BU satırları yazarken Türkiye’nin büyük bölümü bir sıcak hava dalgasının altında. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün temmuz başı tahminlerine göre İstanbul’da nemle hissedilen sıcaklık 40 dereceye, Şanlıurfa ve Gaziantep’te ölçülen değerler 39-40 dereceye ulaşıyor; Güneydoğu Anadolu’nun bazı noktalarında 45 dereceye yaklaşan rakamlardan söz ediliyor. Bu, tekil bir hava olayı değil, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün de işaret ettiği gibi 2026, sanayi öncesi döneme kıyasla 1.4 derece daha sıcak bir yıl olma yolunda ve bu tür dalgaların sıklığı giderek artıyor. Boston’dan Londra’ya, bu bahar dünyanın dört bir yanında sıcaklık rekorları art arda kırıldı.

Alışıldık refleksimiz “biraz terleriz, geçer” demek. Oysa halk sağlığı literatürü, meselenin sandığımızdan çok daha derin ve çok daha eşitsiz dağıldığını gösteriyor. Hatta konu artık sporun da gündeminde: ABD, Meksika ve Kanada’da düzenlenen 2026 Dünya Kupası’nda FIFA, her maç sıcaklık ya da stadyum koşulu fark etmeksizin, zorunlu üç dakikalık su molası uyguluyor. Gerekçe açık: Dünyanın en iyi antrene edilmiş sporcuları bile, düzenli ve planlı bir sıvı molası olmadan, aşırı sıcakta güvenle performans gösteremiyor. Bizim gündelik hayatımızda böyle bir düdük çalmıyor, ama tam da bu yüzden, molayı kendimiz planlamamız gerekiyor.

SICAK ÇARPMASI BUZDAĞININ GÖRÜNEN YÜZÜ
Harvard Business School’dan Tarun Khanna’nın da içinde bulunduğu, halk sağlığı, tıp, yer bilimleri ve epidemiyoloji uzmanlarından oluşan bir ekip, konuyu tam da bu çerçeveden ele alıyor. British Medical Journal’da geçen kasım yayımlanan ve Harvard T. H. Chan Halk Sağlığı Okulu’ndan Robert Meade’in yürüttüğü çalışmaya göre, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tahminiyle 2020’de dünya genelinde 2.4 milyar işçi işyerinde aşırı sıcağa maruz kaldı; bunun faturası 19 bin can kaybı, 23 milyon yaralanma ve 361 milyar dolarlık üretkenlik kaybı oldu. Araştırmacıların altını çizdiği önemli bir nokta şu: Sıcak çarpması tablosu ortaya çıkmadan çok önce, bedeniniz zaten sessiz bir kardiyak strese giriyor.
Benim baktığım pencereden, yani metabolizma ve endokrinoloji açısından bakıldığında tablo daha da katmanlı. Isı stresi, kortizol ve katekolamin gibi stres hormonlarını tetikleyerek insülin direncini artırabiliyor; kronik ısı maruziyeti ile böbrek fonksiyon bozukluğu ve metabolik sendrom bileşenleri arasındaki ilişki giderek daha fazla çalışılıyor. Araştırmacıların özellikle altını çizdiği bir başka nokta da kadın üreme sağlığı. Bilişsel performans da bu tablonun dışında değil. Zihinsel yorgunluk sıcakta çok daha erken devreye giriyor, yani mesele artık sadece “mavi yakalı” işlerle sınırlı bir risk değil.

