Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamaları şöyle:
Millet olarak hepimiz acılarımızı, ailelerimizin üzüntülerini samimiyetle paylaşıyoruz. Ancak ne yaparsak yapalım, ateşin düştüğü yeri yaktığını; eşini, annesini, evladını, kardeşini yitiren vatandaşlarımızın yüreklerindeki yangının belki de hiçbir zaman sönmeyeceğini çok iyi biliyoruz.
Son derece ağır bu imtihan karşısında tüm ailelerimize yüce Allah’tan sabır ve metanet temenni ediyorum. Siverek’teki saldırıda yaralanan 19 kardeşimizden 14’ü taburcu edildi. İki öğretmen ile üç öğrencimizin tedavisi hâlen devam ediyor. Hamdolsun, yaralılarımızın herhangi bir hayati tehlikesi bulunmuyor.
Kahramanmaraş’taki menfur olayda ise 9 vefatımız, 21 yaralımız vardı. 15’i taburcu edildi, 3’ü yoğun bakımda, 6 yavrumuzun tedavisi sürüyor. Rabbimden tüm yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Rabbim bizlere bir daha böyle acılar yaşatmasın diyorum. İnsanlık dışı bu saldırıların faillerini bir kez daha telin ediyorum.
"ATEŞ HEPİMİZİN YÜREĞİNE DÜŞTÜ"
Saldırılar sadece Kahramanmaraş’ı, sadece Siverek’i değil, 86 milyonun tamamını etkiledi. Milletçe hepimizi yasa ve kedere boğdu. Kahramanmaraş’a düşen ateş hepimizin yüreğine düştü.
Kabine üyelerimiz, genel başkan yardımcılarımız ve milletvekillerimiz ilk andan itibaren ailelerimizin yanında oldu. Bir yandan yaralılarımıza acil müdahaleler yapılırken, diğer yandan yargı, emniyet, millî eğitim, sivil güvenlik ve istihbarat birimlerimiz çalışmalarını başlattı. Hiçbir ihtimal dışlanmadan saldırılar tüm yönleriyle araştırılıyor.
Her iki saldırganın dijital ayak izleri takip edilerek kimlerle irtibat hâlinde oldukları, nelerden etkilendikleri kısa sürede ortaya çıkarıldı. Detaylı incelemeler neticesinde çok önemli bulgulara ulaşıldı. Siverek’teki saldırıyla ilgili 8 kişi tutuklanırken, Kahramanmaraş’taki saldırganın menfur eyleminde kullandığı silahların sahibi olan babası da tutuklandı.
"İLK ANDAN İTİBAREN YAKINDAN SÜRECİ BİZZAT TAKİP ETTİM"
Cumhurbaşkanı olarak ben de ilk andan itibaren süreci bizzat ve yakından takip ettim. Sonraki süreçleri de yakından takip etmeyi sürdüreceğim. Sosyal medya ve dijital iletişim platformlarında yalan, manipülatif ve zararlı içerik yayan hesaplarla ilgili de gerekli önlemleri aldık.
Değerli vatandaşlarım, milletçe gerçekten yabancısı olduğumuz bir durumla karşı karşıyayız. Dijitalleşmenin ve küreselleşmenin sebep olduğu sıkıntıların ülkemize de sirayet ettiği, gençlerimizi de etkisi altına aldığı görülüyor. Her nimetin maalesef bir yan tesiri oluyor. İnternetin, teknolojinin, dünya ile bütünleşmenin yan tesirleri de kimi zaman kendini bu şekilde gösterebiliyor.
Şuraya özellikle dikkatinizi çekiyorum: Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilenler başta olmak üzere dünyadaki benzer saldırılara baktığımızda, faillerin amaçlarından birinin toplumu terörize etmek olduğunu görüyoruz. Bu tarz caniler sadece masumların kanını dökmeyi değil, bunu yaparak terör örgütleri gibi aynı zamanda toplumda infial uyandırmayı; endişe, tedirginlik, korku ve huzursuzluk oluşturmayı da hedefliyorlar.
Pedagojik açıdan sorunlu beyanatları ve yayın çizgileriyle, bilerek veya bilmeyerek saldırganların amacına hizmet etmiş, faillerin ekmeğine adeta yağ sürülmüştür.
