7-8 Ağustos 1919 gecesiydi...
Mustafa Kemal, Mazhar Müfit Kansu’nun not defterine şunları yazdırır:
“Zaferden sonra hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır. Bunu size daha önce de bir sorunuz üzerine söylemiştim. Bu bir.”
“İki: Padişah ve hanedan hakkında zamanı geldiğinde gereken işlem yapılacaktır.”
Ve diğer maddeleri sıralar.
★★★
Henüz iki yıl geçmeden...
20 Ocak 1921’de TBMM’nin kabul ettiği ilk anayasada, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir...” hükmü, saltanatı fiilen yönetim dışına çıkarmıştı.
Ancak Paşa’nın en yakınında bulunan insanlar bile şimdi, padişahı koruyan bir tutum sergiliyorlardı.
Batı’ya hayran mandacılar, padişahlık ve halifelik düzenini korumak isteyen tutucular, yaşadığı koşulları kavrayamayan “aydınlar” kalabalığı ise ayrı sorundu.
Hatta Mustafa Kemal’e, padişah ve halife olmasını önerenler vardı.
★★★
Lozan Barış Antlaşması sürecinde, strateji dehası Mustafa Kemal’in beklediği tarihî fırsat nihayet doğmuştu.
İngilizler, Lozan barış görüşmeleri için, 16 Ekim 1922’de Vahdettin’e bir yazı gönderir. Lozan’a bir heyet göndermesini ve bu daveti Ankara’ya bildirmesini isterler.
Vahdettin, işgal devletleriyle işbirliği yaptığı kanıtlanan biriydi.
Buna rağmen, İngiltere Vahdettin’i Türkiye’nin meşru temsilcisi sayıyordu.
Artık, saltanatın kaldırılmasının zamanı gelmişti.
★★★
30 Ekim 1922’de Meclis başkanlığına, Mustafa Kemal’in de imzasının bulunduğu 80 imzalı bir önerge verildi.
Önergede:
“Osmanlı İmparatorluğu’nun artık yıkıldığı, yeni bir Türk devletinin doğduğu, anayasal düzen ile egemenlik haklarının millete ait olduğu” belirtiliyordu.
Ertesi gün, 31 Ekim 1922’de, Mustafa Kemal Müdafaa-i Hukuk Grubu’nda bir konuşma yapar.
Saltanatla hilafetin birbirinden ayrılması gerektiğini, hukuksal ve dinsel gerekçelerle anlatır.
★★★
1 Kasım 1922...
Milletvekilleri arasında, uzun tartışmalar olur.
Paşa, tartışmaları uzun süre komisyon odasının köşesinden izler.
Söz sırası gelmişti, önündeki sıranın üzerine çıkar.
Ve tarihî konuşmasını yapar:
“Hâkimiyet ve saltanat, hiç kimse tarafından hiç kimseye, bilim gereğidir diye görüşmeyle, tartışmayla verilmez. Hakimiyet ve saltanat; kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanlıoğulları, Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına zorla el koymuşlar; bu zorbalığı, altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdir.
Şimdi de Türk milleti bu saldırganlara artık yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak hâkimiyet ve saltanatını, fiili olarak eline almış bulunuyor. Bu bir olup bittidir. Söz konusu olan, millete saltanatı bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız değildir. Sorun, zaten gerçekleşmiş bir olayı açıklamaktan ibarettir. Bu, kesinlikle yapılacaktır.
Burada toplananlar, Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım iyi olacaktır. Aksi durumda, yine gerçek, usulüne uygun olarak ifade olunacaktır; ancak, belki birtakım kafalar kesilecektir...”
★★★
Yasa tasarısı, aynı gün 1 Kasım 1922’de Genel Kurul’a gelir.
Ve oy birliğiyle kabul edilir.
1 Kasım 1922, saat 20.40’tı...
TBMM, böylece 623 yıllık Osmanlı saltanatına son verir.
Orta Çağ büyük bir darbe almıştır.
★★★
Padişah, Millî Mücadele’ye karşı verdiği talimatlarla çıkarılan fetvalar ve Kuvayı İnzibatiye gibi faaliyetlerin sorumluluğunu taşımaktaydı.
Vahdettin, 16 Kasım 1922’de İngiltere’ye sığınma talebinde bulunur:
“İstanbul İşgal Orduları Başkomutanı General Harington Cenaplarına
İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devletine sığınır ve bir an önce İstanbul’dan başka bir yere götürülmemi talep ederim efendim.
16 Kasım 1922.
Müslümanların Halifesi Mehmet Vahdettin”
★★★
Dolmabahçe açıklarında, İngiliz Malaya zırhlısı harekete hazırdı.
Vahdettin, 17 Kasım 1922’de İngiliz gemisine adım attığı an, selamlama topları ateşlendi.
Padişah, geminin arka direğinde dalgalanan İngiliz bayrağını selamladı.
Osmanlı Devleti’nin 36’ncı Padişahı Sultan VI. Mehmet Vahdettin, dünya Müslümanlarının dinî önderi, Hristiyan bir devlete sığınarak ülkesinden kaçıyordu.
Böyle bir durum, 1400 yıllık İslam tarihinde ilk kez oluyordu.
★★★
TBMM 18 Kasım 1922’de, Sultan Abdülaziz’in oğlu ve hanedanın en yaşlı erkek evladı, veliaht sayılan Abdülmecit’i halife seçer.
Abdülmecit, Vahdettin hakkında ağır konuşur:
“Bu hanedan (Osmanlı Hanedanı) bitmiştir. Bizden millete hiçbir hayır beklenemez artık. Bizi bir tarafa atarak, millet kendini kurtarmalıdır...
O hain (Vahdettin) yalnız vatanımıza hıyanet etmedi; hanedanımızın şerefiyle de oynadı. Artık vatandan da hanedanımız sicilinden de kovulan bu adamdan söz etmeyelim...”
★★★
Saltanatın kaldırılması, bir milletin kendi kaderine sahip çıkışıdır.
Hanedanın egemenliğinden, milletin egemenliğine geçiştir.
Ümmetten millete, kuldan (tebaadan) özgür yurttaşa uzanan yolun açılışıdır.
Cumhuriyet’in önündeki en büyük engellerden birinin yıkılışıdır.
Büyük bir siyasal devrimdir.
Devrimlerin efendisidir Mustafa Kemal...

1 saat önce
22










English (US) ·