MHP lideri Devlet Bahçeli Türk Gençliği Büyük Kurultayı'nda önemli açıklamalarda bulunurken Türk gençliğinin dimdik ayakta olduğunu ve 19 Mayıs'ta esaret zincirinin parçalandığını vurguladı. Gençlere yönelik Terörsüz Türkiye mesajı veren Bahçeli "Kardeşlik bağlarınız sağlam olsun" ifadelerini kullandı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından "İstiklalin Işığında Türk Yüzyılı'na" temasıyla Ankara Spor Salonu'nda düzenlenen Türk Gençliği Büyük Kurultayı'nda önemli açıklamalarda bulunuyor.
MHP LİDERİ BAHÇELİ'NİN AÇIKLAMALARINDA ÖNE ÇIKANLAR
Türk gençliği dimdik ayakta. Bu gençlik ile ne kadar övünsek azdır.
İstikbale yürüyen Türk gençliğiyle iftihar ediyorum.
19 Mayıs'ta esaret zinciri parlanmıştır. Kutlu bir başlangıçtır.
Bu yürüyüşte tükenişe yer yok.
Samsun'da Türk milletinin tarihi sil baştan yazıldı.
19 Mayıs İstikbal Seferi'nin adıdır.
Gençler çetin zamanların nöbetçisi olacaksınız.
Ayakta kalmanın yolu millet olmaktan geçer.
Kardeşlik bağlarımızın sağlam olması gerekiyor.
Ayrıntılar geliyor...
MHP LİDERİ BAHÇELİ'NİN AÇIKLAMALARI
Karşımda gördüğüm bu muhteşem manzaradan, bu salonu baştan başa kuşatan coşkudan, heyecandan ve ülkü sevdasından büyük bir kıvanç duyuyorum. Yüce milletimizin yarınlarına, Türk İslam davasının genç nefeslerine, istikbalimizin şafak vaktine şahitlik etmekten dolayı bahtiyarım. Al bayrağın altında şahsiyetini inşa eden, Bozkurtlu mavi sancağın gölgesinde gençlik düşlerini büyüten, Kızıl Elma'nın ışığında istikbalimize yürüyen Türk gençliğiyle iftihar ediyorum.
Yüreğimde Ergenekon'un demirden dağları eriten kudretini, fikriyatında Malazgirt'in Anadolu'yu vatan kılan kararlılığını, istikametinde İstanbul'un çağ açıp çağ kapatan fetih ufkunu, adımlarında Samsun'un istiklal meşalesini taşıyan Türk gençliğini bu anlamlı günde burada görmek tarifsiz bir onur benim için. 19 Mayıs 1919'da Samsun ufkunda doğan Hürriyet Güneşi'nin 107 yıl sonra Türk gençliğinin gözlerinde nasıl parladığını hep birlikte idrak ediyoruz bugün.
"TÜRK GENÇLİĞİ DİMDİK AYAKTA"
Türkiye Cumhuriyeti'ne biçim veren ülkücü hareketin nasıl dimdik ayakta kaldığını işte bu muazzam tablo eşliğinde buradan ilan ediyoruz. Ne mutlu bizlere. Hasretini çektiğimiz, dualarda dilediğimiz, sabırsızlıkla beklediğimiz, sonuna kadar güvendiğimiz o Türk gençliği işte karşımda, dimdik ayakta. Bu gençlikle ne kadar sevinsek, ne kadar övünsek, ne kadar iftihar etsek azdır. Bu salonu dolduran alnı ak, aklıselim sahibi, kalbi sağlam, azmi aşikâr, niyeti halis olan, bütün samimiyetimle kendileriyle gurur duyduğum sevgili asenalar, sevgili bozkurtlar, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen Türk Gençliği Büyük Kurultayı münasebetiyle hepinizi en kalbi duygularımla, muhabbetle ve hürmetle selamlıyorum. Her birinizi teker teker bağrıma basıyorum. Hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz diyorum. Başta Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı Sayın Ahmet Yiğit Yıldırım olmak üzere, Ülkü Ocakları'nda yetişmiş ve neslimizi burada tertemiz yetiştirmeye devam eden tüm dava ve yol arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Evlatlarım, 19 Mayıs 1919 Türk milletinin tarih sahnesinde yeniden doğrulduğu, kaderine vurulmak istenen esaret zincirini parçaladığı, emperyalizmin