İki kupa finali, iki farklı muamele

58 dakika önce 36

Geçtiğimiz günlerde İstanbul, Avrupa futbolunun kulüpler düzeyindeki 2 numaralı kupasına ev sahipliği yaptı. Üzerinden yalnızca iki gün geçerken bir de Antalya'da Ziraat Türkiye Kupası finali izleyerek futbola doyduk. Ama iki organizasyonu yan yana koyunca ne yazık ki gözlerimiz uzaklara dalıp gitti.

Hep deriz ya 'organizasyon işini beceriyoruz' diye. Ona küçük bir revize gerekiyor. Federasyonlarımız uluslararası düzeydeki organizasyonların altından iyi kalkıyor. Mesele ulusal organizasyonlara gelince bize bir haller oluyor.

Dönelim İstanbul'daki finale... İngiliz ve Alman taraftarlar şarkılarla, bestelerle mekanları hınca hınç doldurup bize yaşamayı hatırlatarak haftaya başladı. Onları izlerken 'ne güzel, bir zamanlar biz de İstanbul'un tadını böyle çıkarabiliyorduk' demeyen bir avuç insan vardır herhalde. Güvenlik had safhada, etkinlik alanları çeşit çeşit, Türk vatandaşlarına yasak olan etkinlikler gelen yabancı taraftara serbestti. Hal böyle olunca hayran hayran izlememek de pek mümkün olmuyordu. 

Freiburg taraftarı tribünlerde görsel şölen sunarken Aston Villa taraftarları ise İngiliz futbol kültüründen esintiler sundu. Maç oynandı, kutlama yapıldı ve ulusal-uluslararası organizasyon farkının ortaya çıktığı an geldi: Kupa seremonisi... 

Kaynak olarak ekle

UEFA Avrupa Ligi finalinde kupa seremonisi için saha içindeki platform yaklaşık 5 dakika hazırlandı. Madalya ve kupa takdimi için sahada yalnızca rekabetin paydaşları olan futbolcular, hakemler ve teknik heyet vardı. Kupa ve madalyaları vermek için 4-5 yetkili, takım elbiseleri ile platformda yerini aldı. Formalılar, madalyalarını aldı ve kupasını kaldırarak sevincini taraftarıyla paylaştı. 

Şimdi dönelim Türkiye Kupası finaline... Finalin oynanacağı şehir için yaşanan gerginlik çok şükür taraftara yansımadı. Maç öncesinde meşaleler yandı, besteler söylendi, her şey finale uygun ve tutkuyu yansıtan şekilde başladı. Buraya kadar her şey çok güzeldi. Trabzonspor, Fatih Tekke ile yakaladığı çıkışı kupa zaferi ile taçlandırırken seremonide 'rol çalma' sorunu spotları üzerine çekti. 

İstanbul'da oynanan UEFA Avrupa Ligi finali ile arasında yalnızca 2 gün olan bir organizasyon. Organizasyonun başrolünde yine Türkiye Futbol Federasyonu var. Ama gelin görün ki, seremoni uluslararası organizasyondaki gibi değil, saha içi ana baba günü. 2 gün önce 5 dakikada platform kurulumu deneyimleyen TFF, Türkiye Kupası'nda yarım saate yakın bir sürede hazırlıklarını anca tamamladı. Platformda formalılardan çok takım elbiseliler yer aldı. Ne basın mensupları oyunculara kutlama alanı tanıyacak kadar uzak konumlandırılmış ne de oluşan kalabalıktan saha içinde ter dökenlere sevinecek alan kalmıştı.

Uluslararası organizasyonlarda bu konulara titizlenirken neden kendi organizasyonlarımıza dış kapının dış mandalı muamelesi çekiliyor anlamak mümkün değil. Kendi işimize değer vermezsek başkasına nasıl kabul ettirebiliriz? Birileri 'benim de payım var, beni de görün' demeyi bırakmazsa bu işin içinden çıkılmaz. İlla birilerinin gönlü olsun isteniyorsa törende futbolculara ayrı, yönetici ve siyasetçilere ayrı platform kurulsun. Futbolun saha içinde oynandığını ve saha dışından ne kadar uzaklaşırsa o kadar kaliteli hale geldiğini anlamak bu kadar zor olmamalı. 

Tıpkı daha önce organize ettiğimiz Şampiyonlar Ligi, Süper Kupa ve Avrupa Ligi finalindeki gibi kendi organizasyonlarımıza da titizlenirsek, Avrupa futbolu ile aramızdaki devasa kalite makasını da kapatmaya bir yerden başlamış oluruz.

Habere git