
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında hayata geçirilen AnkaTheraHub: Ankara Yenilikçi Teşhis ve Tedavi Ürünleri Geliştirme Merkezi Açılış Etkinliği Bakan Kacır’ın katılımıyla gerçekleştirildi.
Bakan Kacır, 13 milyon avro bütçeyle kurulan merkezin Türkiye’ye ve sağlık ekosistemine hayırlı olmasını temenni etti.
Kacır, Ankara Üniversitesi bünyesinde hayata geçirilen merkezin, girişimcilerin, araştırmacıların ve sanayicilerin yenilikçi sağlık teknolojilerini geliştirebileceği güçlü bir Ar-Ge ve inovasyon platformu olarak tasarlandığını belirtti. Merkezin küresel sağlık ekosisteminde yankı uyandıracak girişimlere ev sahipliği yapacağını ifade eden Kacır, konuşmasında şunları kaydetti:
TEKNOLOJİNİN TIBBIN HİZMETİNE GİRDİ: İnsanoğlu, tarih boyunca sağlığını korumanın, hastalıkları yenmenin yollarını aradı. Şifa arayışı, zaman içinde yalnızca bireysel bir çaba olmaktan çıkarak; bilimsel bilgiye, kurumsal yapılara ve teknolojik gelişmelere dayanan ortak bir insanlık birikimine dönüştü. Özellikle son iki asırda; bilginin sistematik hale gelmesi, üretimin ölçeklenmesi ve teknolojinin tıbbın hizmetine girmesi, sağlığı sınırlı imkânlarla yürütülen bireysel bir uğraş olmaktan çıkararak toplumun tümünü kucaklayan kitlesel bir hizmet hâline getirdi.

HASTALIKLARI YENİLGİYE UĞRATTI: Aşıların geliştirilmesinden antibiyotiğin keşfine, görüntüleme teknolojilerinden moleküler biyolojinin açtığı ufuklara kadar atılan her adım; bir zamanlar çaresiz kaldığımız hastalıkları teker teker yenilgiye uğrattı. Bakınız 19. asrın başında ortalama insan ömrü dünyanın hiçbir coğrafyasında 40’ı aşmıyordu. Doğan her dört bebekten biri, ilk yaş gününü göremeden hayatını kaybediyordu. Aşılamadan temiz suya, modern hekimlikten gelişmiş beslenme ve sanitasyon koşullarına kadar atılan adımların neticesinde; küresel ortalama yaşam beklentisi şimdilerde 73 yıla ulaştı, bebek ölüm oranı ise her bin canlı doğumda 25 seviyesine kadar geriledi. Bilimi ve teknolojiyi insanlığın hizmetine sunma yürüyüşü, insan bedenini, hastalıkların kaynağını ve tedavi süreçlerini çok daha başarılı biçimde kavrama imkânı sundu.
“İNSAN GENOM PROJESİ”: Kuşkusuz insan bedenini ve hastalıkların kaynağını daha derinden anlama yolculuğunda en önemli eşiklerden biri 1990’da başlatılan “İnsan Genom Projesi” oldu. 2,7 milyar dolar maliyetle 13 yıl sürede gerçekleştirilen bu tarihi çalışma; 3 milyar baz çiftinden oluşan insan DNA’sının dizilenmesini ve genetik haritamızın çıkarılmasını sağladı. Yeni nesil dizileme teknolojilerindeki olağanüstü ilerleme, hesaplama gücünün katlanarak artması, yapay zekâ ve büyük veri analitiğinin tıbla buluşması ile birlikte; gen haritamıza bugün 1000 doların altında maliyet ve bir gün kadar kısa süre içerisinde ulaşabiliyoruz. Bu gelişme de tıpta öngörücü ve kişiselleştirilmiş uygulamaların önünü açıyor. Özellikle kanser, kalıtsal hastalıklar ve nadir genetik bozukluklar gibi her hastada farklı seyreden durumlarda; daha erken tanı, daha isabetli tedavi seçimi ve hastaya gereksiz yük bindirmeyen daha etkin bir sağlık hizmeti anlamına geliyor.
İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN: Diğer yandan, yenilikçi teknolojilerin sağlık sistemlerine entegrasyonu ve dijital dönüşüm; sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğini, etkinliğini ve sürdürülebilirliğini artıran yeni bir dönemi beraberinde getiriyor. Sağlıkta yaşanan bu dönüşümü milletimizin refahı ve insanlığın ortak iyiliği için bir fırsat penceresine dönüştürmeye inşallah hep birlikte hazırız. Zira Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son 23 yılda; Millî Teknoloji Hamlesi'ni vizyondan gerçeğe dönüştürmek üzere çok güçlü bir Ar-ge ve inovasyon altyapısı kurduk. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışıyla; yüksek teknolojiye sahip şehir hastaneleriyle, yaygın aile sağlığı merkezleriyle, dijital sağlık uygulamalarımızla ve nitelikli sağlık insan kaynağımızla muazzam bir sağlık altyapısı inşa ettik. Sağlıkta ülkemizin ihtiyaçlarını yerli ve millî çözümlerle karşılamaya imkân tanıyan bir teknoloji geliştirme altyapısını da eş zamanlı olarak ülkemize kazandırdık.
AR-GE EKOSİSTEMİMİZİ SEFERBER ETTİK: Nitekim yakın geçmişte yaşadığımız pandemi süreci, sağlıkta attığımız bu adımların ne kadar isabetli, ne kadar stratejik olduğunu çok açık şekilde ortaya koydu. Bu dönemde Türkiye; sahip olduğu sağlık altyapısı, üretim kabiliyeti ve krizlere hızlı yanıt verme kapasitesiyle dünyadan pozitif şekilde ayrıştı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak bu süreçte; sağlık sistemimizin ihtiyaç duyduğu kritik ürün ve teknolojiler için sanayi altyapımızı ve Ar-Ge ekosistemimizi seferber ettik. Tüm dünya çaresizce yoğun bakım solunum cihazı ararken; bizler BAYKAR, Arçelik ve ASELSAN’ın destekleri ile BİOSYS’in geliştirdiği yerli solunum cihazını sadece 14 günde seri üretime geçirdik.
YERLİ KALP AKCİĞER MAKİNESİ: Savunma sanayii ve yüksek teknolojide elde ettiğimiz kazanımların, sağlık teknolojilerine transferini hızlandırıyor, adım adım başarılı neticeler alıyoruz. Geçtiğimiz hafta, ASELSAN tarafından üretilen yerli kalp akciğer makinesi kullanılarak ilk klinik ameliyat başarıyla tamamlandı. Biliyoruz ki, stratejik bir sektör olarak gördüğümüz sağlık endüstrilerinde atacağımız Millî Teknoloji Hamlesi adımlarıyla çok daha büyük başarılara erişmek mümkün. Bu doğrultuda, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak, sektördeki özgün üretim kapasitemizi güçlendirecek yeni teşvik mekanizmalarını hayata geçiriyor, program ve projelerimizi devreye alıyoruz.
TEKNOLOJİ ODAKLI SANAYİ HAMLESİ PROGRAMI: Nitekim sadece son 1 yılda sağlık endüstrisinde 161 yatırıma teşvik belgesi düzenleyerek 70 milyar lira yatırımı harekete geçirdik ve 5 binden fazla nitelikli istihdamın önünü açtık. Katma değerli üretimi teşvik etmek ve cari açığı azaltmak üzere hayata geçirdiğimiz Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında; Biyobenzer ilaçlardan kanser ve otoimmün ilaçlara, ortopedik cihazlar ve protezlerden yenilikçi eşdeğer ilaçlara toplam büyüklüğü 23 milyar lirayı aşan 36 projeyi destekliyoruz. Bildiğiniz üzere Sayın Cumhurbaşkanımız, ülkemizi yüksek teknoloji yatırımlarının adresi hâline getirecek, tarihimizin en büyük ölçekli teşvik programı olan HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı’nı ilan etti. Programla; biyoteknolojik ilaçlardan yenilikçi sağlık teknolojilerine, akıllı tıbbi cihazlardan teknolojik gıdalara uzanan geniş bir alanda sağlık ekosistemimize büyük ölçekli ve nitelikli yatırımlar kazandırma gayretindeyiz. Şunu çok iyi biliyoruz; Ar-Ge ile beslenmeyen bir üretim anlayışının sağlık sektöründe katma değer sunması, dünya ile rekabet edebilir ürün ve hizmetler ortaya çıkarması mümkün değildir.
