Kurtuluş Savaşı ruhu: 15 Temmuz

21 saat önce 39

Nitekim yine 31 Mayıs 2010’da Gazze’ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara’ya yönelik İsrail saldırısı sonrası FETÖ elebaşı Gülen’in açıklamalarıyla, topyekûn mahrem yapılanma düğmeye bastı. Emniyet ve yargı içindeki mensupları AK Parti’nin siyasi, bürokratik kadroları ile gazetecilerin “İran ajanı” olduğuna yönelik 2014’e kadar gizli kalan Selam Tevhid Kudüs Ordusu soruşturması başlattılar.

FETÖ’NÜN 1’İNCİ ADIMI SİYASİ OPERASYON

FETÖ’nün iktidarı devirme girişimi, siyasi, yargı ve askeri darbe operasyonu olarak üç aşamadan oluştu. Yargı ve siyasi operasyonu eş zamanlı devreye soktu.

12 Eylül 2010 referandumunda yargıdaki örgütlenmesini tamamlayarak, iktidarı devirmeye yönelik ilk adımı attıktan sonra, siyasi operasyonu başlattı. Siyaseti kullanarak iktidarı değiştirmeye girişirken ilk yaptığı muhalefeti dizayn etmekti. CHP lideri Deniz Baykal kaset kumpasıyla değiştirildi. FETÖ’ye karşı olan Deniz Baykal yerine FETÖ operasyonlarının destekçisi Kılıçdaroğlu yönetimi işbaşındaydı. Ardından MHP’ye kurulan kaset kumpası partiyi sarstı ama Devlet Bahçeli geçit vermedi.

Sıra siyasi operasyona geldi; FETÖ 12 Haziran 2011 seçimlerinde AKP listelerinden 150 milletvekilliği istedi. Böylece seçim sonrası AKP’den ayrılacak milletvekilleri ile iktidarı düşürmeyi planladı. Hatta gölge CIA diye bilinen ABD’li kuruluş Stratfor tarafından Washington’a gönderilen 7 Mart 2011 tarihli raporda; benim ve Ahmet Şık’ın Oda TV operasyonu kapsamında 6 Mart günü tutuklanmamız ve bir yılı aşkın süre ile Silivri Cezaevi’nde kalmamız da buna bağlandı. Rapora göre FETÖ, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak genel seçimlerde AKP’den 150 milletvekilliği istemiş ve uluslararası alanda AKP’yi sıkıştırmak için de bu tutuklamaları yapmıştı. Nitekim AK Partili Bekir Bozdağ da FETÖ’nün AK Parti’ye operasyonu 2011 seçimlerinde başlattığını açıkladı; “Bunlarla ne kadar irtibatlı kişi varsa hepsi aday adayı oldular. Cumhurbaşkanımız buna izin vermedi. Bunu, başarmış olsalardı AK Parti’yi böleceklerdi. Milletvekili olacaklardı ve istifa edin denince AK Parti iktidarını düşüreceklerdi” dedi. (10 Ekim 2018 Akşam gazetesi)

FETÖ’NÜN 2’NCİ ADIMI YARGI OPERASYONU

Siyasi operasyondan sonuç alamayan FETÖ, 12 Eylül 2010 referandumu ile yargıdaki tek güç haline geldi; 7 Şubat 2012 MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın tutuklanması girişimi, 17-25 Aralık 2013 Operasyonları, 1 Ocak 2014 Hatay Kırıkhan’da, 19 Ocak 2014’te MİT tırlarının durdurulmasıyla üst üste operasyon yaptı. Hepsinde de nihai hedef Cumhurbaşkanı Erdoğan’dı.

FETÖ’NÜN 3’ÜNCÜ ADIMI ASKERİ DARBE OPERASYONU

2010’den itibaren eş
zamanlı olarak siyonist İsrail’in kontrolünde olan ABD ve Avrupa’daki küresel medyasında Türkiye’ye, “narko-devlet, DEAŞ’a silah yollayan devlet” şeklinde iftira atılırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında tam bir algı operasyonu başlatıldı. Gezi olayları da bunun üzerine eklendi ve küresel medya, FETÖ’cüler askeri darbenin zeminini yaratmaya girişerek 15 Temmuz’a giden yolun taşları döşendi.

DIŞ CEPHEDE DÜŞMANA, İÇ CEPHEDE FETÖ’YE KARŞI MÜCADELE

Ama Türk milleti FETÖ’nün araç olarak kullanıldığı küresel operasyona geçit vermedi.

Emperyalistlerin maşası olan işgalci Yunan’a karşı dış cephede verdiği Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi yine emperyalistlerin maşası olan iç cephede hain FETÖ terör örgütüne karşı verdiği mücadele ile bağımsızlığına sahip çıktı.

