BİLİNMESİNE RAĞMEN GÖZE ALINAN RİSKLER AĞIR İHMALDİR
Geminin neden su aldığı, teknik açıdan sefere elverişli olup olmadığı, tahliye prosedürlerinin doğru uygulanıp uygulanmadığı elbette soruşturmayla ortaya çıkacak.
“Fakat” diyor Doç. Dr. Emete Gözügüzelli, “Yolcuların dile getirdiği iddialar teknik incelemelerle de doğrulanırsa dosya ‘basit’ bir deniz kazası olmaktan çıkabilir.”
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli’ye göre ceza soruşturmasının kilit noktalarından biri de bu: Facianın meydana gelmesinden önce risklerin öngörülebilir olup olmadığı. Şöyle detaylandırıyor:
ŞİRKET YÖNETİMİNE KADAR UZANABİLİR
“Bu facia sonrası ortaya çıkan tabloya ‘Denizden dalga geldi, çok büyüktü. Benim elimde olan bir şey değildi’ diye bakılamaz. Özen yükümlülüğünün ihmali ve bir pervasızlık var gibi.

Denizde yaşanan bir faciada soruşturmanın seyrini belirleyecek önemli unsurların başında meteorolojik uyarılar, geminin denize elverişliliği ve tahliyenin nasıl gerçekleştirildiği gelmektedir. Yani davanın muhatabı yalnızca kaptan olmayabilir; dava gemi donatanının, işletmeci ve sigorta şirketine kadar uzanabilir.
Zira öngörülebilir bir durum söz konusuysa ve hava şartları ortadaysa kaptanın, donatanın ve şirketin fırtınalı havada denize çıkmanın ölümcül risk oluşturacağını öngörmesi beklenir. Bu riskin bilinmesine rağmen göze alınması ağır ihmaldir.
Yanı sıra geminin teknik durumu konusunda şirketin önceden bilgi sahibi olup olmadığının da mutlaka araştırılması gerekmektedir. Eğer şirket, gemi yapısının o dalga boyuna dayanamayacağını gösteren teknik raporları gizlemişse, mürettebatın ehliyetlerinde usulsüzlük varsa ya da bakımlar eksik yapılmışsa cezai sorumluluk şirket yönetimi ve yönetim kuruluna kadar sirayet edebilir.” SON SÖZ KAPTANINDI
Doç. Dr. Gözügüzelli, kaptanın sorumluluğuna da ayrı bir parantez açıyor: “Kaptanın ‘Şirket beni yola çıkmaya zorladı’ demesi de onu cezai sorumluluktan kurtaramaz. Denizcilik hukuku ilkelerine göre kaptanın emre itaatsizlik hakkı ve canı koruma ödevi vardır.” TAHLİYEDEKİ İHMALLER DE MERCEK ALTINA ALINIYOR
Soruşturmada incelenmesi gereken bir diğer önemli başlık, geminin su almaya başlamasının ardından yaşananlar.
Uluslararası denizcilik kuralları kapsamında kriz anında tahliyeyi yönetmenin kaptanın asli sorumlulukları arasında bulunduğunu belirten Doç. Dr. Gözügüzelli, “‘Mayday’ çağrısının ne zaman yapıldığı, geminin ne zaman su almaya başladığı ve ivedilikle ne yapıldığı, can yeleklerinin yeterli olup olmadığı, dağıtılıp dağıtılmadığı, kullanılıp kullanılmadığı, yaşlı ve çocuklara öncelik verilip verilmediği... Hepsi tek tek ceza ve tazminat hukuku açısından kıymetlidir” diyor.
KAPTANIN ASLİ GÖREVİ TAHLİYEYİ YÖNETMEKTİ
Kaptanın mürettebatı ile tahliyeyi gerçekleştirmesinin asli ve yasal sorumluluğu olduğunu da hatırlatarak, şöyle devam ediyor:
“İddialara göre bunun aksine kendisinin ve mürettebatının ilk olarak suya atlayan kişiler olması, ceza sorumluluğu açısından son derece önemlidir. Geminin su aldığını bile bile personelin kapıları kilitlediği ve tahliyeyi geciktirdiği yönündeki iddialar da ağırlaştırıcı sebeplerdendir.
Dolayısıyla soruşturmada yalnızca geminin neden su aldığına değil, tehlikenin ortaya çıktığı andan itibaren kaptan ve mürettebatın hangi kararları aldığına da odaklanmalı.”
BİR SORU
SORUMLULAR AÇISINDAN NE GİBİ BİR CEZA ORTAYA ÇIKABİLİR
Suçun manevi unsurunun yalnızca kasttan oluşmadığını; pervasızlık ve ağır ihmalin de ölümle sonuçlanan bir olayda cezai sorumluluk doğurabileceğini belirten Doç. Dr. Gözügüzelli, “Elimizdeki görüntülerle şunu söylemem mümkün: Soruşturma sonunda ağır ihmal ve kusur tespit edilmesi, davanın ağır cezaya gitmesi olası. Böyle bir sonuca varılması halinde mahkemenin sorumlular hakkında ağırlaştırılmış hapis cezası tayin edebileceği kanaatindeyim” yorumunu yapıyor.
Maddi tazminat davalarının ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde açılabileceğini söylüyor:
“Tazminat konusunda ilk bakışta gemi kaptanı birinci derecede sorumlu gibi görünse de donatan da müştereken ve müteselsilen bundan sorumludur. Sigorta şirketinin de kurallar gereği davaya dahil edilmesi gerekir.”
Yolcuların uğradığı zararları ise “özel” ve “genel” olmak üzere iki kategoriye ayırıyor:
“Özel zararlar; tıbbi giderler, eşya ve araç kayıpları ile kazanç kaybını kapsar. Genel zararlar ise çekilen acı ve ıstıraptan manevi zarara, hayatını kaybedenlerin ailelerinin uğradığı destek kaybına kadar uzanır. Hayatını kaybedenlerin eşleri, çocukları veya diğer hak sahipleri tereke üzerinden dava sürecini başlatabilir.”

2 saat önce
29










English (US) ·