İran’dan ‘fırtına öncesi’ hamleler! Sessiz plan deşifre oldu

19 saat önce 30

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

İran’da silahlar şimdilik susmuş görünse de Tahran’da savaş hazırlıkları hız kesmiyor iddiası gündemde. Washington’la yürütülen diplomasi sürerken İran yönetiminin attığı bazı adımlar, ateşkesin gerçekten kalıcı bir barışa mı yoksa daha büyük bir hesaplaşma öncesi hazırlık dönemine mi dönüştüğünü sorgulatıyor.

Devrim Muhafızları’nın artan ağırlığı, bölgedeki hareketlilik ve kritik geçiş noktalarındaki gerilim, önümüzdeki döneme ilişkin dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Peki Tahran neden şimdi yeniden harekete geçiyor? Detaylar düşündürücü…

DEVRİM MUHAFIZLARI’NIN ETKİSİ NEDEN ARTIRILDI?

Bu hazırlığın merkezinde İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun devlet içerisindeki ağırlığının daha da artırılması bulunuyor. İran’ın düzenli ordusu üzerindeki Devrim Muhafızları etkisinin güçlendirilmesi, güvenlik ve istihbarat operasyonlarının genişletilmesi, geçmiş savaşlarda ve iç güvenlik operasyonlarında deneyim kazanmış isimlerin kritik görevlere getirilmesi ve füze ile insansız hava aracı üretiminin hızlandırılması, Tahran’ın yeni stratejisinin temel unsurları arasında gösteriliyor.

İran’ın üst düzey güvenlik yapılanmasında gerçekleştirilen atamalar da bu değişimin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. 1980’lerde İran-Irak Savaşı sırasında Devrim Muhafızları’na liderlik eden Muhsin Rızai’nin Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreterliğine getirilmesi, sertlik yanlısı kanadın karar alma mekanizmalarındaki ağırlığının arttığı şeklinde yorumlandı.

Muhsin Rızai’nin Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği’ne getirilmesinin ardından, bu durumu “güvenlik bürokrasisinin güç kazanması” olarak mı okumalıyız, yoksa bu atama aynı zamanda İran’daki farklı güç merkezleri  arasında yeni bir güç dengesi kurma arayışına mı işaret ediyor? diye daha önce İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral Toğa’ya sormuştum.

Toğa, “Bunu yalnızca güvenlik bürokrasisinin güçlenmesi olarak okumak eksik kalır. Atamanın biçiminde olağandışı bir yön yok, çünkü Konsey sekreterinin aynı zamanda Rehber’in temsilcisi olarak görevlendirilmesi yerleşik bir teamül. Anlamlı olan makamın devir hızı” yanıtını vermiş ve şu bilgileri paylaşmıştı:

-- Bu koltuk 2023’ten bu yana Ahmediyan, Laricani, Zülkadir ve şimdi Rızai olmak üzere dört isim gördü. Laricani mart ayında bir suikastla öldürüldü, yerine gelen Zülkadir ise beş ayı bile doldurmadan görevden ayrıldı. Yani savaşın en kritik dosyasını yürüten kurum istikrarsız bir yönetim geçmişiyle bugüne geldi ve bu atama o istikrarsızlığı kapatma girişimi olarak okunmalı. İki ismin profili arasındaki fark da bunu doğruluyor. Zülkadir kamuoyunca pek tanınmayan bir isimdi ve göreve Laricani suikastının hemen ardından, kriz koşullarında getirilmişti. Rızai ise 1981-1997 arasında 16 yıl Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanlığı, ardından 24 yıl Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Sekreterliği ve cumhurbaşkanı yardımcılığı yapmış, defalarca cumhurbaşkanlığına aday olmuş, kendi siyasi sermayesi olan bir ağır sıklet.

-- Buradan atamanın asıl hedefine geliyoruz. Bence hedef belirli bir kişiyi tasfiye etmek değil. Pezeşkiyan zaten uzun süredir günlük idareyle sınırlı, dolayısıyla onu hedef almanın pratik anlamı yok. Asıl mesele Rehberlik makamının görünmezliğinin yarattığı otorite boşluğu. Beş aydır kamuoyu önüne çıkmayan bir Rehber’in makamı, savaş ve müzakere dosyasında kendisi adına konuşabilecek tanınmış ve kıdemli bir vekile ihtiyaç duyuyordu. Nitekim bu atama, görünmez Rehber’in adına yapılan sayılı somut icraattan biri olması bakımından da dikkat çekici.

