

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
İsrail’de seçim sonuçlarının şifreleri çözüldü. Ortaya çıkan tablo, Başbakan Netanyahu’ya yönelik desteğin ülke genelinde aynı şekilde dağılmadığını gözler önüne serdi.
Veriler, İsrail seçmeninin savaş, güvenlik politikaları ve iç siyasi tartışmalar karşısındaki tercihlerini ortaya koyarken, Netanyahu’nun siyasi tabanındaki değişimi de gözler önüne serdi.
Peki, savaşın en ağır etkilerini yaşayan bölgelerde seçmenler neden Likud’a desteğini sürdürdü? Ülkenin en varlıklı kentlerinde iktidar blokunun oyları neden geriledi? Arap seçmenlerin katılımındaki dikkat çekici yükseliş ve dini-muhafazakâr kesimin sandık tercihleri nasıl bir tablo ortaya çıkardı?
İşte İsrail seçimlerinin satır aralarında gizlenen dört önemli sonuç...
Seçim sonuçlarının en dikkat çekici yönlerinden biri, Gazze ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde yaşayan seçmenlerin tercihleri oldu. 7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğünde gerçekleştirilen saldırı ve sonrasında yaşanan çatışmalar nedeniyle ağır güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalan bu bölgelerde, geleneksel siyasi eğilimlerin büyük ölçüde korunduğu görüldü.
Lübnan sınırına yakın Kiryat Shmona ile Gazze sınırındaki Sderot kentlerinde Netanyahu’nun liderliğini yaptığı Likud Partisi, güçlü konumunu sürdürdü. Özellikle uzun süreli çatışmalar, tahliyeler ve güvenlik tehditleriyle gündeme gelen bu yerleşim yerlerinde iktidar partisine verilen desteğin devam etmesi dikkat çekti.
Likud’un üstünlüğü yalnızca büyük şehirlerle sınırlı kalmadı. Lübnan sınırındaki çok sayıda küçük yerleşim yerinde de parti, oyların önemli bölümünü aldı. Aylar boyunca güvenlik gerekçesiyle evlerinden ayrılmak zorunda kalan bölge sakinlerinin siyasi tercihlerinde belirgin bir değişim yaşanmaması, seçim sonuçlarının öne çıkan ayrıntılarından biri oldu.
Benzer bir tablo, Gazze sınırına yakın Aşkelon ve Ofakim’de ortaya çıktı. Hamas saldırılarından etkilenen ve uzun süredir Likud’un güçlü olduğu bölgeler arasında bulunan bu kentlerde, parti geleneksel seçmen desteğini korumayı başardı.
TEHDİT ALTINDA NEDEN YİNE NETANYAHU DEDİLER?
Peki bu tablo, seçmenlerin güvenlik kaygıları nedeniyle mevcut iktidar etrafında kenetlenmesi olarak mı değerlendirilmeli, yoksa Netanyahu’nun geleneksel seçmen tabanının kriz dönemlerinde de desteğini koruduğunun bir göstergesi olarak mı okunmalı?
Bu soruyu değerlendiren İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hazar Vural, savaşın doğrudan etkilediği bölgelerde Netanyahu’ya verilen desteğin korunmasını öncelikle güvenlik kaygılarıyla açıkladı.
İsrail’in son üç yılda güvenlik alanında yaşadığı değişime dikkat çeken Vural, ülkenin daha önce sahip olduğu dokunulmazlık algısının ortadan kalktığını, özellikle İran’la yaşanan savaşın İsrail topraklarının doğrudan hedef alınabileceğini gösterdiğini söyledi.