15 Temmuz 2016’dan beri her yerde bunu anlatıyorum; 15 Temmuz’un ikinci Kurtuluş Savaşı olduğunu, Kurtuluş Savaşı’nın 15 Temmuz direnişinde vücut bulduğunu söylüyorum.

CUMHURBAŞKANI’NIN VURGUSU

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz’un 10’uncu yılı ile ilgili yaptığı konuşmasında: “15 Temmuz; iç vesayet odaklarının dışarıdaki mahfillerle işbirliği içinde gerçekleştirdikleri Sevr’i tekrar diriltmeyi, Türkiye’yi bir sömürge ülkesi haline dönüştürmeyi amaçlayan güncellenmiş bir emperyalist projedir. Ortada sadece bir darbe teşebbüsü değil, aynı zamanda topyekûn bir işgal girişimi vardır. Aziz milletimizin göğsünü siper etmesi neticesinde bu kirli plan bozulmuş, emperyalist proje buruşturulup çöpe atılmıştır. Türkiye, bağımsızlığına bir kez daha sahip çıkmıştır. Çok zor şartlar altında Millî Mücadeleyi sevk ve idare eden Meclisimiz, 15 Temmuz’da ‘RUH YİNE O RUHTUR’ diyerek milletin muazzez iradesine leke sürdürmemiştir” sözleri önemliydi.

Ayrıca “Suriye devrimine giden yolun taşları, çok net söylüyorum, 15 Temmuz’un boşa çıkartılması ve FETÖ’nün güvenlik birimlerimizden temizlenmesiyle döşenmiştir. Sadece Suriye’de değil; Libya’dan Karabağ’a kadar, nerede Türkiye’nin desteğine ihtiyaç varsa, tüm imkânlarımızla orada olduk” sözleriyle de, 15 Temmuz sonrası Suriye’de terör örgütlerine yönelik operasyonlar, savunma sanayi, istihbarat, diplomasi alanındaki adımlar, Rus-Ukrayna savaşında tarafsız duruş, Suriye ve Libya’da istikrar, Mavi Vatan gibi adımlarla bağımsızlık kavramının altını güçlü biçimde doldurdu.

İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI VE 15 TEMMUZ’UN ORTAK YANI

Hem Kurtuluş Savaşı hem de sonrasındaki gelişmeler Kurtuluş Savaşı ile 15 Temmuz’u “Bağımsızlık, bağımsız karar alma” noktasında birleştiriyor.

Bu konuda bir karşılaştırma da Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum’dan geldi. Anadolu Ajansı’nda yayımlanan “15-16 Temmuz: Milli Demokratik Halk Devrimi” başlıklı yazısında, Kurtuluş Savaşı ile 15 Temmuz’un ortak yönleri anlatılıyor.

“Birinci kurtuluşumuz açık bir emperyalist işgal ve bölme hareketine karşı, ikinci kurtuluşumuz ise iç dinamikleri kullanarak örtülü bir emperyalist işgal ve bölme hareketine karşı halkımızın verdiği milli mücadeledir.

Birinci Kurtuluş Savaşı’ndan sonra kuruluş aşamasına geçilmiştir. Ancak bu yüzyılın başından itibaren yürüttüğümüz kuruluşu tamamlama sürecinde ikinci kurtuluş mücadelesini vermek zorunda kaldık. Birinci Kurtuluş Savaşı’mızı Osmanlı bakiyesi olarak ekonomik ve siyasi açıdan daha zayıf olduğumuz koşullarda verdik. İkinci Kurtuluş Savaşı’mızı siyasi ve ekonomik olarak daha güçlü olduğumuz bir ortamda verdik. Birinci kurtuluşta Atatürk gibi bir dünya liderinin ve Anadolu halkının fedakâr mücadelesiyle başarılı olduk. İkinci kurtuluşta da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi 21. yüzyılın en önemli doğrudan/organik lideriyle ve halkımızın büyük direnciyle başarıya ulaştık. Her iki Kurtuluş Savaşımız şehitlerimizin ve gazilerimizin canlarıyla, kanlarıyla ışıklandı. Aslında birinci ve ikinci kurtuluş yaklaşık yüz yıldır devam eden Türkiye’ye yönelik işgal ve parçalama saldırılarına karşı yürüttüğümüz mücadelenin iki dönemidir. Bu yüzden birbirinden kopuk değil birbirini tamamlayan görkemli bir millî mücadelenin farklı dönemlerinden ve devamlılığa sahip bir kuruluştan söz etmek gerekir.”

Habere git