Bu füze meselesiyle başlamak gerekirse, ortada Türkiye ve NATO radar kayıtlarına göre İran'dan gelen bir füze var. Dolayısıyla füzenin rotası net olarak tespit edilmiş durumda. Bu tespiti yapan sistem de Kürecik'teki radar sistemi. Yani Kürecik'teki üs, rotası Türkiye olan bir balistik füzeyi tespit etmiş vaziyette. Bunun üzerine NATO sistemleri de harekete geçiriliyor.

Burada şunu özellikle vurgulamak gerekir. Türkiye'deki tüm radar sistemleri NATO sistemine entegredir. Bu nedenle en uygun angajmanı kimin yapacağı belirlenir ve sistem otomatik olarak reaksiyon alır. Bu balistik füze için de Amerika'nın NATO güvenliğine sunduğu, Doğu Akdeniz'de bulunan ve en ileri teknolojiyle donatılmış askeri gemi devreye girdi. Bunun sebebi, gemide SM-3 füzelerinin bulunmasıdır. Yani bu gemide antibalistik füze sistemleri var. Dolayısıyla şu sorular sorulabilir; "Neden İspanya'ya ait Patriot sistemleri devreye girmedi?" Ya da "Neden Türkiye'deki bazı üslerden müdahale edilmedi de Doğu Akdeniz'deki Amerikan gemisi devreye girdi?" Bunun sebebi, söz konusu geminin SM-3 antibalistik füze sistemine sahip olması ve en ileri teknolojiyle donatılmış olmasıdır. Bu nedenle sistem, en uygun seçenek olarak Amerika'nın NATO güvenliğine sunduğu bu gemiyi tercih etmiş oldu.
Peki hedef neresiydi? Hedef Türkiye'ydi bu çok net. Ancak tam olarak neresi olduğu konusunda farklı yorumlar yapılıyor. Türkiye bir NATO ülkesi. Bu nedenle Kürecik ve İncirlik gibi NATO ile birlikte kullanılan üsler bulunmakta. Dolayısıyla bu üslerin hedef alınmış olup olmadığı da değerlendiriliyor. Ayrıca bunun bir ön girişim olup olmadığı ve devamının gelip gelmeyeceği de değerlendirilen konular arasında. Tüm senaryolara karşı gerekli güvenlik önlemleri de masada bulunuyor. Türkiye'nin bir NATO ülkesi olduğu özellikle vurgulanıyor. Olası yeni bir tehdit durumunda da NATO ile entegre ve birlikte hareket edileceği ifade ediliyor.
Ancak ikinci bir girişimin aynı sağduyuyla karşılanmayabileceğinin de altı çiziliyor. Nitekim dün Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu çok net ifade etti. Cumhurbaşkanı, "Diplomasiden yanayız ama caydırıcılığımızı kimseye tartıştırtmayız." dedi. Bu önemli bir uyarıydı. Nitekim yapılan görüşmelerde de İran'a bu uyarılar iletildi. Önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı Arakçi'yi füze olayından sonra telefonla aradı. Görünen o ki Arakçi o sırada bu konuda bir bilgiye sahip değildi. Ardından İran'ın Ankara Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı. Büyükelçiden edindiğim bilgilere göre açık bir reddediş olmadı. Ancak bu sabah İran Savunma Bakanlığı, Türkiye'ye yönelik herhangi bir füze girişimleri olmadığını açıkladı. Yani bu açıklama olaydan 1 gün sonra geldi.
Peki, bu açıklamalar Ankara'yı tatmin etti mi? Açıkça söylemek gerekirse konuştuğum kaynaklardan edindiğim izlenime göre Ankara şu soruyu soruyor; "Ortada İran'dan atılan ve Türkiye'yi hedef alan bir füze var. Peki düğmesine kim bastı?" Bunun açıklanması İran'ın sorumluluğunda. Eğer onlar atmadıysa kim attı? Bunun açıklanması, netleştirilmesi gerekiyor. Füze İran'dan fırlatıldığı için de sorumluluğu İran tarafının üstlenmesi ve bu açıklamayı yapması bekleniyor.
