İzmirliler ilk seçimde ne yapacak merak ediyorum

3 hafta önce 39

CHP’nin adayı Yüksel Çakmur’du.

Anavatan Partisi’nin adayı Kutlu Aktaş, Doğru Yol Partisi’nin adayı ise Burhan Özfatura...

Üçü de İzmir siyasetinin ve kamu yönetiminin ağır toplarıydı.

Yüksel Çakmur; bakanlık, milletvekilliği ve belediye başkanlığı yapmış tecrübeli bir siyasetçiydi.

Kutlu Aktaş; Türkiye’nin birçok ilinde valilik yapmış, özellikle İzmir’de bıraktığı izlerle öne çıkan önemli bir devlet insanıydı.

Burhan Özfatura ise hem Anavatan Partisi hem de Doğru Yol Partisi çatısı altında İzmir Belediye Başkanlığı’nı kazanmış güçlü bir siyasi figürdü.

Gözler bu üç deneyimli isimdeydi.

Ama seçimi DSP’nin adayı Ahmet Piriştina kazandı.

Türkiye’de Bülent Ecevit’in DSP’sinin yükseldiği o seçim, İzmir’de de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Yıllar sonra sosyal demokratlar Büyükşehir Belediyesi’ni yeniden kazanmıştı.

İzmirliler ilk seçimde ne yapacak merak ediyorum

Ahmet Piriştina ikinci adaylığını CHP’ye geçerek yaptı.

Ancak başkan seçildikten yalnızca üç ay sonra hayata veda etti.

Onun ardından Aziz Kocaoğlu geldi.

Üç dönem boyunca İzmir’i yönetti.

Daha sonra görevi Tunç Soyer’e devretti.

Soyer’in ardından da koltuğa Cemil Tugay oturdu.

İlginçtir; Cemil Tugay, CHP içindeki son kurultay sürecinde Özgür Özel’in genel başkanlığını destekleyen İzmir’deki belki de tek belediye başkanıydı.

Ve böylece 1999 yılında başlayan siyasi hikâye kesintisiz devam etti.

DSP ile başlayan, CHP ile süren sosyal demokrat belediyecilik dönemi...

Ancak geçen hafta CHP’de yaşanan mutlak butlan tartışmalarının ardından beklenmedik bir gelişme yaşandı.

Cemil Tugay partisinden istifa etti.

Böylece 27 yıldır sosyal demokrat partiler tarafından yönetilen İzmir Büyükşehir Belediyesi ilk kez bağımsız bir belediye başkanı tarafından yönetilmeye başlandı.

Bu İzmir siyasetinin son çeyrek asırlık hikâyesinde yeni bir sayfanın açılması anlamına geliyor.

Yıllardır “İzmir CHP’nin kalesidir” denildiğinde birçok İzmirli buna itiraz eder.

Ve şu cevabı verir.

Hayır; İzmir bir partinin değil, demokrasinin kalesidir.”

Şimdi önümüzde yeni bir siyasi denklem var.

İzmir seçmeni önümüzdeki ilk yerel seçimde bu gelişmeleri nasıl değerlendirecek?

27 yıllık alışkanlık mı ağır basacak?

Yoksa yeni bir siyasi arayış mı başlayacak?

Bunun cevabını bugün kimse bilmiyor ama bildiğimiz bir şey var.

1999’da Ahmet Piriştina ile başlayan hikâye, geçen hafta itibarıyla yeni bir döneme girdi.

 İzmirliler ilk seçimde ne yapacak merak ediyorum

AHMET PİRİŞTİNA’YI ÖZLEDİM

ADI geçmişken yazmak istedim.

Ahmet Piriştina’yla 1978 yılında tanıştım ve aramızdan ayrılıncaya kadar hep dost kaldık.

15 Haziran 2004’te, çok genç, 52 yaşındayken kaybettik.

Ben Piriştina’yı hem insan hem de başkan olarak çok sevdim.

Nedeni de söyleyeyim.

Piriştina rozetsiz siyaset yapan biriydi. Sokaklardaydı, halkın içindeydi, halkla beraber belediyeyi yönetmeyi seviyordu. Kente hakimdi, insanların beklentilerini iyi biliyordu. Ve en önemlisi siyasette kullandığı dil hep kucaklayıcı, birleştiriciydi.

Siyaset elbette önemli, belirleyici;
hele halk için, halkla birlikte yapıldığında
çok daha değerli.

Türkiye’nin de istediği, beklediği bu...

O yüzden Ahmet Piriştina’yı özledim.

İzmirliler ilk seçimde ne yapacak merak ediyorum

BODRUM İÇİN HARİKA BİR MANİFESTO

ÜRÜN İYİ SERVİS NET FİYAT ADİL OLACAK

BODRUM Türk turizminin en önemli markalarından biri.

Her sezon öncesi yapılan Bodrum’daki “lahmacun fiyatı” tartışmalarını yapmasına yapalım ama işin özünü de kaçırmayalım.

Örneğin Bodrum’un gastronomi haritasına yeni ve iddialı bir durak eklendi. Antalya Side’deki tecrübelerini Bodrum’a taşıyan Mahmut Gökkaya ile Enver Ahmet Emiroğlu’nun yarattıkları Karma’daki bakış açılarını beğeniyorum.

İzmirliler ilk seçimde ne yapacak merak ediyorum

Mahmut Gökkaya; Bodrum ve çevresindeki küçük üreticilerle kurdukları güçlü bağ sayesinde mönüdeki her malzemenin yalnızca taze değil, aynı zamanda bir kültürün ve coğrafyanın izini taşıdığını söylüyor.

Mönü, bölgenin küçük üreticilerinden gelen mevsimsel ürünlerle şekilleniyor; her tabakta yerellik ve sadelik bir araya geliyor.

Mahmut Gökkaya’nın bu yorumunu da Bodrum markası için buluyorum.

Ne sunumda ne hikâyede abartıdan yana olmamak lazım. Bir balık varsa taze olduğu için olmalı. Tabakları gözle değil, vicdanla hazırlamalıyız. Her şeyin bir çizgide ilerlemesi gerekir. Tedarikten fiyatlamaya, tabaktan servise kadar her adımda sadelik, tutarlılık ve ürün odaklılık şart. Bizim sistemimiz bu. Ne çok konuşuyoruz ne de gösterişli sunumlarla dikkati dağıtıyoruz. Ürün iyi olacak, servis net olacak, fiyat adil olacak. Hepsi bu.”

Bodrum’un için iyi bir manifesto...

İzmirliler ilk seçimde ne yapacak merak ediyorum

Habere git