Gündemde PKK’nın silahsızlanma süreci ve Meclis’teki Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmaları vardı.
PKK’nın tamamen tasfiyesi şüphesiz Türkiye’nin 50 yıla yaklaşan en büyük meselelerinden birinin çözümü demek.
Hatırlanacak olursa terör örgütünün silah bırakma kararı ve sembolik silah yakma töreninin ardından TBMM çatısı altında 5 Ağustos’ta sürecin yasal çerçevesini çizmek için bir komisyon toplanmıştı.
Komisyon bugüne kadar 16 toplantı gerçekleştirdi.

Kurtulmuş, önümüzdeki hafta Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı ve MİT Başkanı’nın tekrar komisyona gelerek PKK’nın silah bırakma sürecinde hangi aşamaya gelindiğini değerlendireceklerini söyledi.
Muhtemelen bu ay sonunda da komisyonun tavsiye niteliğinde bir rapor yazarak görevini tamamlayacağını belirtti.
Komisyon yasal bir düzenleme yapmayacak olsa da Kurtulmuş, “Temsil gücü bu kadar geniş bir heyetin tavsiyelerinin önemli olacağı” görüşünde.
Burada en kritik soru PKK’nın tamamen silah bırakıp bırakmadığının nasıl anlaşılacağı.
Kurtulmuş, Türkiye’nin diğer ülkelerin silahsızlanma sürecinden farklı olarak bir arabulucu kullanmadığını, bu yüzden de komisyonun devletin savunma ve istihbarat kaynaklarının değerlendirmesini esas alacağını söyledi.
Yani haftaya yapılacak değerlendirme toplantısı bu anlamda kritik önemde.
Peki bu konuda terör örgütü üyelerine ilişkin geçici bir af söz konusu olacak mı?
Kurtulmuş mevcut yasal çerçevenin örgüt üyelerinin “pişmanlık duyması” konusunda bir seçenek sunsa da terör örgütünün kendini feshetmesinin yeni bir durum ortaya çıkartabileceğini söyledi. Bunun da yeni bir yasal düzenleme gerektirebileceğini vurguladı.
Komisyon bu konuda tavsiye kararında bulunabilir ama bu konuda yasal düzenlemeyi yapmak Meclis’in görevi.
Merak edilen başka bir konu da komisyonun İmralı’ya gidip Öcalan’la görüşmesi meselesiydi.
Kurtulmuş, sürecin tamamlanması bakımından böyle bir adımın atılabileceğini ama bu kararı komisyonun vereceğini vurguladı.
Özetle Meclis komisyonunun ay sonu itibarıyla görevini tamamlamasıyla PKK’nın tasfiyesi açısından yeni bir aşamaya geçilecek.
Kurtulmuş, silahsızlanma sürecinin ardından ise “Bundan daha önemli olan, daha kalıcı sonuçlar doğuracak olan, terörü ortaya çıkaran sebeplerin ortadan kaldırılması” dedi.
Sanırım asıl mesele de bu.

AMERİKA HANGİ YOLU SEÇECEK?
GELENEKSEL Amerikan siyaseti şöyle özetlenebilir: Merkez sağda bir parti vardır. Bir de onun daha sağında başka bir parti vardır. İktidar bu ikisi arasında değişir.
Neredeyse 200 yıl önceki Andrew Jackson gibi birkaç figürü dışarıda tutarsak ABD tarihinde Trump’a kadar bütün başkanların siyasette merkezi temsil ettiği söylenebilir.
Ancak Trump ne Demokrat Parti ne Cumhuriyetçi Parti normlarında “merkez” tanımına sığan bir siyasetçi.
Amerikan seçmeni Trump’ın ilk dönemindeki yönetiminden memnun olmadığı için 2020’de merkezi siyasete geri dönüş yapıp Biden’ı seçti.
Ama Biden yönetimi pandemi sonrası Amerikan alt-orta sınıfı açısından tam bir felaketti. Trump da bu fırsatı kullanıp Amerikan merkez siyasetini tekrar mağlup ederek ikinci kez seçilmeyi başardı.
Siyaset bütün demokratik toplumlar için bir etki-tepki meselesi. Ne kadar merkezden uzaklaşırsa o kadar uçlara itilir.
Avrupa siyaseti son dönemde bunu acı bir şekilde tecrübe ediyor. Merkez siyaset erirken aşırı sağ-popülizm ekseni bileyi taşı gibi birbirini keskinleştirerek siyasetteki boşluğu dolduruyor.
ABD’de kendini “demokrat sosyalist” olarak tanımlayan Zohran Mamdani’nin ülkenin en büyük kentinin başına seçilmesi benzer bir durum sayılabilir.
Bu zaferin ardından Demokratlar Trump’ın kaos siyasetine karşı bu kez merkezi siyasetin değil daha uçlarda bir kavganın işe yarayacağı hesabını yapıyor olabilir.
Mamdani Filistin konusundaki duruşuyla, Müslüman kimliğini açıkça ifade etmesi sebebiyle Amerikan standartlarında cesur ve farklı bir siyasetçi.
Edward Said’in şehri New York’un başına böyle bir ismin gelmesi mutluluk verici.
Bu seçim bir yanıyla New York’un 11 Eylül’e vedasını simgeliyor gibi.
Ancak Mamdani’nin seçim zaferi yanıltıcı olabilir.
Çünkü “sosyalizm” kelimesi New York’un dışındaki Amerikan coğrafyası için bir tabu.
Yani böyle bir söylemle Demokratların ABD genelinde başarı kazanması mümkün değil.
Ama Demokratlar açısından bu seçimde ilginç bir başarı hikâyesi daha var.
Seçim kampanyasını “pragmatizmi partizanlığa tercih ederim” şiarıyla yöneten, “mutfaktaki yangını” mesele edinen ve Demirelvari bir taktikle Virginia’nın ilk kadın valisi seçilen Abigail Spanberger.
Spanberger, enteresan bir figür. 46 yaşında eski bir CIA’ci.
Amerikan medyasındaki haberlere göre hem ülke içinde hem yurtdışında nükleer silahlanmadan terörizme kadar birçok casusluk operasyonunda yer almış. Gizli görevdeyken 5 farklı pasaport taşıyormuş.
Her nedense 10 yıl önce görevini bırakıp önce özel sektöre geçmiş ardından siyasete atılmış.
Kongre üyeliğinin ardından bu kez valiliğe aday olup Virginia tarihinin ilk kadın yöneticisi olmayı başarmış.
Spanberger’in hikâyesinde derin devlet var, merkezi siyaset var, yenilik var, pragmatizm var.
Özetle, Demokratların Obama sonrasında New York’un ötesine hitap edecek arayıp da bulamadığı formül.
2028’deki seçimde Trump’ın üçüncü dönemi olmayacağı açık.
Bakalım fabrika ayarlarıyla oynanmış yeni Amerika hangi yolu seçecek?
Ben Trump’ın iki dönem başkanlığına rağmen Amerikan müesses nizamının kolay pes etmeyeceğini düşünenlerdenim.

3 ay önce
38









English (US) ·