"BÖYLE BİR ACI ÜZERİNDEN MİLLETİ TAHRİK ETMEK SORUMSUZLUKTUR"
Kimse kusura bakmasın ama daha olay aydınlatılmadan hükümetimize karşı bir kampanya başlatılmasının hangi haklı gerekçesi olabilir? Henüz hiçbir şey belli değilken milleti tehdit etmeye çalışan sivil toplum kuruluşlarının hedef tahtasına konulması ne anlama gelmektedir? Daha vahşice öldürülen yavrularımızın cenazesi bile kalkmadan “olayı 14 yaşındaki çocuğa yıkacaklar” diyerek niyet okuyuculuğuna girişmek hangi vicdana, hangi ahlaka sığar?
Milletçe yüreğimiz yanıyor. Fakat üzülerek gördük ki ana muhalefetin kimi aktörlerinin aklına ilk olarak Ramazan etkinliklerini eleştirmek geliyor. Sanki böyle bir fırsatı kolluyormuş gibi sorumsuzca açıklamalar yapılıyor. Nedir bu telaşınız, nedir bu aceleniz?
Böyle bir acı üzerinden milleti tahrik etmek, öğrencilerimiz arasında korku ve endişe yaymak en hafif tabiriyle sorumsuzluktur. Hangi sebeple olursa olsun kimsenin öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi ve ailelerimizi tedirgin etmeye hakkı yoktur.
Saldırıyı tüm boyutlarıyla doğru analiz ettikten sonra, infiale kapılmadan; sağduyumuzu ve soğukkanlılığımızı yitirmeden, ortak aklın ve pedagojinin rehberliğinde hep beraber meselenin üzerine gitmemiz gerekiyor. Nice zorluğun üstesinden gelmiş bir millet olarak, Allah’a hamdolsun, bunu yapacak birikime de, iradeye de, tecrübeye de ziyadesiyle sahibiz.
Vatandaşlarımdan gerilim tuzağına düşmemelerini, serinkanlılıktan ödün vermemelerini bir kez daha istirham ediyorum.
"BÜTÜNCÜL STRATEJİ" VURGUSU
Okul ikliminden aile dinamiklerine, dijital medya mecralarından farkındalık çalışmalarına, caydırıcılığın güçlendirilmesinden kurumsal iş birliğine uzanan geniş bir yelpazede bütüncül bir stratejiyle hareket etmemiz önem arz ediyor.
Şiddet kültürünü besleyen unsurların teşhisinde ne kadar isabetli olursak, tedavi sürecinde de o derece başarı sağlarız. Bunun için aile yapısı, sosyal çevre, okul ortamı, dijital maruziyet, medya içerikleri ve kurumsal müdahale kapasitesini birlikte ele almak zorundayız.
Önümüzde, okulların adeta kışlaya veya karakola çevrilmesi gibi pedagojik açıdan problemli, okulların asli karakterine zarar verecek tekil adımlarla çözülemeyecek kadar çok katmanlı bir sınama bulunuyor.
Şu gerçeğin hepimiz farkındayız: Dünya artık eski dünya değil. Biz anne babalar olarak evin bir odasında sohbet ederken veya televizyon seyrederken, evin diğer odalarındaki çocuklarımızın sanal âlemdeki dijital arkadaşlarıyla kurduğu ilişkinin mahiyetinden haberdar değiliz. Anne babasıyla geçirilen zaman, maalesef dijital dünyadaki ekran sürelerinden daha az.
Dijital arkadaşlar, dijital öğretmenler, hatta dijital ebeveynler; evlatlarımızın hayatlarına ve karakter gelişimine daha fazla etki ediyor. Özellikle bazı dijital paylaşım uygulamalarının çocuklarımızın zihinlerini ifsat ettiği, sosyal medya platformlarının amiyane tabirle adeta bir kanalizasyona dönüştüğü bir dönemi yaşıyoruz.
İnternetin denetimsiz ve sınırsız dünyasına algoritmaların manipülasyon gücü de eklendiğinde karşımıza son derece karmaşık bir tablo çıkıyor.











English (US) ·