Muhsin Rızai atamasına dair daha fazla detaya ise aşağıdaki haberimizden ulaşabilirsiniz.

Öte yandan 2009’daki protestolara yönelik sert müdahalelerde önemli rol oynayan Hüseyin Taib’in Besic gücünün başına yeniden getirilmesiyle, gönüllü milis yapısının daha kapsamlı bir iç istihbarat ağına dönüştürülmesinin hedeflendiği ileri sürüldü.

İran’ın son iki savaşta İsrail istihbaratının ülke içerisindeki faaliyetlerinden ciddi biçimde etkilendiği belirtilirken, Tahran yönetiminin bundan sonraki dönemde iç güvenliği dış tehdit kadar önemli gördüğü ifade ediliyor.

İran’dan ‘fırtına öncesi’ hamleler Sessiz plan deşifre oldu

Muhsin Rızai

‘SAVAŞ HENÜZ BAŞLAMADI’ ANLAYIŞI

Wall Street Journal’da yer alan haberde, Tahran merkezli ve İran hükümetine yakınlığıyla bilinen savunma analisti Mohammad Hassan Sangtarash, İran kamuoyunda savaşın asıl bölümünün henüz başlamadığı yönünde yaygın bir kanaat bulunduğunu söyledi.

Sangtarash, şimdiye kadar yaşanan gelişmelerin daha büyük bir çatışma öncesinde rakibin kapasitesini aşamalı biçimde zayıflatmaya yönelik bir stratejisi olarak değerlendirildiğini belirtti.

Bu yaklaşım, Washington ile Tahran arasındaki temel algı farklılığını da ortaya koyuyor. ABD yönetimi diplomatik anlaşmayı savaşın sona erdirilmesine yönelik bir çerçeve olarak görürken, İran’ın sertlik yanlısı kanadının anlaşmayı yeni bir çatışmaya hazırlanmak için kullanılabilecek geçici bir fırsat olarak değerlendirdiği öne sürülüyor.

Bu nedenle İranlı yetkililerin müzakerelerde daha sert bir tutum sergilediği ve anlaşmaları sonuçlandırma konusunda isteksiz davrandığı belirtiliyor. Trump’ın İran liderliğine yönelik sert açıklamaları da bu gerilimi yansıtıyor. ABD Başkanı, İran yönetiminin tutumunu eleştirerek Tahran’daki liderlerin davranışlarında ciddi bir sorun olduğunu savundu.

HÜRMÜZ BOĞAZI YENİDEN GERİLİMİN MERKEZİNDE

İran’ın stratejisinin en önemli ayağını Hürmüz Boğazı oluşturuyor. Basra Körfezi’ni Umman Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan Hürmüz Boğazı, dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olarak kabul ediliyor. İran’ın boğaz üzerindeki coğrafi konumu, Tahran’a küresel petrol ve doğal gaz akışını etkileyebilecek önemli bir stratejik avantaj sağlıyor.

İran’ın, ABD’nin boğazdan geçişine rehberlik ettiği gemilere ateş açmaya başlamasının Washington açısından beklenmedik bir gelişme olduğu da öne sürüldü. Temmuz ayının başlarında yaşanan bu gelişmenin ardından boğazdaki gerilim yeniden yükseldi. Sonraki haftalarda İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan Birleşik Arap Emirlikleri bağlantılı altı gemiye saldırdığı iddia edildi.

İran Devrim Muhafızları sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Mohebbi ise temmuz ayında yaptığı açıklamada, ateşkes döneminin İran tarafından askerî kapasiteyi geliştirmek için kullanıldığını belirterek füze üretim hızının artırıldığını ve füze isabet oranlarının geliştirildiğini söyledi.