kurduğu vesayet oyunlarını elinin tersiyle ittiği kutlu bir başlangıçtır. Mondros'un ağır hükümleri milletimizin sırtına hançer gibi saplanmış, Anadolu'nun dört bir yanı işgal heveslilerinin kirli hesaplarıyla sarmalanmıştı. Vatan toprağı işgalcilerin postallarıyla çiğnenirken, ihanetin ağları İstanbul'dan Musul'a, Erzurum'dan Selanik'e kadar uzanmış, mandacıların himaye hevesleri, ayrılıkçı cemiyetlerin teslimiyet hesaplarıyla çepeçevre kuşatılmıştı. İstanbul'un semalarına işgalin ağır gölgesi çökmüş, ordunun imkânları mütareke şartlarıyla budanmış, vatan sevdalılarının sabrı taşmıştı. Vatan ve hürriyet şairimiz Namık Kemal milletin sızısına şöyle ses veriyordu. "Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini. Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini." İşte Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'da attığı ilk adım, bu suale verilmiş en büyük cevaptır. O ilk adım Havza'da ulusal şuura, Amasya'da kurtuluş fermanına, Erzurum'da millî birliğe, Sivas'ta "Ya istiklal ya ölüm." diyen kararla Ankara'da devletleşen ve devleşen millî iradeye dönüşmüştür. Böylece Namık Kemal'in feryadı cevabını bulmuş, Mustafa Kemal Atatürk da bu cevabı tarihe şu mısralarla mühürlemiştir. "Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini. Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini." İşte bu mısralar, Samsun'a çıkan kıvılcımın Anadolu'da nasıl bir ihtilal yangınına dönüşeceğinin habercisi olmuştur.
SAMSUN'DA TÜRK MİLLETİNİN TALİHİNİ VE TARİHİNİ SİL BAŞTAN İNŞA EDİLDİ
Değerli dava arkadaşlarım, sevgili evlatlarım, Gazi Mustafa Kemal Paşa Samsun'da millî mücadelenin fitilini ateşlerken, önünde belirsizlik, karşısında işgale soyunan düşman, arkasında hıyanetin muhbirleri, boynunda idam fermanı vardı. Fakat onun ruhunda korkuya yer yoktu. Bandırma Vapuru Karadeniz'in hırçın dalgalarıyla nasıl bilendiyse, millî mücadelenin iradesi de yokluklar içinden, ihanetlerin arasından, istilanın gölgesinden sıyrılarak kuvveden fiile çıkmıştır. O iradenin mimarı olan Gazi Mustafa Kemal Paşa da imkânsızlığı mazeret saymamış, Anadolu'nun sessizliğinde yaklaşan kıyamın ayak seslerini sinesinde duymuştur. Sükûtu sedaya, acizliği azamete, dağınıklığı dirliğe, kederi kıyama çeviren ise Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Türk milletine duyduğu sevgi ve inanç olmuştur. Resmî bir vazifenin sağladığı imkânı millî bir dirilişin kilometre taşına çeviren bu büyük irade, Samsun'da Türk milletinin talihini ve tarihini sil baştan inşa etmiştir.
"19 MAYIS, ESARETE TERK EDİLMEK İSTENEN MUKADDERATIN TÜRK ELİYLE YENİDEN YAZILMASIDIR"
Bugün bu inşa üzerine yürüdüğümüzü çok iyi bilmenizi isterim. Bu yürüyüşte yorgunluğa yer yoktur. Bu yürüyüşte yılgınlığa yer yoktur. Bu yürüyüşte tereddütlere, teslimiyete, tükenişe ve tefrikaya yer yoktur. 19 Mayıs, mahzun kalmış milletimizin miracıdır. 19 Mayıs, esarete terk edilmek istenen mukadderatın Türk eliyle yeniden yazılmasıdır. 19 Mayıs, karanlığa terk edilmek istenen bir coğrafyada fecrin ilk ışıklarıdır. Çünkü 19 Mayıs, Samsun'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın attığı o ilk adımla 107 yıl önce başlayan ve ilelebet sürecek istikbal seferinin adıdır. Bugün sizlere düşen vazife de bu seferin en ön saflarında birer nefer olmaktır.
