◊ Burçin Öztınaz / burcin.oztinaz@hurriyet.com.tr
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 22, 2026 07:00
Klinik psikolog ve yazar Ayşegül Kalem ‘Yakınlık Tesadüf Değildir’ kitabında arkadaşlığın psikolojisini, farklı yaşların dostluklarını ve bazen sessizce kopan bağları inceliyor. Kalem’e göre gerçek dostlukta karanlıkta birbirine ışık olmak yetmez, birbirinin en parlak anında içtenlikle tezahürat yapabilmek de gerekir.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Boğaziçi Psikoloji Bölümü’nden mezun olup ardından klinik psikoloji yüksek lisansını ABD’de tamamlayan Ayşegül Kalem’in ‘Terapi Odamda Kesişen Öykülerimiz’ ve ‘hiç bitmio’nun ardından üçüncü kitabı ‘Yakınlık Tesadüf Değildir’ geçen ay yayımlandı. ‘Arkadaşlığın Psikolojisi, Kırılganlığı ve Gücü’ altbaşlığını taşıyan kitapta arkadaşlığa dair araştırmaların ilginç sonuçları ve yazarın tespitleri var. Bunlardan bazıları şöyle:
◊ Aristoteles dostluğu üç farklı kategoriye ayırır: Karşılıklı çıkarlar üzerine kurulu yarar dostluğu, ortak keyif ve eğlenceye dayalı haz dostluğu ve karşılıklı saygıyla karakter hayranlığına dayalı erdem dostluğu.
◊ Psikolojide Dunbar’ın sayısı olarak bilinen kavram, insanların bilişsel ve zaman kısıtlamaları nedeniyle en fazla 150’ye yakın ilişkiyi sürdürebileceğini öne sürer.
◊ 18-30 yaşları arası, arkadaşlık sayımızın zirveye ulaştığı dönemdir.
◊ Çocukluktaki arkadaşlar sosyal bağların temelini oluştururken ergenlik dönemindeki arkadaşlıklar daha çok kimlik oluşturmaya hizmet eder.
◊ Dost dediğimiz, bizi tüm parçalarıyla tanımasına izin verdiğimizdir.
◊ Kalıcı arkadaşlıklar çatışmaya tahammül kapasitesi gerektirir.
◊ Bağ kurma stillerimiz yalnızca arkadaşlık kurma dinamiklerimizi belirlemez. İlişkilerimizde kaçınılmaz olarak yaşayacağımız çatışmalarla nasıl başa çıkacağımızı, iniş çıkışlara nasıl tepkiler vereceğimizi de etkiler. Örneğin kaygılı bağlanmaya sahip bir kişiysek mesajımıza geç yanıt verilmesini reddedilme işareti gibi algılayabilir, kırgın ya da öfkeli bir tepki göstererek küçük bir sorunun büyümesine neden olabiliriz.
◊ Ybarra (Psikolog Oscar Ybarra) ve arkadaşlarının (2008) yaptığı bir çalışma, yalnızca kısa süreli dostane sohbetlerin bile bilişsel işlevleri artırdığını ortaya koymuştur.
◊ Arkadaşlıklar romantik ilişkiler gibi zamanla güçlenebilir veya çeşitli nedenlerle sona erebilir.
◊ Arkadaşlıklar yalnızca birbirimize ihanetimizle sonlanmaz. Bireysel değişimlerimiz birbirimize olan hayranlığımızı, saygımızı eksilttiğinde, yan yana olmaktan, birlikte anılmaktan, birbirimizi aynalamaktan eskisi gibi gurur duymadığımızı fark ettiğimizde de bağlarımızı koparmayı seçebiliriz.
◊ Gerçek dostların keşfettiği en güzel şey, birbirlerinden ayrı düşmeden, ayrı ayrı büyüyebilmeleridir.
◊ Arkadaşlıkların da fırtınaları vardır. Sağlam olanların sonunda gökkuşağı çıkar.

‘SOSYAL MEDYA BİZE BİR KURGU SUNUYOR’
Ayşegül Kalem arkadaşlığa dair güncel kavramlara ilişkin sorularımızı yanıtladı.
◊ Sizce bir arkadaşlığı dostluk yapan kriterler neler?
Bizler sıklıkla kötü günde yan yana durabilmeyi ön planda tutuyoruz. Ben bunun tam tersinin en az bunun kadar hatta bundan daha önemli olduğunu düşünüyorum. Dostum dediğim insanın başarılarını ne kadar gönülden kutlayabiliyorum? Onun sevinçlerine ne kadar alkış tutabiliyorum? Bir diğer kritik mevzuysa yıllar içinde farklı versiyonlarımızla birbirimizi yeniden tanımaya gönüllü olabilmemiz.
◊ Dijital iletişim, yüz yüze temasın yerini tutabilir mi?
Dijital dünya arkadaşlıkları destekleyebilir, mesafeyi azaltabilir ve birbirimizin hayatına uzaktan eşlik etmemizi sağlayabilir; ancak fiziksel temasın yarattığı ilişkinin bütün duyusal ve duygusal derinliğini tek başına karşılayamaz.
◊ Sürekli yeni kavramlarla karşılaşıyoruz. Mesela ‘orbiting’ (mesajlaşmayı/konuşmayı kesen kişinin, sosyal medyada hikâyelerinizi izlemeye ve paylaşımlarınızı beğenmeye devam etmesi)...
Merak etmek, o kişinin hâlâ dünyamızda bir yer tuttuğunu gösterir. Ama bu kişiye karşı kırgınlığımız varsa “Kırgın olduğumu fark ediyor mu”, “Neden aramadı” gibi sorular ortaya çıkabiliyor. Üstelik karşı taraf hakkında hikâyelerimizi de yazmaya başlıyoruz. “Ben bunlara üzülürken onun keyfi yerinde, geziyor” gibi yorumlar yapabiliyoruz. Bu noktada ‘dijital ve fiziksel ilişki arasındaki fark’ önemli hale geliyor. Sosyal medya bize bir kurgu, bir görüntü ve belli bir veri sunuyor. Ancak bu verinin derinlik kazanabilmesi için fiziksel temasa ihtiyacımız var. Bunu ‘hissedilen sıcaklık’ gibi düşünebiliriz. Örneğin termometre bize havanın 25 derece olduğunu söyler. Ama güneşin altında durduğumuzda hissettiğimiz 32 derecedir. Yani termometrenin söylediğiyle yaşantıladığımız bile denk düşmezken, dijital bir etkileşim ne yapsın da, yan yana, can cana oluşumuzun yerine geçsin.

1 hafta önce
38










English (US) ·