KİM DAHA ÇOK MARUZ KALIYOR
Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 70’i kayıt dışı çalışıyor, yani sigortası, sabit bir işvereni, resmi bir güvencesi olmadan, günü gününe kazanarak; Hindistan gibi ülkelerde bu oran yüzde 90’ı aşıyor. Seyyar satıcılar, tarım işçileri, atölyelerde çalışan terziler, bu insanların çoğu için ne işyerinde resmi bir koruma mekanizması var, ne de akşam döndükleri ev bu yükten bir soluklanma sunuyor. Hindistan’da yürütülen ve yaklaşık 1000 kadın işçiyi sensörlerle izleyen bir saha çalışması, ev içi sıcaklık indeksinin çoğu
zaman dışarıdakinden bile daha yüksek seyrettiğini ortaya koydu. Yani gün boyu sıcakta çalışan bir kadın, akşam evine döndüğünde de bedensel yükten kurtulamıyor.
Bunu bizim bağlamımıza taşımak hiç de zor değil. İstanbul’da yaz aylarında çatı katında oturan, klimasız bir atölyede dikiş diken ya da güneşin altında inşaatta çalışan pek çok insan için mesele
soyut bir “iklim krizi” söylemi değil, gündelik ve bedensel bir gerçeklik. Üstelik İstanbul gibi yoğun betonlaşmış kentlerde “şehir ısı adası” etkisi bu yükü katmerliyor, gündüz emilen ısı geceleri de tam olarak boşalamıyor, özellikle yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için gece serinlemesi giderek zorlaşıyor.

SICAKLARA KARŞI BASİT ÖNLEMLER
- Alarm kurup su için: Dünya Kupası’ndaki sporcular için bile su molasını hakem veriyor. Sizin de bir hakeminiz olsun... Telefonunuza her 45-60 dakikada bir “su iç” alarmı kurun. Bunu tıpkı bir ilaç saatiymiş gibi ciddiye alın; susadığınızda içmek çoğu zaman zaten geç kalmak demek.
- Elektrolit dengeyi koruyun: Susamayı beklemeden düzenli su için. Yoğun terleme günlerinde sadece suyla değil, ayran, maden suyu gibi elektrolit içeren sıvılarla dengeyi korumak daha etkili. İdrar renginizin açık sarı olması iyi bir gösterge.
- Güneşin altında aktivite yapmayın: Mümkünse gün içindeki fiziksel aktiviteyi (spor, yürüyüş, alışveriş, bahçe işi) sabah erken
saatlere ya da akşamüstüne kaydırın. 11.00-16.00 arası, özellikle güneş altında, bedenin en çok zorlandığı dilim.
- Evi serin tutun: Perdeleri ve panjurları gündüz kapatıp geceleri havayı değiştirmek, klima olmasa bile iç mekân sıcaklığını birkaç derece düşürebilir. Vantilatörü doğrudan cilde değil, ıslak bir havluya yönlendirmek etkisini artırır.

- İlaç dozunda değişiklik yapmayın: Hipertansiyon, kalp yetmezliği, böbrek hastalığı veya diyabeti olanlar, kullandıkları bazı ilaçlar (özellikle diüretikler ve bazı tansiyon ilaçları) nedeniyle sıcağa daha savunmasız olabilir. İlaç dozunda herhangi bir değişiklik yapmadan önce mutlaka doktorunuza danışın, sıcak havada kendi kendine doz ayarlaması yapmak riskli olabilir.
- Bu belirtilere dikkat: Baş dönmesi, aşırı yorgunluk, bulantı, kas krampları ya da terlemenin aniden kesilmesi, bedenin artık başa çıkamadığının işareti. Bu durumda gölgeye çekilmek, sıvı almak ve gerekirse tıbbi yardım istemek gerekir.
- Yalnız yaşayan yaşlıları kontrol edin: Sıcak dalgalarında en savunmasız grup, evde tek başına yaşayan yaşlılar. Bir telefon araması ya da kısa bir ziyaret, hayat kurtarabilir.
Bu önlemlerin hiçbiri mucizevi değil, ama toplamda bedenin sıcak altında verdiği sessiz mücadeleyi hafifletiyor. Büyük ölçekli çözümler zaman alsa da, kendimizi ve sevdiklerimizi bugünden koruyabiliriz.
Sonuç olarak, sıcak dalgalarını yalnızca bir hava durumu haberi olarak değil, kardiyovasküler ve metabolik bir halk sağlığı meselesi olarak okumamız gerekiyor. Bedenimiz, çok daha hafif bir ısı yükü altında bile, bizim fark etmediğimiz bir mücadele veriyor ve bu mücadeleye karşı en güçlü savunmamız, onu tanımak ve zamanında önlem almak.

3 gün önce
40










English (US) ·