Kargaya dönüştükleri iddia edildi: 3 adamın sırrı 126 yıldır çözülemiyor

1 saat önce 37

İskoçya'nın batısındaki İç Hebridler'de, rüzgârın acımasızca dövdüğü ıssız bir kaya parçası yükselir: Eilean Mòr. Burası, sis ve pusla örtülü coğrafyası nedeniyle asırlardır tekinsiz efsanelerle anılır. Yerel halk, kayaların çatlaklarında perilerin yaşadığına, fırtınaları ise deniz altındaki mağaralarda gizlenen mavi tenli, gri yüzlü devlerin çıkardığına inanırdı. Ancak bu adanın sakladığı en büyük gizem efsanelere değil, tarihin en karanlık kaybolma vakalarından birine aittir. Takvimler 1900 yılının Aralık ayını gösterirken, adadaki deniz fenerinde görevli üç adam arkalarında tek bir iz bile bırakmadan sırra kadem bastı.

SESSİZLİĞE GÖMÜLEN ADA

Her şey, 26 Aralık 1900'de erzak ve nöbet değişimi taşıyan demir gövdeli Hesperus gemisinin adaya yaklaşmasıyla başladı. Gemideki deniz feneri bekçisi Joseph Moore, daha uzaktan ters giden bir şeyler olduğunu sezmişti. Normalde gemileri karşılaması gereken devasa fener bayrağı ortada yoktu. Sarp kayalıklara oyulmuş ilkel merdivenlerden inip yüklere yardım etmesi beklenen üç deneyimli denizci —James Ducat, Thomas Marshall ve Donald McArthur— ortalıkta görünmüyordu. Kaptan Jim Harvie'nin çaldığı güçlü gemi kornası ve gökyüzünü yırtan sinyal roketi, adanın uğultulu sessizliğinde kaybolup gitti. Tek yanıt, kayalara çarpan hırçın dalgaların sesiydi.

Kötü bir hisle karaya ayak basan Joseph Moore, deniz fenerine doğru tırmandı. Kapıyı açıp içeri girdiğinde karşılaştığı manzara tüyler ürperticiydi. İçerideki hava buz gibi ve bayattı, şöminedeki ateş çoktan sönmüştü. Mutfak masasında her şey yerli yerindeydi ama vestiyerde tuhaf bir detay dikkat çekiyordu: Dışarıda fırtına olmasına rağmen, üç tane olması gereken yağmurluktan ikisi alınmış, biri asılı bırakılmıştı. Yataklar boş, odalar ıssızdı. Üst kattaki ışık odasına çıktığında ise gizem daha da büyüdü; lamba tertemiz parlatılmış, yakıt haznesi doldurulmuş ve pencerelerin perdeleri titizlikle çekilmişti. Her şey düzenliydi, sanki bekçiler saniyeler önce oradaymış gibi bir hava vardı. Sadece dışarıdaki rıhtımda bükülmüş, kırılmış demir parmaklıklar olağan dışı bir şeylerin yaşandığını fısıldıyordu.

KAYIT DEFTERİNDEKİ SON İZLER VE ŞÜPHELER

Moore, deniz fenerinde delil ararken bekçilerin bıraktığı son resmi izleri buldu. Kayıt defteri en son 13 Aralık'ta güncellenmiş, yazı tahtasına ise en son 15 Aralık sabahı not düşülmüştü. Bu durum, adamların 15 Aralık günü ortadan kaybolduğunu gösteriyordu.

Kaynak olarak ekle

Müdür Robert Muirhead'in daha sonra yürüteceği resmi soruşturma ve Moore'un 28 Aralık tarihli raporları, adanın batı platformundaki devasa tahribatı gözler önüne serdi. Demiryolunu iskeleye bağlayan geçitteki demir korkuluklar temellerinden sökülmüş, devasa vinç parçalanmıştı. Mantıklı açıklama şuydu: James Ducat ve Thomas Marshall, yaklaşan fırtınada dışarıdaki hayati ekipmanları sabitlemek için aceleyle dışarı çıkmışlardı. Deniz feneri kuralları gereği içeride kalması gereken üçüncü bekçi Donald McArthur (yağmurluğunu içeride bırakan adam), pencereden arkadaşlarının dev dalgalarla boğuştuğunu görünce dayanamayıp hiçbir şey düşünmeden yardıma koşmuş olmalıydı. O sırada yüz fit yüksekliğe ulaşan devasa bir dalga, üç adamı da aynı anda yutarak okyanusun derinliklerine çekmişti.

Bu senaryoyu destekleyen çok önemli bir detay vardı. Bekçilerden Ducat, daha önce kaldırma vinciyle ilgili bir kaza yüzünden resmi uyarı almıştı. Eğer ekipmana tekrar zarar gelirse işten çıkarılma veya ağır para cezası alma riskiyle karşı karşıyaydı. Bu baskı, onun fırtınanın ortasına atılma nedenini mantıklı kılıyordu.

GERÇEK ASLA KIYIYA VURMADI

Ancak bu mantıklı açıklama, kamuoyunu hiçbir zaman tamamen tatmin etmedi. Adada hiçbir insan kalıntısının bulunamaması ve o dönem henüz bir telgraf hattının olmaması, olayı bir efsaneye dönüştürdü. Halk arasında deniz canavarları, periler ve "Minch'in Mavi Adamları" konuşulmaya başlandı.

Hatta Joseph Moore'un, adaya ilk geldiğinde fenerin tepesinde uğursuzca tüneyen üç kara kargayı gördüğünü anlatması, batıl inançları körükledi. İnsanlar, bu kargaların kayıp bekçilerin ruhları olduğuna inanmak istedi. Yaşadığı derin travma nedeniyle psikolojisi bozulan Moore, bir süre sonra adadan transfer edilmek zorunda kaldı.

Flannan Adası'nın üç güvenilir bekçisi o gün arkalarında hiçbir iz bırakmadan yok oldu. Deniz fenerinin rüzgârla yankılanan duvarları arasında asıl suçlunun doğanın öfkesi mi, yoksa trajik bir kaza mı olduğu sorusu, sırrını okyanusun derinliklerinde saklamaya devam ediyor.

www.sozcu.com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Mega Ajans ve Rek. Tic. A.Ş'ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.

Habere git