*
Asıl amaç Mansur Yavaş’a operasyon yapmak. Ama inandırıcı olsun diye Mansur Yavaş’tan önce Melih Gökçek’e uzandılar.
*
Yani artık şu yaklaşım büyüsünü yitirdi:
“Melih Gökçek’e niye dokunulmuyor abi?”
*
Yani artık yeni yaklaşım şu:
“Gökçek’e dokunuluyor çünkü Yavaş’a dokunacaklar.”
*
Melih Gökçek’e dokunulmadığında...
“Gökçek’e niye dokunulmuyor” diye ortalığı inletiyorlar.
*
Melih Gökçek’e dokunulduğunda...
“Mansur Yavaş’a dokunacaklar, onun için yol yapılıyor” diyorlar.
*
Peki neden böyle bir senaryo yazıyorlar?
*
Nedeni basit.
Çünkü böyle bir senaryo yazmazlarsa...
Şöyle demek zorunda kalacaklar:
*
“Hiçbir şahıs hukukun üzerinde değilmiş. Hiçbir şahıs dokunulmaz değilmiş. Hiçbir şahıs soruşturulmaz değilmiş. Ne güzel.”

DOLMABAHÇE SARAYI’NIN PORSELEN SOBALARI
Geçenlerde bir Dolmabahçe Sarayı turu yaptım.
*
Sarayda en çok dikkatimi çeken objeler sobalar oldu.
Hepsi porselenden yapılma, hepsi birbirinden zarif bu sobalara bakınca... “Yakmaya kıyamazsın” dedim.
*

Bu arada bir not: Sarayı ısıtmak hiç de kolay değilmiş.
Bir yanda gazlı kalorifer sistemi, diğer yanda neredeyse her köşeye yayılmış şahane şömineler, öte yanda bu zarif porselen sobalar...
Bana mısın demiyormuş ve kışın ayazında saray bir türlü ısıtılamıyormuş.

ŞÜKRAN SONER’İN ARDINDAN
Dünya görüşünden, politik olarak durduğu yerden bağımsız olarak söylüyorum:
Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Şükran Soner...
Tertemiz üslubuyla, kibirden uzak haliyle, diyaloğa sonsuz açık duruşuyla, en karşıtlarıyla bile konuşabilmeyi sürdürme arzusuyla...
Her zaman saygı duyduğum bir gazeteci olmuştur.
*
28 Şubat’ın en pis günlerinde bile 28 Şubat’ın hedefi olan Kanal 7’ye sıkça gelmiş ve o platformda konuşmaktan hiçbir zaman vazgeçmemiştir.
Yani ideolojik karşıtlarıyla diyalog kurmayı hiçbir zaman terk etmemiştir. Ki bu özelliği bile hayırla yad edilmesi için yeter de artar.
*
Şükran Soner’e Allah’tan sonsuz rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyorum.
GÜNDEMDEKİ ÜÇ ANTİPATİK
- ARİF KOCABIYIK: Tam kaçarken yakalanmasına üzülecektim ki... Polislerin arasında yaptığı şaklabanlığı görünce vazgeçtim. Adam tam bir münasebetsiz.
- İDRİS NAİM ŞAHİN: Bakanlık yaparken vatandaşa... “Beni sevdiğin nereden belli, hadi bir takla at da anlayalım beni sevdiğini” demişti. O gün bugündür antipatiktir benim için.

- MUHİTTİN BÖCEK: Artık olay yolsuzluğu, çalıp çırpmayı, rüşveti falan aştı. Mide bulandırıcı sapkınlık iddialarıyla gündemde bu şahıs. Antipatikliğin zirvesinde yani.

FOTOĞRAF DİDİKLEMESİ
Cem Yılmaz’ın taburcu olduktan sonra çektirdiği aile fotoğrafı didikleniyor.
- Kimi masadaki su böreğine takılmış.
- Kimi kolonyanın Alman markası olmasını diline dolamış.
- Kimi Cem Yılmaz’ın ayaklarının çıplak olmasını mesele etmiş.
*
Öyle bir devirde yaşıyoruz ki...
Aile fotoğrafı çektirirken bile mutlaka bir çevre düzenlemesi yapmak gerekiyor.
*
Eskiden ne güzeldi: Çektirirdik fotoğrafı, koyardık aile albümüne, kimsenin didiklemesine meydan vermezdik.

PEHLİVAN OSMAN’IN ÖYKÜSÜ
Eski Tanzanya Büyükelçimiz Ali Davutoğlu ve eşi Yeşim Davutoğlu, Tanzanya’da iki buçuk yaşındaki bir çocuğu evlat edindiler.
Adını da Osman koydular.

*
İşte o Osman büyüdü, yağlı güreş izleyip pehlivanlığa merak sardı.
Türkiye’nin en sempatik pehlivanının doğuş öyküsü böyle.
*
Bu öykünün görünen kahramanı Osman, arkadaki kahramanları Ali ve Yeşim Davutoğlu’dur. Üç kahramana da bin selam.
DİSTOPYA ÇAĞRIŞIMI
İstanbul’un bazı bölgelerinde polis drone ile uyarı yapıyormuş.
“Dikkat! Dikkat! Bu bir polis dron’u. Burada içki içmeniz yasaktır.”
*
Drone ile uyarı, Hollywood filmlerinde şöyle kullanılıyor:
Dünyanın çivisi çıkmış. Şehirler hercümerç olmuş. Distopik bir ortam doğmuş. Her köşede polis drone’ları. Havadan uyarı üstüne uyarı.
*
En iyi iletişim yüz yüze iletişimdir. Drone ile seslenmek yerine polis memurlarının yüz yüze uyarılarının çok daha insani olacağını düşünüyorum ben.

İBRAHİM KALIN’IN İMAJI
Hafif bir sakalı var artık MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın. Yeni imajı bu.
“Sakal” ile “gizem” arasında bir irtibat kurulabilir mi?
Galiba kurulabilir.

*
Gerçi İbrahim Kalın’ın bir “gizem” kaygısı olmadığından adım gibi eminim.
Dolayısıyla sakal bırakmasında imaj kaygısının sıfır rol oynadığını düşünüyorum.
“Biraz da böyle olalım dedik” demiştir, o kadar. İmaj mimaj hiç bakmaz Kalın.
*
Neyse... Sakal hem yakışmış bence hem de hafif bir gizem katmış İbrahim Kalın’a.


3 saat önce
33










English (US) ·