Kaynak:CNN TÜRK
Işın Karaca, sosyal medya paylaşımında Atina’da pasaport kontrolü sırasında durdurulduğunu ve ülkeye girişine izin verilmediğini açıkladı. Karaca, karara ilişkin kendisine resmi bir belge tebliğ edildiğini ve gerekçe olarak geçmişte Gümülcine’de verdiği bir konserin gösterildiğini söyledi.
Ailesinin Yunanistan’a giriş yapabildiğini ancak kendisinin geri gönderildiğini belirten Karaca, 2024 yılında Gümülcine’de seslendirdiği “İzmir Marşı” ve kullandığı “Ne mutlu Türküm diyene” ifadesi nedeniyle ülkeye alınmadığını iddia etti. Havalimanında saatlerce bekletildiğini ve düşmanca bir muameleye maruz kaldığını söyleyen Karaca’ya ilişkin Yunan makamlarından henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
Karaca, yaşadıklarını CNN TÜRK'e anlattı;
Ben oraya Yunanistan’a keyfim için gittim. Keyfim derken, kızımın voleybol sezonu bitmişti. Hafta sonu bir yere kaçırmam gerekiyordu. Küçük bir tatil; ailecek, eşim, ben ve kızım tatile gidiyoruz. Kızımın pasaportunu veriyorum, eşimin pasaportunu veriyorum, benim pasaportumu veriyorum. Hepsi giriş yapıyor.

IŞIN KARACA ATİNA'DA SINIR DIŞI EDİLDİ
Bana da oradaki görevli, polis memuru yani, sınır polisi diyor ki: “Sizin başka bir pasaportunuz mu var?”
Bu pasaporttan yani. “Yok” dedim. “Benimle gel” dedi. Tamam, Sıkıntı yok, geliriz. Tabii ki geliriz. Çünkü ben oraya turist olarak gidiyorum.
Empati yapmayı çok iyi bilen bir insanım. Herkesin hayatta bir görevi var, soru soracak; bunda bir sıkıntı yok. Ama bana “Sen giremezsin” dedi. “Efendim?” dedim. “Şuraya alalım” dedi ve beni bir koridora doğru yönlendirdi. Sağda solda kodesler var. “Eşin ve kızın dışarı çıksın” dedi. “Çıkmayacaklar” dedim. Ben 14 yaşındaki kızın annesiyim. Bu çocuğun yasal varisi de benim. Çıkmayacak, yanımda duracak, dedim.
Biraz insan haklarını bildiğinde ve karşısında durduğunda, her şeye evet demiyorsun. Ben demem, diyemem de. 14 yaşındaki kızımın bensiz bir yere gitmesine müsaade etmiyorum. International Havalimanı’ndayız çünkü. Bana, bültenle aranıyormuşum, sınır ihlali yapmışım, girmişim, giremezmişim deniyor. Dedim ki, “Madem bir bülteniniz var, tutukla o zaman. Aranmam var çünkü, tutukla.”

Ama onu da yapamıyor. Neden olduğunu soruyorum. Sadece “Sizinle alakalı alert var, siz giremezsiniz” diyorlar. “Alert nedir yahu?” diyorum. Soru sordukça sinirleniyorlar. Çünkü bir an önce beni paketlemek istiyorlar ama şöyle bir problem var:
Kanunlar şunu söylüyor:
“Sen beni deport edeceksen, geldiğin uçakla göndermek zorundasın.” Benim gittiğim uçak cuma akşamı gidiyor. Dönecek uçak pazar akşamı dönüyor. Beni cuma’dan pazara kadar orada tutacaklar. Benim yapacağım rezilliği düşünebiliyor musunuz? Çünkü yaparım. Çünkü sen beni hangi hakla tuttuğunu söylemiyorsun. Bana net olarak “Şu yüzden” demiyorsunuz. “Sizin geçmişte Yunanistan’da yaşadığınız bir şey” diyorlar.
''İZMİR MARŞINI SÖYLEDİĞİM İÇİN DEPORT EDİLDİM''
Ne yaşadım ben? Ben, Batı Trakya Derneği’nin ve Yunanistan’ın verdiği izinlerle sahneye çıkmışım. Batı Trakya’da yaşayan soydaş Türk vatandaşlarının yaklaşık 50 bin kişinin katıldığı bir festivalde şarkı söyledim.
Ben oraya bir İngiliz olarak, bir Japon olarak ya da bir Amerikalı olarak gitmedim. Bir Türk sanatçıyı çağırıyorsan ne söylemesini bekliyorsun? Türkçe şarkı söylemeyecek miyim ben? O festivalde ne söylenmesi bekleniyor? Bir markayı çağırıyorsunuz sonuçta.