İran’dan ‘fırtına öncesi’ hamleler Sessiz plan deşifre oldu

CEPHE, YEMEN VE KIZILDENİZ’E GENİŞLEDİ

Tahran’ın hazırlıkları yalnızca Hürmüz Boğazı ile sınırlı kalmadı. Arap istihbarat yetkililerinin değerlendirmelerine göre Devrim Muhafızları, İran’ın bölgedeki müttefikleriyle koordinasyonu güçlendirmek amacıyla Irak, Yemen ve Lübnan’a danışmanlar gönderdi.

Özellikle Yemen’deki Husilerle yürütülen koordinasyon dikkat çekti. İddialara göre Devrim Muhafızları komutanları, Husilerin kontrolündeki bölgelere giderek Suudi Arabistan ile yaşanabilecek yeni bir çatışmanın planlanmasına katkı sağladı. Bu kapsamda Kızıldeniz kıyılarına füze sistemleri, deniz silahları ve insansız hava araçlarının konuşlandırılması konusunda destek verildiği; ayrıca Suudi Arabistan’daki limanlar ve enerji tesislerinin de aralarında bulunduğu hedeflere ilişkin istihbarat sağlandığı ileri sürüldü.

Gerilimin temmuz sonunda daha da tırmandığı, Husilerin Suudi Arabistan destekli Yemen hükümet güçlerine saldırdığı ve Babülmendep Boğazı üzerinden gerçekleştirilen deniz ticaretini tehdit ettiği belirtildi. Aynı dönemde Suudi Arabistan, Irak’taki İran destekli milislerin petrol tesislerine insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlediğini açıkladı.

Bölgedeki Arap yetkililere göre Devrim Muhafızları, ABD’nin İran’daki enerji tesislerini hedef alması halinde Körfez ülkelerindeki enerji altyapısına saldırmakla tehdit etti. Bazı Arap muhataplara saldırı hedeflerinin ayrıntılı listelerinin gönderildiği de öne sürüldü.

İran’dan ‘fırtına öncesi’ hamleler Sessiz plan deşifre oldu

‘İRAN’IN PLANI ÇOK DAHA FARKLI’

Peki, İran’ın bir yandan ABD ile diplomasi yürütürken diğer yandan füze ve İHA kapasitesini artırması, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıyı sürdürmesi ve Irak, Yemen, Lübnan gibi alanlardaki vekil güçlerle koordinasyonu güçlendirmesi nasıl okunmalı? Tahran gerçekten yeni bir çatışmaya hazırlanıyor mu, yoksa askerî baskıyı artırarak müzakere masasında elini güçlendirmeye mi çalışıyor?

Güvenlik ve Terör Uzmanı, Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, bölgede yaşanan gelişmelerin henüz doğrudan bir savaşa dönüşmediğini belirterek, tarafların karşılıklı olarak birbirini yıpratmaya yönelik hamleler yürüttüğünü ifade etti. Başbuğ, ABD’nin de İran’la doğrudan çatışmaya girme konusunda istekli olmadığını vurguladı.

Başbuğ, “Savaş ortamı yok şu an. Yani iki tarafın da birbirini yıpratma savaşına döndü bu iş. ABD’nin saldırmaya niyeti yok çünkü bunun zararını hem Senato hem de Trump biliyor. İran tarafı ise ABD ile doğrudan savaşmaktan ziyade daha farklı bir plan üzerinde duruyor” ifadelerini kullandı.

SAVAŞIN BÖLGEYE YAYILMASI MI İSTENİYOR?

İran içerisindeki bazı unsurların İsrail’le bağlantılı hareket ettiğini ve mevcut gerilimin bölgeye yayılmasına yönelik planlarda rol oynayabileceğini öne süren Başbuğ, İran ile İsrail cephesinde çatışmayı farklı bir boyuta taşıma arayışının bulunduğunu savundu. Başbuğ’a göre hedef, ABD ile İran arasında doğrudan bir savaş çıkarmaktan ziyade mevcut çatışmayı bölge ülkelerine yaymak.

Başbuğ, “İran şu an bir sessizlik içinde. Ancak bölge ülkelerine bir saldırı epeydir planında. Daha önce bu saldırının dozu artıp iyice artık ‘neye hizmet ediyorsun’ diye tartışılmaya başlandığında İran bir geri adım attı. İran’ın içerisinde İsrail’e hizmet eden, paralel çalışan bir kanat var. Bunlar ortak çalışıyorlar ve bir çıkış yolu arıyorlar. Ama o çıkış yolu Amerika’yla İran’ın savaşı değil, savaşı bölgeye yaymak. Şu an buna yönelik yoğun bir planlama var ama daha onun da altyapısını hazırlamış değiller” ifadelerini kullandı.

