Küçücük, sevimli bir Akdeniz adasıdır. Hatta biraz unutulmuş gibidir.
Adanın turizmle uğraşan esnafı genellikle kışı Rodos’ta geçirir. Sezonla birlikte çoğunluğu Türk olan turistleri ağırlamak için adaya dönerler.
Ada halkının Yunanistan’dan ziyade Türkiye ile ilişkileri yoğundur. Pazar alışverişi için 20 dakikalık bir feribot yolculuğuyla Kaş’a giderler. Ticaret yaparlar.
İki belediye ortak festivaller, yüzme yarışları düzenler. Defalarca katıldığım için biliyorum. Meis’ten Kaş’a 2.5-3 saatte yüzülür. Adayı yürüyerek gezmek için ise bir gün fazlasıyla yeterlidir.
İşte Türkiye’nin dibindeki bu sakin adada, geçen hafta Yunanistan Başbakanı Miçotakis üç gün geçirdi. Adada tatil yapmak için bile uzun sayılabilecek bir süreyi siyasi şov için kullandı.

Meis, Paris Barış Antlaşması çerçevesinde gayriaskeri statüde bir ada. Yani adada askeri unsur bulunması yasak.
Buna rağmen adanın bir kısmı yıllardır askeri üs olarak kullanılır, üsse ait iskelede de küçük hücumbotlar demirli durur.
Adaya giden her turistin gördüğü bu durumu tabii ki Ankara’nın bilmemesi mümkün değil. Savunma Bakanlığı, ara sıra adaların statüsünü hatırlatan “durumun farkındayız” açıklaması yapar. Ancak Türkiye, Akdeniz’de gereksiz bir gerilimi engellemek adına kendisi açısından büyük bir tehdit sayılmayan bu durumu idare eder.
Miçotakis’in mevcut düzeni kışkırtmak için düzenlediği “Meis turu” Yunanistan iç siyasetine dönük bir şov. Bu bakımdan biraz Ankara’daki NATO zirvesi sırasında yapmaya çalıştığı efe yürüyüşüne benziyor.
Ancak bu şovun ne adadakilere ne de Türkiye ile ilişkilere bir faydası var.
Bir tarafta AB’nin bile mesafe koymaya çalıştığı Netanyahu yönetimiyle Akdeniz’de ortak tatbikata girişmek, diğer tarafta Meis’ten Türkiye’ye askeri mesaj yollamak...
Evet, Yunanistan’da seçim takvimi hızlandı, anlaşılıyor ama bu gerilim kendisine de pek yaramayabilir.

BİR MEİS GÜZELLEMESİ: MEDİTERRANEO
- MİÇOTAKİS’in siyasi şov yaptığı Meis’in sakinliği adaya bir “Oscar” ödülü bile getirmişti. İkinci Dünya Savaşı sırasında İtalyan askerlerinin bir Yunan adasında unutulmasını konu alan “Mediterraneo” filmi Meis’te çekilmişti. 1992 yılında En İyi Yabancı Film Oscarını alan bu film çok keyiflidir, tavsiye ederim.

DAHA İYİ TANITIM YAPILAMAZDI
VENEDİK Film Festivali’nde özel ödül alan ve 25 dakika boyunca ayakta alkışlanan NAZA belgeseli dünyanın gündeminde.
İngiliz The Guardian gazetesinin yapımcılığını üstlendiği ve İsrailli iki yönetmen (Yuval Abraham ve Rachel Szor) tarafından çekilen belgesel İsrail Ordu’sunun Gazze’de uyguladığı sivil katliamı içeriden anlatıyor.
NAZA kelimesi, İsrail ordusunun saldırılarda ölecek siviller için kullandığı bir kısaltma. “Yan zaiyat” ya da “ikincil hasar” anlamında kullanılıyor. Belgesel ordunun yapay zekâ teknolojisinden de faydalanarak sivil katliamları nasıl yaptığını 24 askerin itiraflarıyla anlatıyor.
Netanyahu hükümeti filme inanılmaz bir tepki gösterdi. Yönetmenlerin vatandaşlıktan çıkarılmaları gündeme geldi.
Bazı televizyon kanallarında yönetmenlerin ailelerinin fotoğrafları gösterilip ev adresleri paylaşıldı. Duvarlara resimleri yapıldı, üzerlerine kırmızı boyalarla çarpı işareti konup “Hainler” yazıldı.
Sanırım filmin dünya çapında ses getirmesi için daha iyi bir tanıtım kampanyası da yapılamazdı. Mesela geçen sene İngiliz gazeteci Ben Zand, benzer bir şekilde İsrailli askerlerin itirafları üzerinden bir Gazze belgeseli yapmış ancak bu kadar ses getirmemişti.
Netanyahu hükümeti, NAZA’ya verdiği tepkiyle belki de sadece bir festival fenomeni olarak kalacak bir belgeseli dünyaya tanıtmış oldu.
Film 3 Ekim’de dünya çapında belli yerlerde vizyona girecek. Umarım Türkiye’de de bu belgeseli gösterecek sinemalar çıkar.

30 YILLIK GAREZ
TRAJİK ölümünün üzerinden neredeyse 30 yıl geçmesine rağmen Leydi Diana, herhalde hâlâ en sevilen kraliyet üyesi.
Bu yüzden Diana’nın kardeşi Earl Spencer’ın yazdığı kitap olay yarattı.
İngiliz Kraliyet ailesi genellikle kendileri haklarında yazılan en sert kitaplara bile sessiz kalır.
Mesela Prens Andrew’ün unvanları elinden alınmasına rağmen, Epstein’ın ilk mağdurlarından Virginia Giuffre’nin yazdığı kitap için bile saraydan bir yorum gelmemişti.
Ancak Kral Charles, Diana kitabına karşı sessiz kalamadı.
Earl Spencer kitabında, cenazeden hemen önce Charles’ın “Çok geçmeden Diana’yı unutacağız” dediğini iddia etti.
Saraydan bu iddiaya sert bir yanıt geldi: “Kardeş kaybının yarattığı acı, aklını karıştırmış olabilir.”
Kraliyeti takip eden gazeteciler Charles’ın en büyük zaafının Diana olduğunu söylüyor. Son 30 yıldır bu konuda imajını düzeltmeye çalışan Charles, tam da halkın kabul gördüğü bir kral olmuşken bu kitapla tekrar hedefte.

ATANAMAYAN LEOPAR
KEDİLER, tarih boyunca insanlığı hep etkilemiş.
Eski çağlardan itibaren Anadolu’dan Mısır’a, Roma’dan Orta Afrika’ya kadar evcil kediler hep var olmuş.
Latin Amerika uygarlıklarında ise puma, jaguar gibi semboller dolayısıyla Avrupalılar kıtaya getirene kadar evcil kedinin bulunmadığı düşünülüyor.
Bolivya’da yeni ortaya çıkan, ev leoparına benzeyen Tilcayo kedisi küçük vahşi türün gizli üyesi olarak kabul edildi.
Evcil kediyle vahşi kedigiller arasında bir tür. Sosyal medyanın yeni fenomeni olacağı kesin. Büyüleyici bir güzelliğe sahip.


1 saat önce
35










English (US) ·