Vural, Netanyahu hükümetinin seçim sürecinde güvenlik tehdidi algısını siyasi açıdan kullandığını da savunarak, “Üç yıldır İsrail’in güvenliğinde gelinen nokta, İsrail’in dokunulmazlığının ortadan kalkmış olması ve özellikle İran’la girişilen savaşta bu coğrafyanın doğrudan hedef alınabilmesi, bölgede yaşayan insanlar açısından ciddi bir güvenlik kaygısı oluşturuyor. Netanyahu’nun bu bölgelerde desteğini korumasını da büyük ölçüde bu endişeler üzerinden değerlendirmek gerekiyor. Ancak diğer taraftan seçimlere giderken hükümetin son ana kadar suni bir güvenlik tehdidi ortamı ve algısı yaratmaya çalıştığını da biliyoruz” dedi.

Ancak Vural’a göre Likud’a verilen desteğin tek nedeni güvenlik endişeleri değil. Netanyahu’nun politikalarını benimseyen ve geleneksel olarak kendisine oy veren çekirdek bir seçmen kitlesinin de bulunduğunu belirten Vural, bu kitlenin savaş koşullarında da desteğini sürdürdüğünü ifade etti:
“Netanyahu’nun politikalarını destekleyen, ona geleneksel olarak oy veren ve bu siyasi çizgiyi benimseyen bir kitle de var. Bu, insani açıdan ne kadar acı verici olsa da görmezden gelinemeyecek bir gerçek. Yaratılan kriz ortamı, devam eden savaş ve İsrail’in bölgede kendi istediği düzeni kurma arzusu, bu siyasi desteğin korunmasında etkili oluyor.”
İsrail’in bölgedeki askerî politikalarının kendi güvenlik sorunlarını da derinleştirdiğini savunan uzman isim, ülkenin Gazze ve Batı Şeria’daki operasyonlarını sürdürdüğüne, aynı zamanda bölgesel ölçekte askerî hedeflerini genişletme arzusunu koruduğuna dikkat çekti.
2- VARLIKLI ŞEHİRLERDE NETANYAHU BLOKUNA DESTEK GERİLEDİ
Haberin Devamı
Seçim sonuçlarının ortaya koyduğu bir diğer önemli gelişme ise İsrail’in en yüksek gelir seviyesine sahip şehirlerinde yaşandı. Büyük ölçüde laik Yahudi nüfusun yaşadığı ve önemli bir bölümü Tel Aviv çevresinde bulunan bu yerleşim yerleri, uzun yıllardır merkez sol partilerin güçlü olduğu bölgeler olarak biliniyor.
Bir önceki seçimlerde Netanyahu ve müttefiklerinin yaklaşık yüzde 30 oranında oy aldığı bu bölgelerde, son seçimlerde iktidar koalisyonuna yönelik desteğin belirgin şekilde gerilediği görüldü.
İsrail Merkezi İstatistik Bürosu tarafından gelir, eğitim düzeyi ve benzeri sosyoekonomik göstergeler dikkate alınarak hazırlanan sıralamada üst sıralarda bulunan yedi şehir ve kasabada, Netanyahu liderliğindeki koalisyon partilerinin oy oranlarında ciddi düşüş yaşandı.
Söz konusu yerleşim yerlerinin altısında iktidar blokunun oy oranı 10 puandan fazla geriledi. Givatayim’de ise düşüş daha çarpıcı bir boyuta ulaştı. Netanyahu ve müttefiklerinin burada bir önceki seçimlerde yaklaşık yüzde 30 olan oy oranı, son seçimlerde yüzde 16 seviyesine kadar düştü.
Bu sonuçlar, İsrail’in ekonomik açıdan daha gelişmiş ve seküler nüfusun yoğun olduğu bölgelerinde hükümet politikalarına yönelik desteğin zayıfladığına işaret etti. Özellikle uzun süredir devam eden savaşın ekonomik ve toplumsal sonuçları ile ülke içindeki siyasi tartışmaların seçmen tercihleri üzerindeki etkisi, sonuçların değerlendirilmesinde öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.

3- ARAP VATANDAŞLARIN SANDIĞA KATILIMI ARTTI
Seçimlerde dikkat çeken bir diğer gelişme de İsrail vatandaşı Arap nüfusun yoğun olarak yaşadığı kentlerde seçime katılım oranının önemli ölçüde yükselmesi oldu.
