* “Chad Powers” dizisinin ortak yaratıcısı, yapımcısı, başrolü ve yazarı sizsiniz. Oldukça yetenekli olduğunuzu duyuyorum.
- Aslında her konuda kötüyüm ama çok çalışkan biriyim. Aileme de bunu söylüyorum. Bana hep komik gelmiştir. Kendimi hiçbir zaman herhangi bir şeyde gerçekten iyi hissetmedim. Ama hep zaman ayırmaya, emek vermeye ve en azından belli bir seviyeye gelmeye istekli oldum. Sanırım oyunculuğun benim için iyi bir meslek olmasının nedeni de bu. Çünkü aslında hiçbir şeyde tam olarak iyi olmak zorunda değilsiniz; sadece seyirciyi kısa bir süreliğine de olsa inandıracak kadar iyi olmanız yeterli.

HEPİMİZ HATALAR YAPTIK
* “İkinci şanslar” konusu sizin için ne kadar kişisel anlam taşıyor?
- Bu şehirde bu mesleği yapmak isteyen herkesin yaşadığı şey. Çoğu zaman insanlar “Tamam, sıra sende” gibi şeyler söyler. Sonra etrafınızdaki birçok arkadaşınızın iyi bir başlangıç yaptığını görürsünüz ama bir bakarsınız o başlangıç hiçbir yere varmamış.
Bu şehirde insanların size inanmasını sağlamak gerçekten çok zor. Ben telefonu elime alıp kendi fırsatlarımı yaratmaya çalışmayı kendime ilke edindim.
İnsan olarak geriye dönüp baktığımızda, en güzel günlerimizin artık geride kaldığını kabullenmek zor geliyor. Kimse kusursuz bir hayat yaşamadı. Hepimiz hatalar yaptık. Birçoğumuz da elimizde olsa zamanı geri almak, bir şans daha yakalamak ve yanlışlarımızı düzeltmek isterdik. Dizide en sevdiğim şey, hataları düzeltmeyi doğru yoldan yapmayan bir adamı anlatması. Kendisine ve dünyaya “özür dilerim” demek yerine, yeni bir yüz, yeni bir kimlik icat ediyor. Ve ikinci seferde işleri yoluna koymaya çalışıyor. Yani bu kez gerçekten topu hedefe ulaştırmaya çalışıyor.
Mesela “Tootsie” en sevdiğim filmlerden biri. Dustin Hoffman’ın o filmde canlandırdığı karakter; dünyada nasıl doğru şekilde var olacağını pek bilmeyen, kadınları gerçekten anlamayan, biraz da kadınlara karşı sorunlu bir adam. Sonra bir maske takıyor; bir elbise giyiyor, bir kadına dönüşüyor ve bu süreçte kadınları gerçekten anlamaya, onlara saygı duymaya başlıyor.
Bu hikâyenin temelinde de aslında o fikir vardı: İyi bir takım arkadaşı olmayan bir adam, iyi bir takım arkadaşı maskesini takarsa ve sonunda gerçekten iyi bir takım arkadaşı olursa?

