Küresel güvenlik açığı… Türkiye’nin ‘liderlik’ avantajı!

2 saat önce 24

Küresel sistemin dikişlerinin attığı tarihi kırılma noktasında, Türkiye eşsiz bir fırsat yakaladı. Bu şans, "ülkemize özgü liderlik feraseti" ile bütünleştiği ölçüde stratejik anlam da kazandı.
Ankara öncelikle, 15 Temmuz 2016'daki dış destekli FETÖ darbe girişimini püskürttü. Eş anlı olarak gayri milli unsurları ordudan temizlerken Türk Silahlı Kuvvetleri'nde köklü reforma ağırlık verdi. Sivil-asker ilişkileri yeniden tanımlandı. Pasif savunma yaklaşımı yerine tehdidi kaynağında etkisiz hale getirme modeli benimsendi. Bu amaçla TSK'nın acil ve mutlak ihtiyaçlarını kalıcı olarak karşılamak üzere savunma sanayii alanında bir devrime imza atıldı. 2. el Amerikan veya Alman malı silah ve mühimmata mecbur edilen, hassas teknolojilerde ambargoya maruz bırakılan Türkiye, kendi göbeğini kendisi kesmeye yöneldi. Bugün net biçimde anlaşıldığı üzere FETÖ ve iş birliklerince geciktirilen, engellenen projelerin bir bir hayata geçmesi sayesinde Türkiye, savunma sanayiinde sıçrama yapan, belirli teknik kabiliyetlerde ise parmakla gösterilen ülkeler arasında girdi.
İçeride kritik değişim ve dönüşümlere öncülük eden sürükleyici liderliğin uluslararası boyutu da eş zamanlı ortaya çıktı. "Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan!" Köhnemiş BM sistemini sorgulamakla başlattığı girişimlerini, "Daha Adil Bir Dünya Mümkün" ilkesinin evrensel kabul gördüğü eşiğe kadar taşıdı.
Gelelim bu yazının Türkiye'nin lideri ile özdeşleşen asli meramına…
Şimdi sizi, 2. Dünya savaşı sonrası kurulan nizamın devamlılığı adına fikri üretim merkezi olarak tasarlanan Münih Güvenlik Konferansı'na götürmek istiyorum. 62. Konferans, son dönemin en geniş katılımlı, en stresli, en kırılgan platformu oldu.
Yeni bir dünya kurulurken…
ABD alıp başını gitmekte, Avrupa güvenlik açığı şoku atlatmanın yollarını aramakta, Japonya 1940'lı yılların zincirlerini kırarak yeni güvenlik belgesi hazırlamakta, Çin caydırıcı ama müzakereye açık güç kimliğini ön plâna çıkarmakta, Avrupa Merkez Bankası bile bu kaotik global gelişmeleri kontrol altında tutmanın telaşıyla sahne almakta…
Fakat hepsinin ortak noktası, "Güvenlikte tüketici değil, üretici olma zorunluluğu" idi. Az önce Erdoğan'ın liderliği özelinde bahsettiğim feraset ve basiretin güncel karşılığı işte burada!

***

Bakınız, "Transatlantik ittifak sona ermese de artık otomatik pilota bağlı bir ilişki de değil!"
Demek istediklerimi, küresel aktörlerin birkaç gün önce Münih'teki anlatımlarıyla açmaya çalışayım…
ABD Dışişleri Bakanı Mark Rubio, Amerika ve Avrupa tarafının, 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde "liberal demokrasi, serbest ticaret ve sınırsız küreselleşmeye" fazla güvenerek ortak çıkarları göz ardı ettiğini söyledi. Avrupa'nın kendi savunma kapasitesini geliştirmesini istedi.
Alman Şansölyesi Friedrich Merz, Almanya'nın ve Avrupa'nın güvenliğinin NATO ve ABD'ye yaslandığını kabul etti ve Avrupa'nın savunma harcamalarını ve askeri kapasitesini artırması gerektiğini dile getirdi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa'nın güvenliğini uzun vadede ABD'ye bağımlı bir model üzerinden sürdüremeyeceğini belirtti. "Avrupa için stratejik özerklik" kavramını merkeze aldı.
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ise "Daha Avrupalı NATO" çağrısı yaptı. Avrupa'nın kendi güvenliğini daha çok üstlenmesinin zaruretine değindi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de Avrupa'nın savunma kapasitesinin parçalı ulusal yapılarla değil, entegre bir sistem üzerinden güçlendirilmesi gereğini vurguladı.
Japonya Savunma Bakanı Koizumi, güvenliğin küresel ölçekte birbirine mutlak bağlı olduğunu anlatırken "Ukrayna bizim için uzak bir sorun değil. Avrupa'daki bu çatışma, Asya'daki statükoyu değiştirmek isteyen güçlere cesaret verebilir" demekle kalmadı Japonya'nın, bölgedeki dengeleri değiştirebilecek "caydırıcı güce evrilmesi" gerektiği mesajını verdi!
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise Avrupa ile "sistemik rakip değil ortak" olduklarını savundu. Çin ile ABD'nin ekonomik ve siyasi alanlarda ayrışma yerine karşılıklı saygı, eşitlik ve fayda esasına göre ilişkileri derinleştirmesinin çatışmaların önüne geçebileceğini belirtti.

Habere git