‘Herkesin ailesinden taşıdığı bir eksiklik, kırgınlık ya da yük oluyor’

3 hafta önce 39

Ece Altıkulaç/ece.altikulac@hurriyet.com.tr

Oluşturulma Tarihi: Haziran 07, 2026 07:00

Başak Arslan ilk kitabı ‘Sardunyalar Güneşe Bayılır’la 72. Sait Faik Hikâye Armağanı’nın sahibi oldu. “Çocukluk insanın hayatındaki en belirleyici dönemlerden biri. Ben kendi yaşadıklarımı yazı aracılığıyla onarmaya çalıştım. Yazmak benim için bir tür iyileşme alanı oldu” diyen yazarla buluştuk; bize kitabını ve yazma yolculuğunu anlattı.

Aslında Türkçe öğretmeni. Yıllar başkalarının kitaplarını okumakla geçerken bir gün canına tak ediyor ve “Ben de kendi öykü kitabımı yazacağım” diyor. İlk denemesini, yolladığı her yayınevinden ret alan kitap dosyasıyla yapıyor. Sil baştan başka bir kitap yazmaya başlıyor, 72. Sait Faik Hikâye Armağanı sahibi ‘Sardunyalar Güneşe Bayılır’ böyle ortaya çıkıyor. Başak Arslan’dan (47) öykülerinin ardındaki yolculuğu dinledik.

Öncelikle tebrik ederim. Sait Faik Hikâye Armağanı, öykü alanındaki en prestijli ödüllerden. Haberi aldığınızda neler hissettiniz?

Birincilik haberini oldukça ilginç bir şekilde öğrendim. Bilmediğim bir numara beni aramıştı ama o gün okulda nöbetçiydim, yoğun bir gündü. Aramayı cevaplayamadım. Sonra “Başak Hanım, size çok güzel bir haberimiz var” diye bir mesaj geldi. Önce öğrencilerle ilgili diye düşündüm. Aramaya döndüğümde “Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandınız” haberini aldım. Bu benim için çok mutluluk verici.

Kitabın adı içindeki öykülerin birinden...

Başlangıçta kitabın adı farklıydı. Hatta herhangi bir öykünün adı olmayan, bütün kitabı kapsayan başka bir isim düşünmüştük. Son aşamada ‘Sardunyalar Güneşe Bayılır’ önerisi geldi. Başta emin olamadım, zamanla çok sevdim.

Yazmaya tam olarak ne zaman başladınız?

2017’de. Aslında çocukluğumdan beri öyküye özel ilgim vardı. Okuma serüvenim biraz farklı başladı. Çoğu insan kitaplarla başlar ama babam gazeteciydi. Çocukluğum boyunca her pazar birlikte dergi alırdık. Okuma sevgim biraz o dergiler sayesinde gelişti. Bir gün kendi kendime ‘Ben neden kendi öykülerimi yazmıyorum’ dedim ve küçük küçük metinler yazmaya başladım. Yazdıkça bir dosya hazırlayıp yayınevlerine göndermeye karar verdim. Ancak peş peşe retler aldım. Yeniden başlamam gerektiğini düşündüm. İlk dosyamı tamamen çöpe attım. Ardından 2019’da sıfırdan yeni bir şeyler hazırladım, bu süreç 2023’e kadar sürdü.

Öykülerinizde aile ilişkileri ve insan ilişkileri önemli yer tutuyor...

8 yaşındayken babamı kaybettim. O dönemde yalnızca benim mutsuz olduğumu, sadece benim eksik hayat yaşadığımı düşünüyordum. Ama büyüdükçe fark ettim ki babası olanın da olmayanın da başka yaraları var. Herkesin ailesinden taşıdığı bir eksiklik, kırgınlık ya da yük oluyor. Bu hikâyeleri okumayı seviyorum. İnsan en çok sevdiği şeyleri yazmak istiyor. Karşılaştığım durum, duyduğum hikâye, dikkatimi çeken duygu beni bir öyküye götürüyor.

‘Avantajım var’

İlk kitaplarında kendi hayat hikâyelerinden beslenen yazarların sayısı da azımsanacak gibi değil...

Kesinlikle. Aslında benim bir avantajım var. Bu benim yayımlanmış ilk kitabım olsa da aslında ikinci kitabım. Bu kitaptan önce kendi hikâyemle yüzleştiğim ve iyileştiğim bir kitabım vardı. Bir anlamda kendimi yazarak iyileştirdim. İnsan kendi yaşadıklarını çok benzersiz sanıyor. Oysa biraz dışarıdan baktığınızda hepimizin hikâyelerinde ortak noktalar olduğunu görüyorsunuz.

‘Sardunyalar Güneşe Bayılır’da kendi hayatınızdan izler var mı?

Doğrudan kendi hayatımdan değil ama yakın çevremden çok besleniyorum. Birisi bana yaşadığı bir olayı anlattığında bazen hemen “Bunu yazabilir miyim” diye soruyorum. Sonra o hikâyeden bambaşka bir kurgu ortaya çıkıyor. Gözlem yapmayı ve insanları dinlemeyi çok seviyorum. Küçük bir ayrıntıdan bile bir öykü çıkarabiliyorum.

Kitapta çocukluk deneyimlerinin yetişkinlik üzerindeki etkilerini görüyoruz. Sizce insan çocukluğundan en çok hangi duyguları yetişkinliğe taşıyor?

Bence her şeyi taşıyoruz. Bazı şeyler bilinçli olarak hatırlanıyor, bazıları ise bilinçaltında kalıyor. Ama hiç beklemediğimiz bir anda ortaya çıkabiliyor. Çocukluk insanın hayatındaki en belirleyici dönemlerden biri. Ben kendi yaşadıklarımı yazı aracılığıyla onarmaya çalıştım. Yazmak benim için bir tür iyileşme alanı oldu. Bugün hâlâ çok üzüldüğümde de çok sevindiğimde de oturup yazarım.

‘Öğrencilerim beni alkışlarla karşıladı’

Siz aslında Türkçe öğretmenisiniz. Yazar oluşunuz öğrencileriniz arasında heyecan uyandırıyor mu?

Ödülden sonraki gün okula gittiğimde beni alkışlarla karşıladılar. Açıkçası bu kadar önemsemelerini beklemiyordum. Geçenlerde bir öğrencim “Öğretmenim, siz Şermin Yaşar’ın kazandığı ödülü kazanmışsınız. Meğer ne büyük bir şeymiş” dedi. Öğretmenlik ve yazarlık birbirinden oldukça farklı alanlar gibi görünse de birbirlerini beslediklerini düşünüyorum. Öğrencilerime de öyküyü sevdirmeye çalışıyorum. Zaman zaman sınıfta onlara öyküler okuyorum ve birlikte metinler üzerine konuşuyoruz.

Hem öğretmen hem de yazar olarak çocuk kitabı yazmayı düşünüyor musunuz?

Aslında pandemi boyunca çocuk kitapları yazdım. O dönem benim için verimli geçti. Birçok dosya hazırladım ve yayınevlerine gönderdim. Herhalde benden daha fazla ret alan yoktur diye düşünüyorum. Daha sonra bir seri hazırladım. Hayvan hikâyeleri, birkaç kahraman etrafında gelişen metinler yazdım. Geçen yıl dosyaları başka bir yayınevine göndermeyi düşünürken kendi yayınevime söyledim. Onların da çocuk kitaplarıyla ilgili yeni bir projesi varmış, denk geldi, kendi yayınevimden çıkacak.

Habere git