KENDİMİ PATRON OLARAK GÖRMÜYORUM
* Peki, bir projede hem oyuncu hem de patron olmak nasıl bir deneyim?
- Sert bir patron değilim, öyle söyleyeyim. Kendimi hiçbir şekilde “patron” olarak görmüyorum. Daha çok herkes için moral veren, onları destekleyen biri gibi görüyorum.
Bir film ya da dizi yaparken ortaya çok ilginç bir ekosistem çıkıyor. Bu ortam egolara ve güvensizliklere karşı çok hassas. Bazen insanların en iyi yanlarını ortaya çıkarabiliyor, bazen de en kötü yanlarını. Sette her zaman herkes aynı yöne bakıyor mu, hepimiz harika bir şey yapmak için odaklandık mı diye bakıyorum.
Bu diziyi çekerken en sevdiğim şeylerden biri de buydu. Herkes sete gelip gerçekten en iyisini yapmak istiyordu. Üstelik hepsi çok iyi insanlardı. Sette gerçekten çok güzel bir enerji vardı. Her departman şefi, her yazar, her oyuncu, her ekip üyesi yaptığınız şeye gerçekten inanıyorsa ve herkes işe mutlu geliyorsa, bunun gibi bir şey yok. Sanırım benim görevim de o ekosistemin sağlıklı kalmasını, iyi beslenmesini sağlamaktı.
* Geçmiş deneyimlerimizle tanımlanmak, insanın kendine ikinci bir şans vermesi ve yeniden başlama ihtimali... Neler söylemek istersiniz bu konularda?
- Bu karakteri oluştururken sanırım en çok “cancel culture”ın (linç kültürü) nasıl işlediğini analiz ettik. Çoğu zaman şöyle oluyor: Hayatınızda bir olay yaşanıyor ve sonra o an tekrar tekrar, tekrar tekrar izletiliyor. En sonunda o olay sizi tanımlayan şeye dönüşüyor. Sizi en çok temsil ettiği düşünülen şey haline geliyor. Dünya sürekli o olayı üzerinize yapıştırdığında, bir süre sonra bu sizin kimliğiniz oluyor. O şey sizi tanımlıyor.
Aslında bütün bu dizi, sadece “Özür dilerim” demek isteyen bir adam hakkında. Ve bu herkes için zor bir şey. Özellikle de insanların sizi birkaç saniyelik sosyal medya görüntüsüyle, hayatınızın en kötü anıyla tanımladığı bir çağda...

SÜRPRİZLERDEN HOŞLANMAM
* Sosyal medyayla ilişkiniz nasıl?
- Hâlâ çözmeye çalıştığım bir şey diyebilirim. Sosyal medyayla ilişkim aslında oldukça ilginç. Çünkü bu işin bir parçası. Bir filme ya da diziye dahil olduğumda, o işin bir karşılığı olduğuna, bir seyircisi olduğuna, yaptığımız şeyin bir yere ulaşacağına inanmak isterim.
Hiçbir zaman bir işi yapıp sonra arkasını dönüp giden bir oyuncu olmadım. Bir projenin gerçekten arkasında durmayı seviyorum. Sürprizlerden hoşlanmam. Sosyal medya da işin satış tarafının bir parçası. Bu projelere yatırım yapan insanlar var. Dolayısıyla benim görevimin bir parçası da basın turu boyunca seyirciyi büyütmek ve işin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak.

DİZİ YAPMAK DA TAKIM SPORU GİBİ
* Dizide ünlü bir Amerikan futbolcusunu oynuyorsunuz; bu meslek dalının oyunculukla ortak özellikleri var mı?
- Ben film ya da dizi yapmayı her zaman bir takım sporu gibi gördüm. Bir futbol takımında olduğu gibi, herkesin bir görevi var. Sahanın belli bir bölümünü savunuyor olabilirsiniz, belli bir rotayı koşuyor olabilirsiniz ya da savunmaya başka bir şey yapacağınıza inandırmak için orada olabilirsiniz. Ne olursa olsun, takım içinde bir işleviniz var.
Benim sette olmayı sevmemin nedenlerinden biri de bu: Her departmanın oyuna nasıl dahil olduğunu izlemek. Benim için sihir burada başlıyor. Bir senaryoyu okursunuz ve “Tamam, bunun nasıl görüneceğine dair bir fikrim var” dersiniz. Sonra da bu sihir numarasının mümkün olan en iyi şekilde gerçekleşmesi için her departmandan en yüksek verimi nasıl alabileceğinizi düşünürsünüz.
Tabii, bunun içinde galibiyetler ve mağlubiyetler de var. Tıpkı sporda olduğu gibi, sette de iyi günler var. Bir şey üretirken hiçbir zaman yüzde yüz isabetle ilerlemiyorsunuz. Benim için sette geçirilen her gün iyi gündür ama kolay bir gün değildir.
Harika bir şey ortaya çıkarmak çok fazla kararlılık ister. Film sektöründe herkes rekabetçidir. Çünkü o sete gelebilmek için yerinizi hak etmiş olmanız gerekir. Yazar odasındaki herkes, her departman şefi, oradadır; çünkü o noktaya gelmeyi hak eder.

2 gün önce
47










English (US) ·