Fikir ve dava adamı Galip Erdem, "Hürriyet savaşını kazanmak ne kadar mühimse, hürriyete layık olmak da en az o kadar mühimdir." diyordu. Kendi çağınızın diliyle, ilmek ilmek işlediğiniz emeğinizle, helali gözettiğiniz kazancınızla, imanla beslediğiniz aklınızla, alın terinizle suladığınız başarılarınızla bu büyük mücadeleyi sürdüreceksiniz. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk, "Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun." öğüdüyle seslenmiştir.
"KAÇMAYACAKSINIZ, SATMAYACAKSINIZ, SAVRULMAYACAKSINIZ"
Gençliğe armağan edilen bu müstesna günün manası, bu seslenişte ve hakikatte yatmaktadır. Türk gençliğine istikbalin haysiyeti, istikbalin mesuliyeti, cumhuriyetin namusu, Türk milletinin ebediyete kadar hür yaşama ahdi, 19 Mayıs 1919'un hatırasıyla emanet edilmiştir. Kıymetli Asenalar, değerli Bozkurtlar, o hâlde korkmayacaksınız, kaçmayacaksınız, satmayacaksınız, savrulmayacaksınız. Rüzgâr belki sert esecek, yollar sarpa saracak. Zaman zaman hissenize o kurt yalnızlığı düşecek. Bazen kimse sizi anlamayacak, ne kadar dil dökseniz de anlaşılmayacaksınız. Güneşli günlerin yolcuları, şen sofraların misafirleri, düz yolların heveslileri değil, çetin zamanların nöbetçileri, puslu havalarda ocaklarının bekçileri, Türk milliyetçiliği davasının yegâne hancısı olacaksınız. Kim olduğunuzu merak eden, nereden gelip nereye gittiğinizi soran varsa önce dönüp maziye baksın. Arif Nihat Asya ülkücü Türk gençliğine nasıl sesleniyordu? "Siz büyük Türkiye'yi gerçekleştirecek olan ülkücüler. Siz Oğuzların, Kürşadların, Alparslanların, Fatihlerin, Yavuzların, Abdülhamid Hanların, Yunus Emrelerin, Mevlanaların, Hacı Bektaşların, Sütçü İmamların, Dilşad Sultanların, Nene Hatunların, Gevher Nesibelerin, Malhun Hatunların torunları olan ülkücüler." Sizler işte böyle bir neslin devamı, böyle bir tarihin mirasçıları, böyle bir davanın emanetçilerisiniz. Kökünüzden kopmayacak, kimliğinizi şeref sayacak, tarihinize yük çevirmeyeceksiniz. Garbın çağdaşlık pazarlarında atanızın öğüdünü, ananızın duasını satmayacaksınız. Gündeminizi küresel rüzgârların insafına, günlerinizi sanal âlemin girdabına, gönlünüzü köksüz akımların seline kaptırmayacaksınız. Zamanınızı boşluğa, zihninizi kargaşaya, emeklerinizi faydasız telaşa, tertemiz ruhlarınızı sahte parıltılara teslim etmeyeceksiniz. Aklınızı ilimle, ahlakınızı imanla, hayallerinizi ülküyle, hedeflerinizi disiplinle tahkim edeceksiniz. Saflarınızı terk etmeyecek, gerektiğinde ileri atılmaktan ve bir daha geri dönmemekten çekinmeyeceksiniz. Günü kurtaran değil, asırları kurmaya namzet olan, o asra Türk ve Türkiye Yüzyılı damgasını vuran büyük Türk gençliği olacaksınız. İşte o kahramanlar, bir bayrak gibi karşımda duran ülkücü Türk gençliğidir. O kahramanların mayasını elinde durduran, yiğitlerin hamurunu yoğuran, genç dimaları başıboşluk uçurumlarından kurtarıp mesuliyet terazisine koyan müessesenin, hepimizin yetiştiği o yuvanın adı Ülkü Ocakları'dır.