Ülkenin Arap nüfusunun en yoğun olduğu beş büyük kentinde sandığa katılım, bir önceki seçimlere kıyasla belirgin bir artış gösterdi. Bu artışın en çarpıcı örneklerinden biri Umm al-Fahm’da yaşandı. Burada seçime katılım oranı, yüzde 38 seviyesindeyken son seçimlerde yaklaşık yüzde 76’ya yükseldi. Böylece katılım oranı yaklaşık iki katına çıktı.
Arap nüfusun yoğun olduğu kentlerde üç Arap partisinin oluşturduğu Ortak Liste, oyların büyük bölümünü alarak öne çıktı. Bu ittifakı, liderliğini Mansur Abbas’ın yaptığı Birleşik Arap Listesi (Raam) takip etti. Raam’ın seçim sürecinde dikkat çeken adımlarından biri ise aday listesinde gerçekleştirilen değişiklik oldu. Mansur Abbas, siyasi açıdan dikkat çekici bir tercih yaparak eski bir Yahudi polis yetkilisini aday listesinin ikinci sırasına yerleştirdi.
Arap seçmenlerin sandığa daha yüksek oranda katılması, seçim sonuçlarının toplumsal temsil ve siyasi katılım açısından değerlendirilmesini de beraberinde getirdi. Özellikle Umm al-Fahm’da görülen yüksek katılım, Arap vatandaşların seçim sürecindeki siyasi ağırlığını ortaya koyan önemli göstergelerden biri olarak değerlendirildi.
ARAP PARTİLERİYLE İTTİFAK MÜMKÜN MÜ?
Dr. Hazar Vural, Netanyahu blokunun varlıklı ve seküler şehirlerde oy kaybetmesi ile Arap vatandaşların sandığa katılımındaki artışın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. İsrail siyasetinde Arap seçmenlerin artan temsilinin önemli bir siyasi ağırlığa dönüştüğünü belirten Vural, bu tablonun Netanyahu karşıtı blok açısından yeni ittifak ihtimallerini gündeme getirdiğini ancak muhalefetin kendi içinde de ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu ifade etti. Vural, şöyle devam etti:
“İsrail vatandaşı olan Araplar, nüfusun yüzde 21’ini oluşturuyor. Gazze Soykırımı sürecinde gerçekleştirilen bu ilk seçimde, hükümetin kurulması noktasında gösterdikleri rekor katılım ve 19 vekil çıkararak elde ettikleri başarılı sonuç, Arapları hükümete giden yolda kilit bir konuma yerleştirdi. Fakat bugüne kadar kurulan hükümetlerde Araplara önemli bir makam verilmedi. 1948’den bugüne yaşanan tüm süreçlerde İsrail vatandaşı olan söz konusu kitle, temelde Filistin meselesine siyasi bir çözüm bulunmasını ve İsrail içinde kendilerine yönelik her türlü çifte standardın sona erdirilmesini talep ediyor.”
Netanyahu karşıtı muhalefetin Arap partileriyle ittifak kurarak hükümet oluşturması ihtimalinin İsrail’in büyük şehirlerinde de tartışıldığını belirten Hazar Vural, böyle bir iş birliğinin muhalefet cephesinde yeni kopuşlara neden olabileceğini söyledi. Muhalefetin Filistin meselesine ve iki devletli çözüme yaklaşım konusunda ortak bir siyasi çizgiye sahip olmadığını vurgulayan Vural, Arap partileriyle kurulacak ittifakın muhalefet açısından önemli bir siyasi risk de taşıdığını kaydetti:
“Netanyahu’nun önüne geçmek için Arap partileriyle bir ittifak kurulması yönünde çağrılar yapılıyor. Ancak muhalefet bu çoğunluğu Arap bloğuyla sağladığı takdirde kendi siyasi grupları içerisinde de kopmalar meydana gelebilir. Çünkü Filistin meselesi ve iki devletli çözüm konusunda muhalefetin tamamının aynı noktada durduğunu söylemek mümkün değil. Dolayısıyla bu ittifak ihtimali, Netanyahu karşısındaki siyasi dengeyi değiştirebilecek olsa da muhalefetin kendi bütünlüğü açısından da bir risk taşıyor.”