AŞI VE İLAÇ GELİŞTİRME: Sağlık gibi hata payının sıfır olduğu, doğrudan insan hayatına dokunan bir alanda; Ar-Ge ve üretim, birbirinden ayrı düşünülemez. Bu anlayışla; TÜBİTAK burs ve destek programlarında sağlık alanında teknoloji geliştirme kabiliyetimizi yükseltmek üzere son 23 yılda 14 bin 344 proje ve 18 bin den fazla bilim insanı ile gencimize 82 milyar lira destekte bulunduk. Ülkemizde ilaç ve aşı geliştirme çalışmalarına yönelik İyi Üretim Uygulamaları (GMP) standartlarında üretim ve İyi Laboratuvar Uygulamaları (GLP) koşullarında Ar-Ge çalışmalarının yapılabileceği TÜBİTAK Aşı ve İlaç Geliştirme Kampüsü’nü hizmete aldık. Bugüne kadar 75 Ar-Ge merkezinin ve teknoparklarımız bünyesinde çalışmalarını yürüten 900’ün üzerinde teknoloji girişiminin araştırma projelerine destek sunduk. Ülkemizin biyoteknoloji araştırma üsleri arasında yer alan Boğaziçi Üniversitesi Hedefli Tedavi Teknolojileri Merkezine 6550 sayılı kanun kapsamında araştırma altyapısı statüsü kazandırdık.
TÜRKİYE İLAÇ PAZARI: Sağlıkta yerli üretimi ve teknoloji geliştirme kabiliyetimizi büyüten bütüncül yaklaşımın meyvelerini yakın dönemde almaya başladık. Bakınız, 2016’da Türkiye ilaç pazarında imal ilaçların payı kutu bazında yüzde 79, değer bazında yüzde 44 seviyesindeyken; geçtiğimiz yıl kutu bazında yüzde 91’in değer bazında ise yüzde 56’nın üzerine çıktık. Tıbbi cihaz tarafında ise 2016 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 19’ken, bugün yüzde 40’a ulaştık.
ANKATHERAHUB HİZMETE AÇILDI: Bugün de ülkemizin biyomedikal teknolojilerinde sahip olduğu potansiyeli harekete geçirecek AnkaTheraHub’ın açılışındayız. Bakanlığımızın Avrupa Birliği destekli Rekabetçi Sektörler Programı ile hayata geçirilen bu altyapıyı; uluslararası standartlarda akredite laboratuvarları ve yetkin insan kaynağıyla girişimcilerimizin ve sanayicilerimizin yenilikçi sağlık teknolojilerini geliştirebilecekleri bir platform olarak kurguladık. İleri teknoloji alanında uzmanlaşmış 10 birimiyle hizmet verecek bu büyük merkez; hassas tıp alanında ülkemizin Ar-Ge ve inovasyon kapasitesini bir üst lige taşıyacak. Yeni Nesil Dizileme, gelişmiş klinik analiz sistemleri, antikor ve aşı süreç optimizasyon teknolojileri, mikro-radyasyon altyapıları ile ileri hücresel görüntüleme ve analiz çözümleriyle de araştırma, test ve ürün geliştirme faaliyetlerini güçlendirecek. KOBİ’lerin ileri teknolojilere erişimini kolaylaştırarak rekabet güçlerini yükseltecek.
