Seçmen için can alıcı soru nedir

3 gün önce 36

Türkiye’de muhalefetin en büyük rakibi gerçekten iktidar mı?

Yoksa zaman zaman kendi içindeki mücadeleler mi?

Türk siyasetinin son elli yılına baktığınızda benzer örnekleri çok görürsünüz.

Muhalefet bazen iktidarın yaptıkları nedeniyle değil, kendi içinde ürettiği krizler nedeniyle güç kaybeder.

Seçmeni iyi anlamak gerekir. Bir yandan değişim ister; diğer yandan istikrar arar, bir yandan da yeni bir hikâyeye ihtiyaç duyar.

Ama aynı zamanda o hikâyeyi anlatanların direksiyona geçtiğinde ne yapacağını da görmek ister.

İşte bu nedenle siyaset sadece haklı olma değil; güven verme meselesidir de.

CHP’de yaşanan tartışmaları izleyen milyonlarca insanın bir bölümü elbette hukuki tartışmalarla; mutlak butlanın teknik yönleriyle de ilgileniyordur.

Ama inanın çoğunluk başka ayrıntıları takip ediyordur.

Bir tarafta parti binası önündeki gerilim; diğer tarafta sert açıklamalar, karşılıklı suçlamalar, ihanet tartışmaları, tasfiye mesajları, yeni parti söylentileri ve giderek büyüyen bir iç hesaplaşma.

Seçmen bütün bunlara bakarken hukukçu gibi davranmaz.

Bir ailenin iç ilişkilerine bakar gibi bakar.

Ve şu soruyu sorar.

Bunlar kendi aralarında anlaşamıyorsa ülkeyi nasıl yönetecek?”

Bugün CHP’nin karşı karşıya olduğu risk de tam olarak budur.

Mahkeme kararından daha çok sonrasında verilen görüntüler önem kazanmıştır.

Siyaset boşluk kabul etmez.

İnsanlar kriz dönemlerinde radikal tercihlerden çok güvenli limanlara yönelir.

Bu yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum da değildir.

Seçmen çoğu zaman maceradan değil, tecrübeden yana tavır alır.

İşte bu yüzden CHP’nin son günlerdeki performansı yalnızca CHP’yi ilgilendirmiyor.

Türkiye’deki muhalefetin geleceğini de ilgilendiriyor.

 Seçmen için can alıcı soru nedir

İKTİDARLA MI MÜCADELE EDİYOR GEÇMİŞİYLE Mİ

BUGÜN CHP’nin önündeki soru da budur.

Haklı olup olmadığı değil; güven verip veremediği...

Çünkü seçmen sandık başına giderken önce şunu sorar.

Kim haklı?”

Ama oyunu verirken çoğu zaman başka bir soruya cevap verir.

Ülkeyi kime emanet ederim?”

Muhalefetin ürettiği her güvensizlik, iktidara yazılan görünmez bir krediye dönüşür.

Siyasette mağduriyet çoğu zaman avantajdır.

Ama mağduriyetin yanında dağınıklık görüntüsü varsa avantaj olmaktan çıkar.

CHP gerçekten iktidarla mı mücadele ediyor?

Yoksa hâlâ kendi geçmişiyle mi?

Çünkü bir parti geleceği konuşmak yerine sürekli kendi iç hesaplaşmalarını konuşuyorsa, seçmenin zihninde rakibiyle değil, kendisiyle kavga eden bir yapı görüntüsü oluşur.

Ve siyasette en zor yenilen rakip, karşındaki parti değil, kendi gölgesidir.

KÜÇÜK BİR KASABA TAKIMI BAYERN’E KAFA TUTABİLİR Mİ

BUNDESLIGA’nın geçen sezon kapısından dönen SV Elversberg, bu kez mutlu sona ulaştı. Sadece 7 bin 500 kişinin yaşadığı küçük Alman kasabası, Münster’i 3-0 mağlup ederek tarihinde ilk kez Bundesliga’ya yükseldi.

Avrupa futbolunda günlerdir konuşulan bu başarıyı Almanya’yı iyi bilen meslektaşım Nejat Kabay’a sordum.

Dedi ki...

Elversberg; küçük bir köy... Tren istasyonu bile yok. Sadece iki tane benzinlik var. Bundesliga’ya yükseldi. Yeni sezonda bütçesi 1 milyar Euro’yu aşan Bayern Münih gibi bir devle mücadele edecek. Büyük transferler yapamayacak. Çünkü Almanya’daki profesyonel futbol yasaları sahip olmadığı paralarla transfer yapmayı engelliyor. Bu yüzden muhtemelen 2. Lig kadrosuna birkaç mütevazi takviye yapacak. ‘Paramız yok’ diye ağlayıp sızlanmayacak. Belediye bütçesinden katkı istemeyecek. Kendi imkânlarıyla dev bütçeli Bayern, Dortmund, Leipzig, Leverkusen gibi takımlara her hafta meydan okuyacak.

Bundesliga’da kalırsa kalacak. Düşerse namusuyla, alnının akıyla düşecek.”

Ben de ilave edeyim.

UEFA Avrupa Ligi finalinde Aston Villa’ya yenilerek kupayı kaybeden SC Freiburg da, Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinin takımı...

Şehrin nüfusu 231 bin...

Freiburg da mütevazı bütçeyle Avrupa ligi finali oynadı.

Türk futbolunun da; fabrika ayarlarına dönüp daha istikrarlı bir modele ihtiyacı olduğu çok açık...

 Seçmen için can alıcı soru nedir

FRANSA’NIN BU KARARI YENİ BİR TARTIŞMA BAŞLATTI

FRANSA ilginç bir
kapı açtı.

15 Haziran’dan itibaren zayıflama ilaçlarının masrafını devlet karşılayacak.

İlk bakışta bu karar, obeziteyle mücadelede cesur bir sosyal devlet adımı gibi görünüyor. Nitekim Fransa’da yaklaşık 10 milyon kişi obez. Avrupa’nın geneline baktığımızda ise tablo daha da çarpıcı.

Ama benim dikkatimi çeken başka bir tarafı var.

Son iki yıldır dünyanın neresine gidersem gideyim aynı sohbeti duyuyorum. Akşam yemeklerinde, iş toplantılarında, hatta arkadaş buluşmalarında...

Eskiden insanlar birbirine hangi diyeti yaptığını sorardı.

Şimdi hangi ilacı kullandığını soruyor.

Fransa’nın kararı bu yüzden yeni bir tartışmayı da başlatacak.

Çünkü mesele artık sadece kilo vermek değil.

Bir toplumun sağlıklı yaşamı teşvik etmesi ile bir ilacı günlük hayatın parçası haline getirmesi arasındaki çizgi nerede başlıyor?

Yarın milyonlarca insan bu ilaçlara daha kolay ulaşınca ne olacak?

Obezite oranları mı düşecek?

Yoksa modern hayatın yarattığı sorunu yine bir ilaçla çözmeye çalışan yeni bir döneme mi gireceğiz?

Seçmen için can alıcı soru nedir

Habere git