Tek suçlu çocuklar mı ya silahı veren aileler

2 hafta önce 35

Bir ay önce, ikizi ve bir arkadaşıyla misafir gittikleri evin havuzunda oynuyordu.

Sırtından vuruldu...

Şehrin göbeğinde, bir sitenin içinde.

Mermi akciğerini parçaladı. 16 gün yoğun bakımda kaldı.

Önceki gün o mermi, yaklaşık 3 saat süren riskli bir ameliyatla çıkarıldı.

Doktoru, “Bir milim sağa, sola ya da ileri gitse ana damarlara veya kalbe girebilirdi” dedi.

Bir mucize yani.

Neyse ki ameliyat başarılı geçti. Karan’ın sağlık durumu iyi.

Peki kim yaptı bunu ona?

17 yaşında bir “çocuk”.

Yani karşımızda yine silahla yolu kesişmiş bir “çocuk” var.

Dolayısıyla şu sorunun cevabı acilen bulunmalı: “Çocuklarımıza ne oluyor?”

Mattia Ahmet Minguzzi cinayetinden sonra ve birkaç ay önce 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli’nin polis babasına ait silahlarla okul basmasının ardından da aynı şeyleri tartıştık aslında.

Sosyal medyada silahla poz vermeyi “güç” zannedenleri...

Şiddetin, racon kesmenin sıradanlaşmasını...

Mafya filmlerini, dizilerini...

Fakat meseleyi yalnızca dizi, film ya da sosyal medyaya bağlamak kolaycılık olur.

Okulu, arkadaş çevresini, toplumsal değişimi, çocuk psikolojisini de konuşmalıyız.

Bir önemli gerçek de aileler.

Bu nedenle Meclis gündemindeki “Minguzzi düzenlemesi” önemli.

Teklif, 15-18 yaş arası kasten öldürme, ağır yaralama gibi suçlarda cezaların artırılmasını öngörürken, bakım, eğitim, gözetim yükümlülüğünü ihlal eden ebeveynlerin de ceza alması gündemde.

Destekliyorum.

Çünkü bir çocuk eline silah almışsa nedenini sadece ona soramayız.

O silahı kim aldı?

Eline kim verdi?

Kim ulaşabileceği yerde bıraktı?

Aile çocuğun yaratabileceği tehlikenin farkında mıydı?

Neden engellemedi? gibi sorular da sormak gerekir.

Zira silahı tutan el çocuk olabilir.

Ama o silahı o ele kadar getiren yolun taşlarını çoğu zaman yetişkinler döşüyor.

Dolayısıyla bugün Karan’ı bir milimlik bir mucize kurtarmış olabilir.

Ancak bizler başka çocukların hayatını bir mucizeye bırakmamalıyız.

Tek suçlu çocuklar mı ya silahı veren ailelerKaran Altınsoy

DAHA BÜYÜK BİR SAHNEYİ HAK ETMİYOR MU SİZCE

ÖNCEKİ gece Mert Demir’in Harbiye konserine Kibariye konuk oldu.

Ve...

Olan oldu.

O ses!

Nağmesi, yorumu, doğaçlaması... Başka kimseye benzemiyor.

Birkaç dakika içinde muhteşem performanslarından birine imza attı.

Mert Demir ile düetini izlerken şunu düşündüm:

Biz Kibariye’nin kıymetini gerçekten biliyor muyuz?

Geçen yıl Grammy ödüllü Buika ile konserler verdi. Müthişti.

Bu yıl mayıs ayında “Ederlezi” konserleri kapsamında Roma Flight Senfoni Orkestrası eşliğinde Babazula ve Kobra Murat ile aynı sahneyi paylaştı; gümbür gümbür esti.

Peki ama neden Kibariye’yi kendi repertuvarının başrolde olduğu büyük bir senfonik konser ya da prestijli büyük işlerde daha sık görmüyoruz?

Yanlış anlaşılmasın beraber sahne aldığı her sanatçı birbirinden kıymetli ve özel.

Ama...

“Kim Bilir”, “Lafı mı olur”, “Anlayamazsın”, “Sil Baştan”, “Gidemem”...

Bir düşünsenize bu şarkıları dev bir orkestrayla!

Biz Kibariye’yi çok sevdik ama yeterince ciddiye almadık mı acaba?

Kahkahası, kendine has konuşma tarzı ile “Kiboş” diyerek onunla kurduğumuz bu aşırı samimiyet, sanatçı Kibariye’nin büyüklüğünün önüne geçmiş olabilir mi dersiniz?

Bence evet.

O zaman “Kiboş” parantezini kapatıp o sese kulak verme zamanı.

Çünkü bazı sesler sadece sevilmeyi değil, hakkının teslim edilmesini de hak ediyor.

ESKİDEN YAKIYORDUK ŞİMDİ YAPAY ZEKÂYA YEDİRİYORUZ

İNANILIR gibi değil!

YAPAY zekâyı daha akıllı hale getirmek için kitapları yok etmeye başlamışız.

Yanlış okumadınız.

Kitapları!

Dünyanın farklı ülkelerindeki sahaflar bir süredir tuhaf siparişler alıyor. Birbiriyle hiç ilgisi olmayan yüzlerce, bazen binlerce kitap topluca satın alınıyor. Hem de sıfır pazarlıkla...

404 Media’nın bu konudaki araştırması ise tam polisiye.

Toplu siparişlerden şüphelenen bağımsız bir gazeteci yaklaşık 1000 kitaplık bir siparişin arasına takip cihazı yerleştiriyor.

“Bakalım nereye gidecekler?”

Ve ta tam!

Son durak, Amazon’un Las Vegas’taki bir tesisi.

İddiaya göre kitapların sırtları kesiliyor. Sayfaları ayrılıyor. Taranıyor. İçlerindeki bilgi yapay zekâyı eğitmek için dijital veriye dönüştürülüyor.

Peki ya kitap?

Çöp!

Üstelik yalnızca Amazon değil, Anthropic’in “Project Panama” projesi içinde milyonlarca basılı kitabın benzer şekilde satın alınıp tarandığı ve çöpe gittiği iddia ediliyor.

Peki neden eski kitaplar?

Çünkü 2022 öncesinde basılan eserler yapay zekâ ürünü değil.

İnsan yazımı.

Birileri düşünmüş, araştırmış, hayal etmiş, duygusunu katmış ve de yazmış.

Şu ironinin büyüklüğüne bakar mısınız?

İnsan eliyle yarattığımız yapay zekâyı beslemek için yine insan eliyle yaratılmış edebiyatı ve hafızayı ona yediriyoruz.

Hem de bazılarını gerçekten yok ederek!

Benim aklımın almadığı yer burası.

Parayı verdin diye bir kitabı yok etmek hakkın mı?

Hukuken olabilir.

Peki vicdanen?

Yapay zekâ o kitabı “öğrenirken” insanlık kitabı kaybediyorsa buna ilerleme diyebilir miyiz?

Elbette teknoloji ilerlesin.

Yapay zekâ öğrensin.

Ama geleceği yaratacağız diye geçmişin hafızasını parçalamayalım.

Çünkü her yapabildiğimiz şeyi yapmak zorunda değiliz.

Habere git