‘HÜKÜMET-MUHALEFET GERİLİMİNİN YANI SIRA DAHA KAPSAMLI BİR MEŞRUİYET SORUNU VAR’
Dr. Hazar Vural’a göre İsrail’deki siyasi tablo yalnızca Netanyahu hükümetinin oy kaybı üzerinden okunamaz. Ülkede uzun süredir devam eden hükümet-muhalefet geriliminin yanı sıra daha kapsamlı bir meşruiyet sorunu da bulunuyor. Gazze’deki savaşın İsrail’in uluslararası alandaki itibarına etkisine değinen Vural, hükümete yönelik toplumsal itirazların daha büyük bir siyasi kopuşa dönüşmemesinin de dikkat çekici olduğunu belirtti.
Uzman isim, “Netanyahu’nun politikalarına, savaşın yürütülme biçimine ve İsrail’in güvenliğinin getirildiği noktaya yönelik ciddi itirazlar var. Son üç yılda Gazze’de yaşananlar nedeniyle İsrail’in uluslararası itibarı ciddi biçimde geriledi. Buna rağmen Netanyahu hükümetinin siyasi desteğini tamamen kaybetmediğini görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Şu anda İsrail’de yalnızca bir hükümet krizinden söz etmiyoruz. Çok uzun zamandır devam eden bir meşruiyet krizi ve hükümetle muhalefet arasında derin bir siyasi gerilim var. Hükümet kurma süreci anayasal mekanizmalar doğrultusunda işleyecek. Ancak savaş içerisinde olan bir ülkede, güvenlik dengelerinin bu kadar değiştiği bir dönemde hükümet oluşturmak oldukça zor. Arap partilerinin parlamentodaki ağırlığı da bu siyasi tablonun önemli unsurlarından biri haline geldi.
Dr. Hazar Vural
4- DİNİ VE MUHAFAZAKÂR SEÇMENLERDEN İKTİDAR BLOKUNA GÜÇLÜ KATILIM
Seçim sonuçlarında öne çıkan son başlık ise Netanyahu ile ittifak halinde bulunan dini ve muhafazakâr seçmen gruplarının sandığa katılım oranları oldu.
İsrail siyasetinde tarihsel olarak yüksek seçmen katılımıyla bilinen ultra-Ortodoks Yahudi toplulukları, büyük ölçüde Netanyahu hükümetini destekleyen iki dini partiye yöneliyor. Birleşik Tevrat Yahudiliği ve Şas partileri, bu seçmen grubunun siyasi temsilinde önemli bir konuma sahip.
Ultra-Ortodoks nüfusun yoğun olarak yaşadığı en büyük beş şehirde, son seçimlerdeki katılım oranları önceki seçimle aynı seviyede kaldı veya sınırlı ölçüde arttı. Bu seçim döneminde ultra-Ortodoks toplum açısından en önemli tartışma başlıklarından biri, uzun yıllardır bu kesime tanınan askerlik hizmetinden muafiyet uygulaması oldu. İsrail’de askerlik yükümlülüğüne ilişkin tartışmalar, özellikle savaş döneminde toplumun farklı kesimleri arasındaki yük paylaşımı ve eşitlik meselesini yeniden gündeme taşıdı.
İşgal altındaki Batı Şeria’da bulunan İsrail yerleşimlerinde yaşayan Yahudi nüfusun 500 bini aştığı belirtilirken, bu bölgelerde de seçimlere katılımın yüksek olduğu görüldü. Büyük yerleşim yerlerindeki katılım oranları, önceki seçimlerin yanı sıra birçok durumda ülke genelindeki katılım oranının da üzerine çıktı.

6 saat önce
19










English (US) ·