Ormanda polisleri gören adam kayıp kişinin kendisi olduğunu bilmeden arama çalışmalarına destek vermiş, saatlerce “kendini aramıştı.”
Bu günlerde Avrupa’nın içinde bulunduğu durumu “kendini arayan adama” benzetmek mümkün.

Son 10 yıl Avrupa açısından oldukça yıpratıcı oldu. Muhtemelen en büyük darbeyi de Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılması vurdu.
Avrupa’da merkez siyasetini oluşturan politikacıların hemen hepsi aynı fikirde: Brexit ne İngiltere’ye ne de Avrupa’ya hayır getirdi.
Tam da bu yüzden şimdi İngiltere’nin AB’ye dönüşü tekrar konuşuluyor. İngiltere Başbakanı Andy Burnham, bu hafta İşçi Partisi’nin yıllık konferansında birlik üyeliğini tekrar gündeme getiren kapsamlı bir plandan söz etti.

Almanya, Fransa ve İspanya bu kararı hemen coşkuyla karşıladı. Hatta “dünyayı değiştirecek karar” manşetleri bile atıldı.
İngiltere’nin ayrılmasının ardından geçen sürede yaşananlar düşünüldüğünde Avrupa açısından bu coşku anlaşılabilir.
Ancak kaseti başa sarıp İngiltere, AB’ye tekrar üye olsa bile o şaşalı günlere dönülebilir mi emin değilim.
Çünkü o köprünün altından çok sular aktı.

Pandemi, Avrupa’nın hem üretim hem de tüketim zincirine büyük zarar verdi. ABD-Çin hattında yeni bir ekonomik düzen yarattı.
Bugün hangi Avrupa kentini gezseniz, bir turist rehberi “pandemiden önce ve pandemiden sonra” diye anlatmaya başlar.
Küçük esnafın sistemden çekildiği, orta sınıfın eridiği bir ekonomi pandeminin bütün Avrupa’da bıraktığı kötü bir miras oldu.
Tabii bununla eşzamanlı olarak ekonomik kayıp siyasette de taşları yerinden oynattı. Aşırı sağın tam da bu dönemde Avrupa çapında patlamaya başlaması tesadüf değil.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan ve 4.5 yıldır devam eden savaş da Avrupa açısından tabuttaki son çivi oldu.
Bu günlerde neredeyse bütün Avrupa Rusya’ya karşı bir savaşa hazırlanıyor. Tatbikatlar yapılıyor, gıda stokları artırılıyor, tartışmalı bir şekilde zorunlu askerlik geri geliyor.
Ne ironiktir ki Rusya ile savaşmanın Avrupa’nın çıkarına olmadığını söyleyenler ise aşırı sağ partiler. Buradan da önemli puan topluyorlar.
Avrupa Birliği’yse Trump politikalarının da etkisiyle NATO’ya alternatifmiş gibi algılanan Avrupa ordusu planlarını tartışıyor.
Bir yandan da aynı askeri ve ekonomik kaygılarla Kanada’yı kendine ortak yapmaya çalışıyor.
Bütün bu toz duman içinde Avrupa, çözümsüz gibi görünen problemleri aşmak için bir yol arıyor.
Bıraktığı yerden olmasa da İngiltere’nin geri dönüş ihtimali bu yüzden eski kıtada büyük coşku yaratıyor.
Özetle Avrupa, tıpkı “kendini arayan adam gibi”, ne aradığının pek de farkında olmadan kaybettiği gücünü geri kazanmayı umuyor.
MAZOTUN YENİDEN DOĞUŞU
ÇOK değil 10 yıl önce dünya neredeyse mazota veda eder bir haldeydi. Bu eski usul fosil yakıtın gelecekte yeri olmadığı düşünülüyordu.
Doğaya olumsuz etkisi yüzünden Avrupa regülasyonlar getirdi, mazot üreten rafineriler tek tek kapatıldı. Bazı büyük şehirlere dizel araçlarla girmek bile yasaklandı.
Fakat İran savaşıyla birlikte mazotun dönüşü muhteşem oldu. Hürmüz Boğazı kapandıktan sonra yakıt arzı büyük sıkıntıya girdi.
Mazot sıkıntısı diğer yakıtlara oranla daha çok hissedildi. Çünkü Avrupa’da mazot işleyen rafineriler azalmıştı. Üstelik yaptırımlar dolayısıyla Rusya alternatifi de ortadan kalktı.
Tarım, gıda ve lojistik hemen her yerde hâlâ büyük ölçüde mazota bağımlı.
Sıkıntı öyle bir noktaya geldi ki önceki gün Trump, Avrupalı devletleri mazot yasağıyla tehdit etti.
Yakın geçmişte gözden düşen mazot, Batı’nın iki müttefiki arasındaki dertlerin en başına gelip yerleşti.

YEŞİL YOL’DAN DAHA FENA BİR İNFAZ
ABD’deki idam cezaları hep tartışmalı olmuştur.
Jürinin yanlış kararları, masumların yok yere cezalandırılmaları, sonrasında özür dilenmesi epey bir Hollywood filmine ilham vermiştir.
Fakat iki kez yanlış iğne yapılıp infazı başarısızlıkla sonuçlanan Christa Pike davası sanırım Amerikan ceza sistemi için bile farklı bir eşik sayılabilir.
Stephen King’in kitabından uyarlanan Yeşil Yol filmini izleyenler hatırlayacaktır. Sadist bir gardiyan elektrikli sandalyede idam edilecek mahkûmun kafasına kuru bir sünger yerleştirir ve infaz büyük bir işkenceye döner.
Burada da benzer bir durum var ancak muhtemelen beceriksizlikten. İdam mahkûmu kadının damaryolu doğru şekilde açılmıyor. Ölümcül “pentobarbital” damar yerine koluna enjekte ediliyor.
Pike ölmeyince aynı yerden bir doz daha yapılıyor, 40 dakikalık işkencenin sonunda kadın hastanede tedavi altına alınıyor.
Olay sonrasında Tennessee eyaletindeki bütün infazlar durduruldu. Şimdi Pike’ın tekrar idam edilip edilmeyeceği tartışılıyor.
50 yaşındaki kadın 1995’te üniversitedeki bir arkadaşını kıskançlık yüzünden işkenceyle öldürmekten mahkûm olmuş.
Kimileri, böyle bir muameleyi hak ettiğini düşünebilir. Ancak çok tartışmalı olan idam cezasının devlet elinde bir işkenceye dönüşmesinden adalet çıkar mı hiç emin değilim.


2 saat önce
10










English (US) ·