Filmin senaryo, oyunculuk, sinema açısından değerlendirmesini işin üstatları yapar, ben bugün işe biraz ekonomi penceresinden bakmaya çalışacağım.
Öncelikle altını çizmek lazım; The Odyssey, ilk hafta sonunda ulaştığı gişe performansıyla yalnızca yapımcılarını sevindirmedi, aylardır durgunluk yaşayan Hollywood’a da “Eski günlere dönebiliriz” mesajı verdi.
New York Times’ta dün yer alan bir analize göre filmin yapım bütçesi, yaklaşık 250 milyon dolar olarak tahmin ediliyor. Pazarlama ve küresel dağıtım harcamaları da eklendiğinde toplam yatırımın 400 milyon dolar seviyesine yaklaştığı konuşuluyor. Hollywood’un hesaplama yöntemine göre böyle bir filmin gerçek anlamda kâra geçebilmesi için dünya genelinde yaklaşık 800 milyon doların üzerinde gişe yapması gerekiyor. İlk rakamlar ise bu hedefin ulaşılabilir olduğunu gösteriyor.
NETFLİX AYNI ZEVKİ VERMİYOR
ASIL konu, filmin kaç milyon dolar hasılat yaptığı değil, sinema salonlarına yeniden güçlü bir talep oluşturma ihtimali. Çünkü son yıllarda Hollywood’un en büyük rakibi başka bir stüdyo değil; evlerdeki dijital platformların tercih edilmesi oldu.
Pandemi, senarist ve oyuncu grevleri, artan yapım maliyetleri ve peş peşe gelen gişe hayal kırıklıkları sektörün dengesini bozdu. Özellikle süper kahraman filmlerinin eskisi kadar ilgi görmemesi, stüdyoları yeni arayışlara itti. İşte tam bu dönemde gelen The Odyssey, yalnızca bir film değil, adeta sektörün moral testi haline geldi.
Burada dikkat çekici olan yalnızca hasılat değil. Filmin IMAX salonlarındaki olağanüstü performansı da sektörün geleceği açısından önemli bir gösterge. İzleyici artık Netflix ve diğer platformlardan yalnızca bir film izlemek istemiyor; evde yaşayamayacağı bir deneyim satın alıyor. Büyük perde, üstün ses sistemi ve özel gösterim formatları yeniden sinemanın en önemli rekabet avantajı haline geliyor. Bu arada Top Gun: Maverick, Barbie, Oppenheimer ve Avatar: The Way of Water da benzer bir tablo ortaya koymuştu. Ortak özellikleri şuydu: İnsanlara “Bunu mutlaka sinemada izlemeliyim” duygusunu yaşattılar.

NOLAN’IN BAŞARISININ SIRRI: GERÇEKLİK
IMAX, 1967 yılında Kanada’da geliştirilen yüksek çözünürlüklü sinema sistemi. Standart bir sinemadan temel farkları çok daha büyük perde, daha yüksek çözünürlük, daha güçlü ses sistemi, daha geniş görüntü alanı diyebiliriz. IMAX bileti standart salondan daha pahalı. Buna rağmen The Odyssey’nin ilk hafta sonunda elde ettiği gişe gelirlerinin önemli bir bölümü IMAX salonlarından geldi. Bu da izleyicinin yalnızca filmi değil, deneyimi satın aldığını gösteriyor. The Odyssey’yi diğer büyük bütçeli filmlerden ayıran en önemli nokta, yalnızca hikâyesi değil; çekim teknolojisinin sınırlarını zorlaması. Christopher Nolan, daha önce Oppenheimer ile başlattığı büyük format sinema anlayışını bu filmde daha da ileri taşıdı. IMAX ile birlikte geliştirilen yeni nesil 65 mm film kameralarını kullanan ilk yönetmenlerden biri oldu.

Bu kameralar daha hafif, daha sessiz, dana yüksek çözünürlük sunuyor ve daha uzun çekim yapabiliyor. Bu arada Nolan’ı diğerlerinden ayıran sadece teknoloji değil. Nolan, bilgisayar efektlerini mümkün olduğunca az kullanıyor. Gerçek gemileri, mekanları, patlamaları ve hepsinden önemlisi gerçek dekorları tercih ediyor. Haliyle, bu gerçeklikle diğerlerine büyük fark atıyor.
ÖNCE SİNEMA ARDINDAN PLATFORM
ASLINDA büyük bütçeli filmleri yalnızca sinema geliri açısından değerlendirmek yanlış. Dijital platform lisansları, televizyon yayın hakları, fiziksel satışlar, ürün lisansları ve uluslararası dağıtım gelirleri düşünüldüğünde başarılı bir yapımın ekonomik etkisi yıllara yayılıyor. Gişe, aslında buzdağının görünen kısmı.
Belki de The Odyssey’in asıl başarısı milyar dolarlık gişe ihtimali değil. Asıl başarısı, Netflix çağında bile insanların evlerinden çıkıp bilet alabileceklerini yeniden kanıtlaması. Eğer bu ivme kalıcı olursa, kazanan yalnızca Universal ya da Christopher Nolan olmayacak. Uzun süredir yeni bir çıkış hikâyesi arayan Hollywood da yeniden ayağa kalkma fırsatı yakalayacak. The Odyssey belki de tek başına Hollywood’u yeniden canlandıramayacak ama psikolojiyi değiştirecek. Stüdyoların ve sinema zincirlerinin risk alma iştahını değiştirecek. “İyi hikâye hâlâ büyük perdede izlenir” duygusu yeniden canlanacak mı, bekleyip göreceğiz.

6 gün önce
37










English (US) ·