HASSAS TIP ALANLARINDA YÜKSEK DÜZEYDE UZMANLAŞMA: Teknoloji transferi, patentleme, mentorluk, eğitim ve kapasite geliştirme çalışmalarıyla araştırmacılarımız ve girişimcilerimizin yenilikçi fikirlerini ticarileşebilir ürünlere dönüştürmelerine rehberlik edecek. Böylece AnkaTheraHub; yalnızca bir araştırma altyapısı olarak değil, aynı zamanda bilimsel bilginin sanayiyle buluştuğu, girişimlerin güçlendiği ve yüksek katma değerli sağlık teknolojilerinin geliştirildiği stratejik bir yenilik platformu olarak faaliyetlerini sürdürecek. Merkezin özellikle tanı ve tedaviyi aynı hedefte buluşturan teranostik yaklaşım ile kişiye özgü sağlık çözümlerini odağına alan hassas tıp alanlarında yüksek düzeyde uzmanlaşmış olması; ülkemizin biyomedikal teknolojilerde özgün ürün geliştirme ve küresel düzeyde rekabet kapasitesine katkılar sunacak.
DÜNYADA YANKI UYANDIRACAK GİRİŞİMLERİN ADRESİ OLACAK: Biyoteknoloji alanında dünyada öne çıkan en önemli eğilimlerden biri de sözleşmeli araştırma, geliştirme ve üretim hizmetleri. Bu yapılar; araştırma fikrinin laboratuvar ölçeğinden klinik doğrulamaya, ürün geliştirmeden üretim hazırlık süreçlerine uzanan geniş bir hatta firmalara kritik kabiliyetler sunuyor. AnkaTheraHub'ın araştırmadan üretime kadar uzanan kritik kabiliyetleri firmalarımıza tek bir merkezde sunabilecek altyapıya sahip olması; ülkemizin biyoteknoloji ekosistemi için önemli bir kazanım. Kuşkusuz Merkezin Ankara Üniversitesi ile bütünleşik çalışıyor olması; akademik bilgi birikiminin ve klinik tecrübenin doğrudan hasta yararına ve yenilikçi teknolojilere dönüşmesi bakımından da çok değer. AnkaTheraHub inanıyorum ki ülkemiz ve küresel sağlık ekosistemi adına dünyada yankı uyandıracak girişimlere ev sahipliği yapacak.
DESTEKLERİ ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ARTIRACAĞIZ: Peki tüm bu hamleler, yeterli mi? Şüphesiz yetmez… Zira ülkemizin potansiyelini ve istikrarını düşündüğümüzde önümüzdeki dönemde sağlık alanında kararlılıkla atacağımız daha pek çok adımın, erişilecek daha nice hedefin olduğunu biliyoruz. Çok kısa bir sürede biyoteknolojik ve genomik araştırmalara tahsis ettiğimiz destekleri önemli ölçüde artıracağız. Sağlık alanındaki büyük verinin ülke sınırları içerisinde güvenilir ve sistematik bir biçimde depolanmasını teminat altına alacak, sahip olduğumuz verinin yeni buluşların önünü açmasını sağlayacak Ulusal Omiks Platformunu araştırmacılarımızın hizmetine sunacağız. Etken madde, ilaç ve tıbbî cihazda yerli üretim kapasitesinde sıçrama sağlayacak, kritik alanlarda dışa bağımlılığı azaltacağız. Ayrıca Biyoteknoloji Üretim Programı ile; TÜBİTAK, üniversiteler ve Sağlık Bakanlığımızın eşgüdümünde araştırma altyapılarını güçlendirecek, kamu alımlarını kaldıraç olarak değerlendirerek yerli biyoteknolojik ilaç üretimini kararlılıkla destekleyeceğiz.
DAHA AYDINLIK YARINLARA: Türkiye olarak Millî Teknoloji Hamlesi’ni sadece ülkemizin kalkınma yolculuğu adına değil, insanlık ailesinin daha aydınlık yarınlara erişmesi için de önemli bir stratejik yolculuk addediyoruz. Bakınız, tüm bilimsel ve teknolojik gelişmelere rağmen insanlık ailesinin önemli bir kısmı halen en temel insani yaşam koşullarından mahrum. İlaca ve temel sağlık hizmetlerine erişemediği için dünyada her gün 10 bine yakın insan yaşamını yitiriyor. Umuyorum ki, Türk sağlık endüstrisi güçlendikçe, kazanımlarımızı ve imkânlarımızı yeryüzünde umut bekleyen tüm hastalara ve ihtiyaç sahiplerine şifa vesilesi olarak sunma imkânımız da artacaktır.











English (US) ·