Her büyüme başarı değildir

3 hafta önce 29

Bir şirketin başarılı olup olmadığını anlamak için çoğumuzun ilk baktığı rakam ciro olur. Satışlar artmış mı, kâr yükselmiş mi, hisse fiyatı ne kadar prim yapmış vs. Peki bunlar tek başına başarıyı anlatmak için yeterli mi?

Şirketler için büyümek sadece bir “başarı” göstergesi değil, aynı zamanda sert piyasa koşullarında hayatta kalma mücadelesinin en temel parçalarından biridir. Hani derler ya.. “Büyümeyen şirket küçülür ve yok olur...”  Tersten gidersek büyüyen şirketler sürekli var olur... Oysa hem tarihten örnekler hem de dünya ekonomi dünyasındaki beklentiler şirketler için asıl meselenin büyümek değil değer yaratabilmek olduğunu ortaya koyuyor.

Geçtiğimiz hafta bana ulaşan, Bain & Company’nin “Sustained Value Creation 2026” araştırması iş dünyasının belki de en zor sınavını ortaya koyuyor. Dünyanın en büyük 2 bin halka açık şirketi inceleniyor ve şirketlerden iki şeyi aynı anda başarmaları bekleniyor.

Her büyüme başarı değildir

Birincisi; sermaye maliyetinin üzerinde getiri üretmeleri.

İkincisi; gelirlerini enflasyonun üzerinde büyütmeleri.

Üstelik bunu bir yıl değil, yıllar boyunca sürdürebilmeleri...

Sonuç oldukça çarpıcı.

2025 yılında şirketlerin yüzde 39’u bu iki şartı aynı anda sağlayabilmiş. Ancak son 10 yılın en az 8’inde bunu başarabilenlerin oranı sadece yüzde 10. On yıl boyunca hiç fire vermeden aynı performansı gösterebilenlerin oranı ise binde 4.

Demek ki iş dünyasında asıl marifet büyümek değil; istikrarlı biçimde değer üretmek.

Araştırmanın yatırımcı açısından verdiği mesaj da çok net. Sürdürülebilir değer yaratan şirketlerin son 10 yıldaki ortalama yıllık hissedar getirisi yüzde 16. Diğer şirketlerde ise bu oran yüzde 8’de kalıyor. Yani piyasa, uzun vadede istikrarlı performansı iki kat daha fazla ödüllendiriyor.

HERMES NASIL BAŞARDI

Peki bunu başaranların ortak özelliği ne?

Araştırmada “All Star” olarak gösterilen Hermès buna güzel bir örnek. Sırrı, yıllarca indirim yarışına girmeden üretimini kontrol altında tutması, marka değerini koruması ve fiyatlama gücünden vazgeçmemesi. Sonuç hem yüksek kârlılık hem de sürdürülebilir bir büyüme.

Madalyonun diğer yüzü ise en az bunlar kadar öğretici.

Kodak dijital fotoğraf makinesini icat eden şirketlerden biriydi ama film işinden vazgeçemedi. Nokia cep telefonu denildiğinde akla gelen ilk markaydı ama akıllı telefon devrimini okuyamadı. BlackBerry kurumsal iletişimin simgesiydi, dokunmatik ekran çağını küçümsedi.

Aklıma ilk gelen, bir zamanlar sektörlerinin tartışmasız lideri olan bu şirketler bugün “değişime uyum sağlayamamanın” örnekleri olarak üniversitelerde ders konusu haline geldiler.

İŞTE TÜRKİYE’DE TABLO

Peki Türkiye tarafına baktığımızda tablo nasıl...

Türkiye, Avrupa’da sürdürülebilir değer yaratan şirketlerin toplamına göre yüzde 20 ile üçüncü sırada yer alıyor. İlk sırada yüzde 25 ile Portekiz, ikinci sırada yüzde 22 ile Danimarka var. Türkiye’nin şirketleri aynı zamanda 10 yıllık yıllıklandırılmış toplam hissedar getirisi açısından da yüzde 10 seviyesinde bulunuyor. Bu oran birçok büyük Avrupa ekonomisinin üzerinde. İngiltere yüzde 6, Fransa yüzde 5, Almanya yüzde 1’de kalmış. Özetle küçük ve orta ölçekli Avrupa ekonomilerinin büyük ekonomilere göre daha fazla sürdürülebilir değer yaratan şirket çıkardığı yönünde.

Araştırmaya göre Türkiye’de incelenen yaklaşık 140 büyük halka açık şirketin dokuzda biri sürdürülebilir değer yaratan şirket sınıfına girmiş.

Şirket isimleri açıklanmamış. Ancak uzun yıllardır yatırımcılarına istikrarlı değer üreten BİM, Ford Otosan, Türk Hava Yolları, Tofaş, Aselsan ve Logo Yazılım gibi şirketler bu anlayışın Türkiye’deki başarılı temsilcileri arasında sayabiliriz.

Aslında bütün hikâye tek cümlede özetlenebilir. Şirketler bir ürün sayesinde büyüyebilir. Bir teknoloji sayesinde sıçrama yapabilir. Bir kriz sayesinde beklenmedik kazançlar elde edebilir. Ama onları kalıcı yapan bunların hiçbiri değil.

Kalıcı olan değişime ayak uydurabilmek, sermayeyi doğru kullanabilmek ve her yıl yeniden değer üretebilmek.

İş dünyasında gerçek başarı, bir yıl parlamaktan değil, on yıl boyunca ışığını kaybetmemekten geçiyor.

Habere git