Barış'ı severim, harbi/iyi çocuk olarak bilirim. Rahmetli arkadaşım Nihat Genç de sever, arkalardı.
Fakat sonra her şey değişti...
Değişti dediğim, Nihat'ın "İmamoğlu'na mezarından kalkmış Atatürk muamelesi yapıyorsunuz" diyerek eski "dostlarını" eleştirdiği dönemde, önce ekmekler sonra da Barış'ımız bozuldu.
Şaka bir yana da galiba medyatik olmanın iğvasına kapıldı.
Geçen gün öyle bir yazı yazdı ki bizzat kendisinin "kültür-fiziğine" de hiç yakıştıramadım. O kadar ki, "İyi ki Barış solcu / devrimci bir kardeş-i miz, ya 'sağcı' olsaydı?" dedim.
Bu kafayla başta Yılmaz Güney'in o güzelim Umut, Yol ve Sürü'sünün "sicilini" örekesine kadar sayıp döker, Metin Erksan ustamızı da Susuz Yaz'dan Yılanların Öcü'ne kadar boş geçmezdi. Yavuz Özkan'ın Maden'i de Erden Kıral'ın Hakkâri'de Bir Mevsim'i de ziyadesiyle nasibini alırdı. Nasibini dediğim, en hafifi sansür isteği, en kralı da filmin negatiflerini yakmaktan ibarettir.
Türk sineması tarihi bunun örnekleriyle doludur.
***
Barış'ımız ATV'de yayımlanan "Aynı Yağmur Altında" dizisine kafayı takmış ama üslubu çok acayip.
Mesela, "dizi ekibinin sicili" demiş.
Kriminalize gayretini anlıyorum ama bu kadar da "kör kör parmağım gözüne" olmaz ki. Her şeyden evvel dramada sicil değil filmografi olur.
Ben de söz konusu diziyi izledim. Hatta, ilk bölümde yer alan prologda, Londra'daki silah fabrikasının önündeki Gazze protestosunda, Cem Adrian'ın bu sahne için özel olarak bestelediği şarkısı eşliğindeki sahneyi izlediğimde birilerinin çok rahatsız olacağını tahmin etmiştim. Nam-ı diğer kaptan Attila İlhan, "Türkiye'de yüzde 10 hain kontenjanı var" demişti. Mahut kontenjanın siyonist network'le ilişkisi de muamma değildi.
Lakin, Barış'ımız bu eşhastan değildi.
Anlaşılan o ki linç seylabına kapılmış, ilgili bölümü izlemeden "domuzdan" gitmiş
O sahneyi ben de izledim kardeşim. Kadın (Tülin) Katolik gelinine (Rosa) ne kadar "hoşgörülü" olduğu gösterisi yapmak için domuz etli yemek yapmış; bizzat kendi ailesi tarafından da anında çok sert bir şekilde eleştirilmiş. Tülin karakteri de domuz eti kendisinin de yemediğini, o yemeği sadece Hıristiyan gelini için hazırlattığını baştan söylemiş vs.
Bir dizi karakteri üzerinden kopartılan bu şamata nedir bre?
Olacak şey değil, biri bir şey yazmış, alayınız ambulansın peşine takılmış fırsatçılar gibi peşine takılmışsınız.
Barış'ımızın diline doladığı senaristleri çok iyi tanıyorum. Biri senaryo yazarlığı dersleri veren bir doçent, diğeri de Boğaziçi Üniversitesi mezunu Hollywood'da senaryo yazarlığı kurslarında dirsek çürüten bir aydın, bir diğeri de doktor. Aslında söz konusu sahnenin geçtiği bölümün jeneriğinde Makbule Kosif ve Derya Kara adlı iki kadın senarist daha yazıyor.
Barış'ımızın "sicil memurluğunun" hedefinde 3 erkek senaristimiz var.
Suçları da bundan 12 yıl önce yayımlanmış Kertenkele adlı 3 sezon süren kült bir komedi dizisini yazmalarıymış. Kertenkele'de imamları karalıyorlarmış, Diyanet İşleri Başkanlığı da bunlara camileri yasak etmişmiş!
Yani bu senaristler hem imamlara hem de (tabiri caizse) "imamsızlara" kafayı takmışlar, toplumu kutuplaştırıyorlarmış.
Sevabıma şu kadarcığını yazayım: Kertenkele dizisi "Marmoulak/The Lizard-2004" adlı filmden uyarlanmış bir diziydi. Kemal Tebrizi'nin 2004 yapımı mezkûr film de 1989 yapımı We're No Angels'dan (Robert De Niro ve Sean Penn oynamışlardı) esinlenmişti. "Kertenkele" adlı dizideki "sahte imamla" Cevat Fehmi Başkut'un "Buzlar Çözülmeden" (1965) adlı oyunundaki "sahte kaymakam" arasında Başkut'un oyununun da Gogol'un 1836'da yazdığı "Müfettiş"le alakasını söktürmek için de aydın olmak gerekmiyor.
Barış'ımız endişe etmesin bence. Şu şakayla yatışsın: Aynı Yağmur Altında kutuplaştırmaya neden olsaydı, Furkan Bölükbaşı adlı sosyal medya fenomenini kendisiyle aynı noktada buluşturmaya neden olmazdı.

11 saat önce
31










English (US) ·