Öte yandan şu tespitler de yapılıyor: İran'da karar alma mekanizması ciddi şekilde karışmış durumda. Birçok kurumun başındaki yetkili hayatını kaybetti ve kaos giderek artıyor. Dün de bunları ifade etmiştik. İran'ın mozaik bir karar alma sistemine geçtiği yönünde tespitler bulunuyor. Bu sistemde sivil ve askeri alt birimlerin kendi başlarına karar alabilmesi söz konusu. Dolayısıyla ortada bir başıboşluk ve merkezi yönetimin devrede olmaması gibi bir durum bulunuyor. Nitekim yabancı basına da yansıdı. İran'dan ABD'ye bazı diyalog çağrıları yapıldığı yönünde iddialar vardı. Ancak Amerika bu mesajları ciddiye almadı. Bunun sebebi, mesajların alt düzey yetkililerden gelmesiydi. Yani İran'daki kaos ortamı, yönetimdeki belirsizlik ve koordinasyon eksikliği ciddi bir sorun olarak görülüyor.
Diğer yandan şu ihtimal de tartışılıyor: "İran içinden, Türkiye'yi savaşa çekmek isteyen İsrail odaklı bazı gruplar böyle bir girişimde bulunmuş olabilir mi?" Bu da yorumlanan senaryolardan biri. Ancak şunu da unutmamak gerekir. Suriye konusunda ve özellikle PJAK meselesinde İran'ın Türkiye'ye söyledikleri ile yaptıkları arasında geçmişte ciddi farklar yaşanmıştı. Bu nedenle bugün bu mesele her açıdan tekrar tekrar değerlendiriliyor ve tüm ihtimaller üzerinde duruluyor.
İran daha önce kendi sınırları içerisinde bir terör yapılanması olmadığını söylüyor ve bunu kabul etmiyordu. Ancak 12 gün savaşlarından sonra durum değişti. PJAK'ın rejim aleyhine tavır almasının ardından İran son birkaç aydır PJAK hedeflerini vurmaya başladı. Elbette bu biraz geç kalınmış bir adım olarak değerlendiriliyor. Bu ortamda İran içinde PKK bağlantılı unsurların hareketlenmesi de Türkiye açısından risk taşıyan bir durum ve çok yakından takip ediliyor.
Suriye ve Irak benzeri bir tablonun ortaya çıkmaması için bilhassa titizlikle üzerinde durulan konulardan birisi. Ayrıca İran içinde yaşanabilecek bir etnik çatışma veya bölünme hem İran hem de Türkiye açısından en kötü senaryo olur. Böyle bir durum hem bölgesel istikrarsızlığı artırabilir hem de terör unsurlarının yeniden hareketlenmesine yol açabilir.
O nedenle Ankara, füze meselesine rağmen dün soğukkanlılığını koruma ve sorumlu bir yaklaşım sergileme stratejisini benimsedi. Yapılan açıklamalarda da bu sağduyulu yaklaşım açık şekilde hissedildi. Her türlü senaryoya karşı gerekli güvenlik önlemlerinin alındığını ve tüm kurumların sahada olduğunu söyleyebilirim. İran'daki mevcut yönetimsel karmaşa, kontrolsüz hamleler veya karanlık hesapların Türkiye'yi zayıflatmasına izin verilmeyeceği de özellikle vurgulanıyor. Dolayısıyla Türkiye'yi bu sürecin veya savaşın içine çekmeye yönelik girişimlere karşı sağduyulu, soğukkanlı ve sorumlu bir politika izlenmeye devam edilecek. Diplomatik çabalar da sürdürülecek. Ancak bu füze meselesinin ikinci bir girişimi olursa, o noktada Türkiye'nin de tavrı çok daha farklı yansıyabilir. Bunun da altını çizeyim.











English (US) ·