Bu tür bir planın hayata geçirilip geçirilemeyeceğine ilişkin değerlendirmede de bulunan Başbuğ, Türkiye’nin bölgedeki konumu nedeniyle söz konusu girişimin başarı şansının düşük olduğunu söyledi. Ancak bölge ülkelerinin içerisinde farklı amaçlara hizmet eden gizli yapılanmalar bulunabileceğini belirten Başbuğ, bu durumun risk oluşturduğuna da dikkat çekti.

KUVEYT VE KÖRFEZ ÜLKELERİNDE ALARM

Yaklaşık 200 bin kişilik silahlı bir yapıya sahip olduğu belirtilen Devrim Muhafızları’nın daha ileri tırmanma senaryoları üzerinde çalıştığı da öne sürüldü.

Bu senaryolar arasında Basra Körfezi’ndeki internet kablolarının sabote edilmesi, Kuveyt ve Bahreyn gibi ülkelerde toplumsal ve siyasi huzursuzluğun tetiklenmesi ve daha ileri aşamada kara operasyonları düzenlenmesi gibi seçeneklerin bulunduğu iddia edildi. Kuveyt’in mayıs ayında İran’dan gelen altı Devrim Muhafızları mensubunu yakaladığını açıklaması da bölgedeki güvenlik kaygılarını artırdı.

Körfez ülkeleri açısından temel endişe, savaşın yalnızca İran ile ABD ve İsrail arasında kalmaması. İran’ın bölgedeki milis ağlarını kullanarak Irak, Yemen, Lübnan ve Körfez ülkelerini çatışmanın içine çekmesi ihtimali, yeni bir bölgesel savaş riskini büyütüyor.

‘FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK’

İran’ın baş müzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf’ın stratejik danışmanı Mehdi Muhammedi ise mevcut diplomatik çıkmazı “fırtına öncesi sessizlik” olarak nitelendirdi. Muhammedi, İran’ın ABD ile çözmesi gereken meselelerin henüz bitmediğini ve ülkesinin daha büyük bir yüzleşmeye hazır olduğunu söyledi.

İran tarafındaki sertlik yanlılarının yaklaşımı, savaşın yalnızca askerî cephede yürütülmeyeceği yönünde. Tahran yönetiminin, dış operasyonlar, bölgesel milis ağları, enerji altyapısı, deniz ticareti, füze saldırıları ve iç güvenlik mekanizmalarını aynı stratejinin parçaları olarak değerlendirdiği ileri sürülüyor.

İran’dan ‘fırtına öncesi’ hamleler Sessiz plan deşifre oldu

Bütün bu gelişmeler, ABD ile İran arasında kalıcı bir barış anlaşmasına ulaşılmasını zorlaştıran temel sorunun yalnızca nükleer program veya yaptırımlar olmadığını ortaya koyuyor. Asıl mesele, iki tarafın birbirinin niyetlerine duyduğu derin güvensizlik. İran, Washington’ın yeni bir saldırı hazırlığında olduğundan şüphelenirken, ABD ve bölgedeki müttefikleri Tahran’ın ateşkes ve diplomasi süreçlerini yeniden silahlanmak için kullandığını düşünüyor.

İsrail ve Arap ülkeleri açısından ise İran’ın ağır hava saldırılarına rağmen füze ve insansız hava aracı kapasitesini yeniden oluşturabilmesi kritik bir endişe kaynağı.

Son tablo, İran’ın yenilgiye uğratılmış ancak savaşma kapasitesini koruyan bir güç olarak bölgedeki konumunu yeniden tahkim etmeye çalıştığına işaret ediyor. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol, bölgesel milislerle kurulan koordinasyon ve Devrim Muhafızları’nın devlet içerisindeki artan ağırlığı, Tahran’ın önümüzdeki dönemde daha sert bir güvenlik politikası izlemesinin önünü açıyor.

Habere git