Dr. Zekeriya Şahin, Hürmüz Boğazı merkezli gelişmelerin küresel ekonomi üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Şahin, süreçte ciddi bir belirsizlik ve yoğun açıklama trafiği yaşandığını belirterek, Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemine dikkat çekti.
Şahin, “Dünyanın yaklaşık yüzde 20’si buradan gerçekleşen enerji geçişlerine bağlı. Sadece petrol ve LNG değil; gıdayı etkileyen azot, üre, gübre, amonyak ve alüminyum gibi birçok kritik ürünün taşınmasında da Hürmüz hayati bir rol oynuyor” dedi.

Boğazın kapanmasının küresel ölçekte zincirleme etki yaratacağını vurgulayan Şahin, taşımacılıktan sigortaya, navlundan tedarik zincirine ve nihayetinde tüketici fiyatlarına kadar uzanan ciddi bir maliyet artışıyla karşı karşıya kalınacağını ifade etti. Bu süreçte piyasaların birkaç hafta içinde ciddi baskı altında kaldığını belirtti.
Uluslararası piyasaların bu tür krizlere genellikle alternatif rotalar, devlet destekli fonlar, sigorta mekanizmaları ve finansal araçlarla yanıt verdiğini dile getiren Şahin, bu reaksiyonların hayata geçirilmesinin birkaç haftayı bulduğunu söyledi. “Bana göre burada iki haftalık bir süreç vardı. Avrupa ve Asya ülkeleri, Hürmüz kartı ortaya çıktığı andan itibaren önlem almaya başladı” ifadelerini kullandı.

Asya ülkelerindeki duruma dikkat çeken Şahin, Bangladeş’in 10-14 günlük yakıt rezervi kaldığını açıkladığını; Pakistan, Hindistan, Güney Kore, Vietnam, Japonya, Filipinler ve Endonezya gibi ülkelerin de rezervlerin azalmasıyla birlikte evden çalışma, trafikte plaka sınırlamaları ve hibrit eğitim gibi uygulamaları devreye aldığını aktardı.
Küresel piyasaların dayanıklılığının ülkeden ülkeye değiştiğini belirten Şahin, savaşın başlamasından bu yana dünya borsalarında yaklaşık 10 trilyon dolarlık kayıp yaşandığını, bunun 4 trilyon dolarının ABD kaynaklı olduğunu söyledi.
Savaşın uzaması halinde daha büyük risklerin devreye gireceğini vurgulayan Şahin, “Eğer süreç daha da uzasaydı Yemen devreye girebilir, Bab el-Mendeb Boğazı da kapanabilirdi. Bu durumda küresel kriz son noktaya gelir ve 1929 Büyük Buhranı benzeri bir tablo oluşabilirdi” değerlendirmesinde bulundu.

İki haftalık sürenin, uluslararası piyasaların nefes alması ve alternatif sistemleri devreye sokması için kritik olduğunu ifade eden Şahin, mevcut risklerin açıklamalarla da teyit edildiğini belirtti. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmaya dikkat çeken Şahin, “7 Nisan’da petrol 119 dolardı. Anlaşma söylemleriyle yüzde 12 düşerek 96 dolara geriledi. Ancak Trump’ın açıklamaları sonrası yeniden yüzde 2,5 artarak 97 doların üzerine çıktı” dedi.
Altın piyasasına da değinen Şahin, normal şartlarda jeopolitik risklerin altını yükseltmesi gerektiğini ancak mevcut tabloda farklı bir dinamik oluştuğunu ifade etti. “2026’yı 2025 ile kıyasladığımızda, bu yıl savaş ve enerji krizi var. Bu nedenle merkez bankalarının altın alımlarını durdurduğunu, yatırımcıların altın ve altına dayalı fonlardan çıkıp petrol ve enerjiye yöneldiğini görüyoruz” diye konuştu.

Altındaki düşüşün temel nedeninin bu yönelim olduğunu vurgulayan Şahin, geçmişte Trump’ın olumsuz açıklamalarının altını yükselttiğini, olumlu mesajların ise fiyatları dengelediğini hatırlattı. Ancak mevcut durumda Hürmüz Boğazı’nın devreye girmesiyle birlikte petrol ve doğal gaz arzındaki daralmanın belirleyici olduğunu belirtti.
Şahin, “Dünya ülkeleri enerji üzerinden pozisyon almak için altın satışlarını artırdı ve altına dayalı fonlardan çıkış yaptı. Bu nedenle klasik güvenli liman davranışının tersine bir tablo ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.











English (US) ·