Bu ülkenin en önemli kadın vokallerinden birini çağırıyorsanız, ki biraz önce öğrendim, başka bir sanatçı arkadaşım gittiğinde ona da aynısı yapılmış, elektrikleri indirmişler. Kendi ülkemizle ilgili bir şey söylediğimizde elektrikleri indirdiler.
Kendi ülkemizin hava yollarıyla bana ve kızıma bilet alındı. Eşim kaldı, kalmak zorunda kaldı.
"BİZE BİR YUDUM SU BİLE VERMEDİLER"
Ben kendi hava yollarımıza bindim. Kabin ekibi kızlar beni sardı, sarmaladı; kızımı da sardılar. Yaşadığımız travmayı bir an önce atlatmamız için sevgiyle sahip çıktılar, eksik olmasınlar. Eşim ise bir Yunan hava yolu ile İstanbul’a uçmak zorunda kaldı. Biz business class’ta uçmamıza rağmen, herkes servis alırken herhâlde mimlendik; adama su bile vermediler.
"BU MUAMELEYİ MAHKEMEYE TAŞIYACAĞIM"
Ben sabah 5’te hâlâ dünya kanunlarını, Avrupa insan hakları mevzuatını okuyorum. O kadar çok şey okudum ki; tabii ki bunun arkasını bırakmayacağım. Sahneye çıkıp “İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar” elbette söyleyeceğim, çünkü bir Türk festivalindeyim. Hukuki olarak şu anda avukatlarım çalışıyor. Ben haksızlığa tahammülü olmayan bir insanım ve bu sadece kendim için değil.
Avrupa mahkemelerinde, Yunan yetkililerin izinleriyle o sahnede olduğumu gösteren dosyalarla davalar açacağım. Eğer bir tazminat alınırsa, muhtemelen oradaki soydaş derneklerine bağışlanacak. Türklüğe katkı olsun diye bağışlanacak bir meblağ olur. Ama bununla birlikte ciddi bir hukuki süreç ve ciddi bir özür bekliyorum.
Ben en başta paylaşmayacaktım. İlk videoyu paylaştığımda olayın üzerinden 3–4 saat geçmişti. Biz orada bayağı bir süre oturduk.
— Sosyal medya hesabınızda paylaşım yaptıktan sonra nasıl bir tavırla karşılaştınız?
Tavır çok çirkindi. Ben her hafta bir yerlere uçan, her hafta konser veren, sürekli havalimanlarında bulunan bir insanım. Türk hudutlarında hayatım boyunca böyle bir muamele görmedim. Korkunç bir nefret vardı.
Hâlbuki turist olarak gidiyoruz, para bırakacağız. Biz hâlâ iyiliğe, empatiye inanıyoruz. Bunun diplomatik bir krize dönüşmeden, küçük bir özürle çözülebilecek bir mesele olduğunu düşünüyorum.
Aksi hâlde bunu da çok net bir şekilde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde sonuna kadar arayacağım. Bu kapıların açılacağına ve birçok insanın da arkamdan yürüyeceğine çok eminim.











English (US) ·