Harun Sarıkaya / hsarikaya@hurriyet.com.tr
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 31, 2026 07:00
Görmeyenlere kör dememe tepki gösterenler var. Merak ediyorum; bir kelime üzerinden gösterilen hassasiyet toplumsal eşitliğimiz söz konusu olunca nerede?
Masamda yazımı yazarken bazen neşeli, bazen öfkeli bazen de gelişigüzel bir duyguyla basıyorum bilgisayarın tuşlarına. Yazı bittiğinde hırsla masadan kalkıp gittiğim de oluyor, derin bir ‘ohh’ çekip kaydet tuşuna bastığım da. Söylediğim her sözden sorumluyum, biliyorum. Kullandığım bazı kelimeler seviliyor ya da sevilmiyor. Her iki durumda da bana zaman ayırıyor olmanızdan dolayı teşekkür ediyorum.
Mesela ‘kör’ deyince kızıyorlar bana, ben de “Ama ben körüm ve köre kör denir” karşılığını veriyorum. Tabii birtakım şartları var bunun; her hafta konuyla bağlantılı bir olaydan, anımdan bahsediyorum. Öyle ki artık anılar bile azaldı, neredeyse bitti. Bazen şakayla karışık “Dışarıda biraz dolaşıp geleyim de başıma bir şeyler gelsin” diyorum, annem “Tövbe oğlum, o nasıl söz” diye tepki gösteriyor.
Geçen günlerde Storytel adlı uygulamada Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kitaplarına denk geldim. Daha önce sadece ‘Gulyabani’ adlı romanını okumuştum. Fena kaptırdım kendimi üstadımızın kitaplarına. Ve şunu fark ettim, birçok kitabında körden ‘kör’ diye bahsetmiş. Sonra merak edip PDF formatında başka kitaplar da açtım, kelimeyi arattım. En az 20-30 yazar 50-60 kitabında kör kelimesini defalarca, türlü türlü anlamda kullanmış. Ben de kendimi ya da kendim gibi yaşayanları anlatırken kullanıyorum bu kelimeyi. Kendimce bir sakınca görmüyorum. Bugüne kadar görmeyen arkadaşlarımdan da bir tepki gelmedi. Ama görenler tepki gösteriyor. Onlar da kendilerince haklı. Ayrıca kelimenin de bir kabahati yok, biz ona hangi görevi verirsek o görevi yerine getiriyor.
Dediğim gibi bu hafta uygulamada seslendirilmiş bütün kitaplarını dinledim Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın. 1910’larda yazdığı bir romanda (adını hatırlayamadım) geçen haftaki yazımda bahsettiğim, arkadaşımın metrobüste başına gelen gözüne dirsek girme olayının bir benzerinden bahsediliyor. Bu kez metrobüste değil, tramvayda gerçekleşiyor olay. Ve yazar ‘Tramvaya doğru düzgün binemezken başka şeyleri nasıl düzelteceğiz’ diye soruyor. 120 yıl öncesiyle bugün arasında hiçbir şeyin değişmemiş olmasına sinirleneyim mi üzüleyim mi bilemiyorum. Günlük yaşamın içinde bir araca binmeyi bile beceremiyorsak görme engelli, işitme engelli, ortopedik engelli desem ne değişecek? Sözde nezaketi hallederiz de 120 yıldır değişmeyen bedensel bir kabalık var, bunu nasıl değiştireceğiz?
Tartışmanın zamanı
Özetle kendi körlüğümden bahsederken kör diyeceğim. Toplumsal eşitliğimiz sağlanamamışken, hâlâ bir zavallılık durumundayken bana göre en uygunu bu. Tabii genelden bahsediyorum. Yoksa bunu aşan ve eşit fırsat yaratmaya uğraşanlar var aramızda.
Sözüm buradan dışarı, bana ne dediğiniz hiç umurumda değil. İş ve sosyal hayatta ne zaman sorunsuz ya da en az sorunla birlikte oluruz, aynı ortamda hep birlikte yer, içer, eğlenir, çalışır ve yaşarız, işte o zaman köre ne diyeceğimizi de tartışırız. İyi pazarlar her sese...

5 gün önce
33










English (US) ·