AB, bu yasayla kamu alımlarında, teşviklerde ve dev projelerde Çin gibi uzak coğrafyalara karşı korumacı ticaret duvarları örerek “Avrupa menşeli” ürün kullanılmasını şart koşuyor. Türkiye’nin yürüttüğü yoğun diplomasi neticesinde, Gümrük Birliği ortağı olmamız sebebiyle Türk mallarının da ilke olarak “Made in EU” kapsamına dahil edilebileceğine dair hukuki zemin oluşturuldu.
Gümrük Birliği ortaklığı sayesinde Türkiye’nin bu kapsama teknik olarak dahil edilmesi yönünde bir AB eğilimi olsa da, Ankara entegre tedarik zincirlerinin zarar görmemesi adına diplomatik baskısını sürdürüyor.
TÜRKİYE’DEN NET MESAJ
En son geçtiğimiz günlerde Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ankara’da Almanya Ekonomi Bakanı Katherina Reiche’nin katılımıyla düzenlenen JETCO toplantısında ve İstanbul’da İtalya ile gerçekleştirilen Business Forum’da konuyu bir kez daha en üst düzeyden masaya taşıdı. Bakan Bolat, AB’nin şekillendirdiği yeni sanayi politikalarına değinerek çok net bir mesaj verdi:
“Avrupalı dostlarımızın Türkiye’yi ‘Made in EU’ projesinin dışında bırakacak yanlış bir karar almamalarını ümit ediyoruz. Böyle bir karar, değer zincirleri bakımından son derece sıkı şekilde bağlı olan Türk, Alman ve İtalyan sanayileri açısından ciddi olumsuz sonuçlar doğuracaktır.”
Diplomasi trafiğinin Ankara ayağında önemli bir mutabakat sinyali ise Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ten geldi. Geçtiğimiz günlerde CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sorularını cevapladığı programda konuya değinen Bakan Şimşek, Türkiye’nin AB tarafından dışlanmayacağının altını çizerek şu kritik bilgiyi paylaştı:
“Eşit muamele çerçevesinde bizde de aykırı uygulamalar var. AB’ye karşı ayrımcılık içeren yasal düzenlemelerimiz var; kamu ihalelerinde var örneğin. En son şu anlaşmaya vardık. Eşit muamele çerçevesinde Türkiye, bir aday ülke ve Gümrük Birliği üyesi olarak eşit muamele görecek ve Made in Europe’ta dışlanmayacak. Biz de kamu ihale reformumuzu hazırladık, parti grubumuza verdik."
BRÜKSEL-ANKARA HATTI
Anlaşıldığı üzere Türkiye tarafında yasal cephe son derece hareketli. Daha önce, İklim Kanunu ile büyük çerçeve çizildi, ulusal karbon piyasasının taşları döşeniyor. Şimdi sırada, ihalelerde “fiyat” kadar “karbon puanını” da kriter yapacak olan ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Kamu İhale Kurumu’nun üzerinde çalıştığı kapsamlı Kamu İhale Kanunu Reform Paketi var.
“Made in Europe” gündemi ısınıyor. Önümüzdeki dönemde gözler bu konuda Brüksel ve Ankara’da atılacak karşılıklı adımlarda olacak.
KARŞILIK İLKESİYLE ADIM TALEBİ
AVRUPA Birliği (AB) ihale anlaşması olan ülkeleri bu korumacı duvarın dışında tutacağını belirtirken, ikili sanayi bağımlılıklarına ve “karşılıklılık” ilkesine bakacağını da açıkça ilan etti. Yani AB, kamu alımlarında yabancı firmalara karşı “yeşil kriter” şartı getirirken, Türkiye’nin de kendi ihalelerinde benzer standartları yasal güvenceye kavuşturması gerekiyor. Basitçe anlatmak gerekirse, Ankara da Avrupalıların Türkiye’de kamu ihalelerine girmesini kolaylaştıracak. Böylece karşılıklı olarak “mevzuat uyumsuzlukları” ortadan kaldırılacak.
Kamu İhale Kanunu’ndaki dönüşümün asıl yasal ve meşru zeminini oluşturacak olan İklim Kanunu, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Bu kanun, ilerleyen süreçte ihale süreçlerinde şirketlerin önüne konulacak kriterlerin de omurgasını oluşturuyor.
Mevcut ihale kanunumuzun ruhu büyük oranda “en düşük fiyat” esasına dayanıyor. Ancak İklim Kanunu’nun çizdiği çerçeveye ve AB mevzuatına uyum sağlamak adına Kamu İhale Kurumu teknik ve yasal bir hazırlık sürecini yürütüyor. Bakan Şimşek’in “parti grubuna sunuldu” dediği reform paketinde öne çıkan başlıklar da “en ekonomik avantajlı teklif” kavramının genişletilmesi, kamu ihalelerine girecek yerli ve yabancı isteklilerden “karbon beyanı” ve “sürdürülebilirlik sertifikası” istenmesi gibi ayrıntılar var.

2 hafta önce
24










English (US) ·