kim dolduracak? Çünkü tarih boşluk kabul etmez. Bir güç çekildiğinde yerine mutlaka başka bir güç gelir. ABD’nin bugün baktığı yer tam da burası olabilir. Tam da bu noktada Irak dosyası öne çıkıyor.
Çünkü Irak artık sadece Irak değil.
- Enerji yolları.
- Kalkınma Yolu Projesi.
- Basra Körfezi.
- Türkiye bağlantısı.
- Suriye bağlantısı.
- PKK meselesi.
- İran nüfuzu.
Hepsi aynı denklemde. Son günlerde Bağdat’tan gelen haberler bu nedenle dikkat çekici. Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin silahların devlet kontrolüne alınmasını destekleyen açıklamaları, Haşdi Şabi’nin siyasi ve askeri yapısının yeniden düzenlenmesine yönelik tartışmalar ve ABD’nin buna verdiği güçlü destek... Bunların hiçbiri sıradan gelişmeler değil. Tom Barrack da yaptığı açıklamada Irak’ta silahların devlet kontrolüne alınmasını “yeniden doğan Irak devletinin temeli” olarak tanımladı. Washington’un uzun süredir istediği şey tam olarak buydu.
Devlet dışında silahlı güç istemiyor. Yani İran’a bağlı hareket eden paralel yapılar istemiyor. Irak devletinin yeniden merkezileştirilmesini istiyor. Eğer bu süreç gerçekten ilerlerse Irak’ta 2003 sonrası dönemin en büyük güç değişimi yaşanabilir.
BARZANİ FAKTÖRÜ
Son aylarda Tom Barrack’ın Erbil temasları dikkat çekici. Mesud Barzani, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani ile görüşmeler ve bunların ardından gelen açıklamalar... Bunlar birlikte okunduğunda Washington’un Erbil’i yeniden denklemin önemli parçalarından biri olarak gördüğü anlaşılıyor. Ancak burada kilit nokta yine Barrack’ın önceki açıklamalarında gizli; “tek devlet, tek egemenlik, tek ordu” anlayışına işaret etmesinde. Washington’un amacı Irak’ı ve Suriye’yi parçalamak olarak görünmüyor. Daha çok mevcut sınırlar içinde yeni güç dengeleri oluşturmanın hedeflendiği anlaşılıyor. Bunu da Erbil’i denklemin dışına itmeden, Bağdat’ı zayıflatmadan, Türkiye’yi karşıya almadan, İran’ın etkisini azaltarak yapmaya çalışıyor gibi görünüyor. Belki de bu nedenle dosya Barrack’a verildi.
TÜRKİYE AÇISINDAN
Türkiye açısından bakıldığında ise mesele çok daha önemli. Bu durum iki farklı şekilde okunabilir.
- Türkiye’nin önemi artıyor. Washington Ankara’yı bölgesel çözümün merkez aktörlerinden biri olarak görüyor.
- Washington’un Türkiye’den beklentileri artıyor. Bu beklentiler arasında nelerin olduğu ise zaman içinde ortaya çıkacak.
Aslında Barrack’ın atanması bize başka bir şeyi daha gösteriyor. Trump yönetimi klasik Amerikan dış politikasından uzaklaşıyor. Eskiden Washington bölgeye demokrasi ihracı söylemiyle yaklaşırdı. Şimdi yaklaşım farklı. Yeni yaklaşım kendileri açısından daha pragmatik. Ama daha sert ve sonuç odaklı.
- Öncelik istikrar, güvenlik, enerji, ticaret koridorları, İran’ın hatta Çin’in etkisini sınırlandırmak.
- Bu nedenle Barrack’ın açıklamalarında sık sık “liderler arası doğrudan ilişki” vurgusu görülüyor.
Kurumsal diplomasi yerine lider diplomasisi. Yani Trump’ın sevdiği model.
TÜM BUNLAR NE DEMEK?
Bana göre Washington yeni bir Ortadoğu haritası çizmiyor. Ama yeni bir Ortadoğu denklemi kurmaya çalışıyor.
Haritalar, bayraklar, sınırlar aynı kalabilir ama güç merkezleri değişebilir. Hatta ittifaklar ve öncelikler de değişebilir. Önümüzdeki aylarda dikkatle izlenmesi gereken dört başlık var:
- Birincisi, Haşdi Şabi’nin geleceği.
- İkincisi, Bağdat-Erbil ilişkilerinin nasıl şekilleneceği.
- Üçüncüsü, Suriye’de SDG ile Şam arasında kurulacak yeni denklem.
- Dördüncüsü ise Türkiye’nin bu süreçte hangi rolü üstleneceği.
Washington belli ki bu coğrafyayı tek bir stratejik alan olarak ele alıyor. Ve bu alanın tam ortasında Türkiye bulunuyor. Ankara bu yeni oyunda sadece masadaki oyunculardan biri mi olacak?
Yoksa masanın kurulmasında söz sahibi olan ülkelerden biri mi? Önümüzdeki dönemin cevabı en çok merak edilen sorusu da bu olacak.

1 gün önce
39










English (US) ·