
Giriş Tarihi:16 Nisan 2026
Acımız çok büyük...
Benzeri, ABD'de görülen şiddet olaylarının ardı ardına bizim okullarımızda da yaşanması karşısında şoke olduk!
Artık bir gerçeği kabul etmek zorundayız. Çağın küresel sosyo-psikolojik hastalıkları maalesef bizim toplumumuza da bulaştı. İşte bu nedenle evin başköşesinde duran tablet ve telefonların içindeki sorunlu dünyanın, odanın bir köşesine tutulan silahın gölgesi, sınıfında olması gereken bir çocuğun elini ve kalemini kana bulayabiliyor!.. Çözümü ise sadece okul kapısına x-ray cihazı kurmaktan değil; "o evi,o okulu, o veliyi, o öğrenciyi yani o zihniyetidönüştürmekten" geçiyor!
Nitekim...
Türkiye'de okul şiddetinin sadece fiziksel bir saldırganlık olmadığı, aynı zamanda dijital zorbalık ve suça sürüklenme ile beslenen karmaşık bir yapıya dönüştüğü herkesin malûmu!
Türk maarif sisteminin; okulları madde bağımlılığı ile suç merkezine dönüştürmek isteyen her türden odağa karşı müthiş çaba gösterdiğini vurgulamadan geçemeyiz.
Belki pek çok kişi detayına vâkıf değil. Lâkin Millî Eğitim Bakanlığı'nın başlattığı "Sosyal Duygusal Beceri" programları aslında bir tür "erken uyarı mekanizması!"
Ama durun bir dakika!
Şiddetin sadece okul veya arkadaş ortamından değil, evdeki atmosferden de beslendiği (aile içi gerilim, ekonomik stres) göz önünde bulundurulmalı. Ebeveyn sorumluğunun ihmal edildiği, çocuğu okula göndermek suretiyle aradaki boşluğun öğretmenlerce doldurulmasının beklendiği yaygın veli profilini dikkatle not etmek durumundayız. Yani, velilere yönelik eğitimlerin zorunlu hale getirilmesini de düşünmeliyiz.
Neden?
Çünkü okulda...
Öğrencinin hissettiği "öfkeyi, kaygıyıveya üzüntüyü" boşaltma yöntemleri,
Şiddete yönelen çocuklarda görülen "yetersizlik hissinin" kırılması,
Öğrencinin yeteneklerinin farkına varması,
Anlık parlama ve "dürtüsel agresifliğin" dizginlenmesi,
Sınav baskısı ve "ailevi sorunlarla" baş edebilmesinin yolları öğretiliyor.
Fakat...
İçeriği çok güçlü olan bu programlar; "rehber öğretmen sayısının yetersizliği,uygulamanın kâğıt üzerinde kalması veailenin bu sürece hakiki manada katılamaması" gibi nedenlerle hedeflenen neticeyi üretemeyebiliyor!
Hal böyle olduğu içindir ki...
Okullardaki psikolojik danışmanların mutlak görevinin "riskli profilleri belirlemesi!"
Çocukların dijital dünyadaki radikalleşme eğiliminin ise aileler tarafından takip edilmesi gerekiyor!
Hatta okul giriş-çıkış saatlerinde "OkulPolisi" ile koordineli çalışan "gönüllü veligrupları" oluşturulması, "toplumsal otokontrolün" devreye alınması da büyük önem taşıyor!
Ve nihayet...
Sosyal medya ve oyun platformları üzerinden yayılan "anti-kahraman figürünü" etkisiz kılmanın ortak çözümünü de bulmak mecburiyetindeyiz. İyiliğin yerini alan kötücül ana karakterler kritik meselemiz oldu bile! Kendilerini bir video oyunu karakteri gibi kurgulayan çocuk ve gençlerin iç dünyasına girmek, "dehşet verici ilham kaynağınadönüşen" olumsuz örnekleri bertaraf etmek zorundayız.
Elbette...
Ateşli silahlar, "baba yadigârı tüfekler" evlerde korumasız halde tutulmamalı.
Fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan öğrenciler, öğretmenleri ve aile tarafından "çocukluk/ergenlik hali" denilerek geçiştirilmemeli.
Dijital iletişim kanalları kurularak, bir öğrencideki saldırganlık eğilimi veya zorbalık gören öğrencinin yaşadıkları hızla idareye ulaştırılmalı!
Akran zorbalığı ve şiddet olayları "tipikbir disiplin suçu olarak değil, temel eğitimsorunu" olarak ele alınmalı!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın

2 saat önce
33










English (US) ·