"ÜLKÜ OCAKLARI VAROLUŞ MÜCADELESİNİN GENÇLİK CEPHESİDİR"
Ülkü Ocakları, delikanlı çağlarımızın aklını kıvama erdiren, taşkın duyguları edep süzgecinden geçiren, hevesleri iffetin istikametine koyan terbiye kapısıdır. Ülkü Ocakları, kabiliyeti maksada bağlayan, "Ben değil biz." demeyi öğreten, itirazlardan müteşekkil olan varlığımızı milletiyle yaşayan bir şahsiyete dönüştüren irfan eşiğidir. Ülkü Ocakları, Türk gençliğini menşei meçhul fikir akımlarına terk etmeyen, sokakların hoyratlığına bırakmayan, ekranların parlak rehavetine teslim etmeyen bir sığınaktır. Ülkü Ocakları, Türk gençliğini aidiyet buhranlarından, manevi kuraklıktan, değer erozyonlarından, kimliksizliğin ve köksüzlüğün öğütücü çarklarından çekip çıkaran bir mekteptir. Bu mektebin tarihi, Türk milletinin son yüzyılda verdiği varoluş mücadelesinin gençlik cephesidir. Türk gençliğinin menşei meçhul ideolojik kamplara ayrılmaması, sokak çatışmalarına teslim edilmemesi, kinle beslenmiş ithal reçetelerde deva aranmaması ve bölünme tezlerine terk edilmemesi için mücadele edilmiştir. Bu mücadele gerek üniversite koridorlarında ve öğrenci yurtlarında, gerekse mahkeme salonlarında, zindanlarda ve tabutluklarda verilmiştir. Bu mücadele bir gençlik hevesi olarak değil, millî bekasına sahip çıkan bir millet refleksi olarak doğmuştur. Bu mücadele, şehitler kervanımızın yolbaşçısı Fırat Yılmaz Çakıroğlu'na uzanan aziz hatıralarla büyülenmiş, fedakârlıkla yoğrulmuş, şehadetle taşlanmıştır.
Bugün bu salonu dolduran Türk gençlerinin gözlerine baktığımızda görüyoruz ki şehitlerimizin emaneti yerde kalmamıştır, kalmayacaktır. Ülkücü şehitlerimizin hatıraları bugünümüze biçim veren, aydınlık katan kutup yıldızlarımızdır. Onların aziz hatırası yalnız dualarımızda ve anılarımızda değil, bugün kitap başında ter döken, laboratuvarda bilimle emek harcayan, kod yazan, proje geliştiren, toprağı tanıyan ve üreten Türk gençliğinin alın terinde yaşamaktadır. Zira çağ değişmiştir. Cenk meydanları siber sahaya eklemlenmiştir. Kılıcın yanına algoritma, sancağın yanına yazılım eklenmiştir. Günümüzde karargâhlar artık teknoloji merkezleridir. Savaşın bir cephesi bazen bir laboratuvar masasında, bazen millî bir yazılımda, bazen bir İHA kanadında, bazen bir yarış aracının motorundadır. Bunun içindir ki Ülkü Ocakları'nın teknoloji alanındaki hamleleri, Türk gençliğini çağın öznesi yapma gayretidir.
Ülkü Ocakları Teknoloji Merkezi Koordinatörlüğü bünyesinde faaliyet gösteren TeknOcak, bugün iftihar kaynağımızdır. TeknOcak, elektrik ve robotik sistemlerden yazılım ve yapay zekâya, enerji ve çevre teknolojilerinden savunma ve uzay çalışmalarına, tarımdan mobil uygulamalara kadar geniş bir sahada Türk gençliğinin üretim ufkunu açan millî bir teknoloji seferberliğidir. Bu seferberlik, muasırlaşma davasının gençliğimizde vücut bulmasıdır. Ancak altını kalın çizgilerle çizmem gerekir ki Batı özentisi biçareler gibi taklitçi bir modernleşme hevesi içinde değiliz. Kılıkta ve kıyafette öykünme derdi, yaşayışta milletimize yabancılaşma maksadı taşımıyoruz. Kendi kimliğimizden kopmadan, çağın bilgisini üretme, çağın tekniğini kavrama, çağın araçlarını Türk milletinin büyük hedeflerine bağlama arzusundayız. Merhum Ziya Gökalp'in işaret ettiği hakikat bugün tüm gerçekliğiyle önümüzdedir. Bugün bizim için muasırlaşmak demek, Avrupalılar gibi zırhlı gemiler, otomobiller ve tayyareler yapıp kullanabilmek demektir. Muasırlaşmak, şekilce ve yaşayışça Avrupalılara benzemek değildir. Mustafa Kemal Atatürk da 10. Yıl Nutku'nda hedefimizi, millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak olarak tayin etmiştir. Yalnızca tüketen değil, üreten, izleyen değil tasarlayan, takip eden değil geliştiren bir gençlik işte bu anlayışla filizlenmektedir.

4 saat önce
32










English (US) ·