20'nci Yüzyılı anlamak için, Türkiye'nin tarihi, bir anahtardır; ancak, ben inanıyorum ki Türkiye, önümüzdeki binyılın ilk yüzyılının şekillenmesinde de son derece önemli bir rol oynayacaktır. Türkiye'nin Doğu ile Batı'yı birleştirebilmesindeki başarısı, bu coğrafyayı göz önüne alınca, daha da önem kazanmaktadır.
Önümüzde imtihan edilmemiş yeni bir yüzyıl bulunmaktadır; bu, büyük bir fırsattır.
Türkiye, vatandaşlarına iyi hizmet etmekten daha da fazlasını yapabilir. Türkiye, dünyanın ilhamkaynağı olabilir. Bu sözlerin tamamı başkasına ait. 21. Yüzyılı şekillendirecek ülkenin Türkiye olduğunu TBMM kürsüsünden 2000 yılına girmeye bir buçuk ay kala haykıran kişi o dönemin ABD Başkanı Bill Clinton'dan başkası değil.
Adam 26 yıl önce 21.yüzyıla Türkiye'nin damga vuracağını söylüyor, buna kalpten inanıyor, bizimle işbirliği yapma hayalleriyle yanıyordu. Ancak o dönemde bunu anlayacak kimse yoktu. Türkiye'nin tek derdi türbandı.
TBMM'ye giren seçilmiş türbanlı milletvekili "Bu ülkeye meydanokuyamazsın" denerek Meclis'ten kovuluyordu. Başbakan Ecevit ile başbaşa görüşen Clinton, "Gel 21. Yüzyılagirerken dünyadavarolan muazzamyumuşak gücünüzle,güçlerimizibirleştirerek berabergeleceğe damgavuralım" diyordu.
Adamın ne demek istediğine aval aval bakıp, kendisine "Türkiye laiktirlaik kalacak" diye cevap veriyorduk. 21. Yüzyıla damga vurma, şekillendirme, dışarıya açılma diye bir derdimiz yoktu.
O dönemin Cumhurbaşkanı da sadece İran'ı ziyaret ederek vizyon ortaya koyuyor, köşkte çiçek suluyordu. Peki Clinton ne demek istiyordu? Bunu daha iyi anlamak için ABD'yi yönetenlere ilham kaynağı olan düşünce kuruluşlarının raporlarında bir sörf yapalım; Gölge CIA olarak bilinen RAND, ABD ordusu için hazırladığı kapsamlı raporda "SoğukSavaş'ın sona ermesiTürkiye'nin stratejikönemini azaltmadı;
aksine artırdı." diyor.
"Türkiye, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu'nun kesişim noktasındadır. ABD'nin bu üç bölgede hedeflerine ulaşabilmesi için Türkiye'nin iş birliği kritik önemdedir. Türkiye, NATO'nun güney kanadının temel güvenlik direklerinden biridir." diyerek Washington için hayati önemde olduğumuzu vurguluyor.
CSIS ise, "Türkiye, NATO'nun güneydoğu kanadındaki lider rolü nedeniyle temel fakat yönetilmesi zor bir müttefiktir." diye yazıyor ABD Başkanlarının önüne koyduğu raporda. Evet tam da dedikleri gibi bölgemizde ve NATO'da lider konumdayız ama yönetilemez bir ülkeyiz artık. O nedenle, yönetilebilir olmamız için Gezi'yle geldiler, 15 Temmuz'la şanslarını denediler, PKK ile çullandılar.
Hepsinde boynu bükükleri oynayıp kaybettiler. O yüzden Türkiye'ye karşı teslim olmuş ve bu defa bize övgüler yağdırarak işbirliği yapmak için çabalayan bir ABD var artık karşımızda. Çünkü CSIS'ın o raporunda "Türkiye,Rusya ile Batıarasındaki dengede,Suriye krizinde,enerji güvenliğinde,göç yönetiminde,Karadenizgüvenliğinde, birçokalanda ABD içinbenzersiz ve hayatikaldıraç sağlıyor." deniyor.
Brookings Institution da hazırladığı raporda "Türkiye'ninjeopolitik, ekonomikve tarihsel öneminedeniyle ABDaçısından yükseköncelikli bir ülkedir." diye haykırıyor. Ayrıca "Pivotal country" tanımlamasını özellikle vurguluyor. Yani "Kilit/dengeyi belirleyenülke." Aldığımız her kararın NATO'yu, Avrupa güvenliğini, Orta Doğu'yu, ABD dış politikasını doğrudan etkilediği o raporun sayfalarından fışkırıyor.
"İlişkiler kötü olduğunda bileTürkiye öneminidaima koruyor" diye not düşüyorlar. Finalde "Washington'unAnkara ile bağlarınıkoparması ABDçıkarlarınadarbe vurur." diye bağırıyorlar. Bu raporların ortak sonucunda, Türkiye ile anlaşmazlık yaşansa dahi, ABD'nin uzun vadeli stratejik planlamasında Türkiye'nin coğrafi konumu, askeri kapasitesi ve nüfuzu, dünyadaki etkisi nedeniyle vazgeçilmesi zor bir ortak olarak değerlendirilmeye devam etmesi çağrısı yapılıyor. Adamlar binlerce km öteden bunları yazıp, konuşup, yayınlarken, görmeyen, duymayan liderlerimiz vardı.
Şükürler olsun ki o günler geçti artık.

1 saat önce
40










English (US) ·