Etnik vurgu takıntısı mı, demokratik kapsayıcılık mı?

1 saat önce 13

Terörsüz Türkiye-Terörsüz Bölge yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un, TBMM'de 467 gibi rekor oyla kabul edilmesinin moral gücünü ve etkisini sahada görüyoruz. Ama artık sembolik anlamı olan örnekleri geçtik. Sürecin en ciddi eşiklerinden birine kadar geldik. 27 Ağustos'taki yazımda belirtmiştim. Bugün bir kez daha tekrarlayayım. "Acıları çok deşmeden, şartların hassasiyetini dikkate alarak yeni bir dil inşa etmemiz gerekiyor!" Kolay değil, ama zorunlu!
Hatırlatmak gerekirse... Yasa, Resmi Gazete'de yayımlandı. Fakat uygulanabilmesi belli şartlara bağlı. Nitekim, karşılaştığımız hemen herkes bize aynı soruyu soruyor:
"Bundan sonra ne olacak?"
Elbette, örgüt ne kadar hızla silahtan arınırsa, o olacak. Yani... Silahlar bırakılacak, mağaralar, barınak ve sığınaklar boşaltılacak, eğitim kampları dağıtılacak. Böylece... Yıl bitmeden, belki de daha erken bir takvimde cezaevlerinden tahliyeler, yurt dışından dönüşler başlayacak.
Tabii, yasanın kabulüyle birlikte, milletin sinir uçlarına basan bazı hadiseler de yaşanmadı değil. Sanki bir tür test döneminden geçtik. Lağvedildiğini açıklayan PKK terör örgütünün lider kadrosu, yıllardır gizledikleri bilgileri ailelerle paylaştılar. Hayatta sanılanların çoğunun öldüğünü bildirdiler. Tabanda tepkiler artınca bu kez "örgüt/çü taziyeleri" adı altındaki abartılı görüntüleri servis edip, toplumun farklı kesimlerindeki reaksiyonları tetiklediler.
Neyse ki... Milletin olgunluğu ve devletin duyarlılığı sayesinde büyük yol kazası yaşanmadan bir viraj daha dönülmüş oldu.
Şimdi, 2009 Ekim'ini de göz önünde bulundurma vakti...
O tarihteki çözüm iradesini istismar ederek örgüt kıyafeti ile ülkeye giriş yapan, konvoylar organize eden, üstü açık otobüslerden miting yapan zihniyet, ülkeye çok bedel ödetti. İşte bu tecrübeden de alınan derslerle, günümüz koşullarında o tür şovlara heves edenlere asla geçit verilmemeli.
Anlaşılan o ki... Ülkeye dönüşler de kitlesel değil, bireysel olacak, gürültü patırtı yaşanmadan hayatın akışına bırakılacak.

***

Elimizde, yine cevap bekleyen kritik bir soru daha var!
"Silah bırakma çok ama çok mühim. Fakat yerine nasıl bir fikri yapılanma konulacak?"
Kabul edelim ki... Sistematik etnik kimlik vurgusu, demokrasi ile at başı gidemez. Geçtiğimiz yıl bir toplantı için Erbil'deydim. Akşam yemek yediğimiz restoranın menüsü Kürt atıflarıyla doluydu. Börekten, kebaba kadar! Kimlik üretimi veya bilinçlendirmesi için düşünülmüş olsa da gecikmiş veya ertelenmiş milliyetçiliğin tüm izleri okunabiliyordu. Benzeri bir tablonun Türkiye'de tezahürü mümkün mü? Bununla ilintili epeyce ipucu var. Mutlak etnik dil kullanımına dayalı tanımlamaları görünür gelecekte sıkça duyarsak şaşırmamak lâzım. Bundan şikâyet etmek yerine... Atı, arabanın önüne sürmeyi teşvik etmek durumundayız.
Öyle ya... Örgütün kurulduğu yıllarda Kürt kökenli nüfusumuzun yüzde 80'inden fazlası sadece Doğu ve Güneydoğu'da yaşıyordu. 2026 Türkiye'sinde Kürt kökenli vatandaşlar Türkiye'nin her yerinde... Bu da demek oluyor ki... "Hakiki manada barışın toplumsallaşması için örgütde DEM de Türkiyelileşmeyi bir siyaset olarak benimsemeli!"
Özetle...
"Milli Dayanışma, Bütünleşme, Kardeşlik ve Demokrasiden" bahsediyorsak...
Zihni kodlarındaki örgütsel yapı ve örgüt aklı terk edilmeli. Ne örgütün kurulduğu 1978'deyiz ne de sıkıntılı 1990'larda...
Bu hayati süreç, silahın aradan kalkması halinde bile, ülkü ve dil birliği için muhtemelen en az 10 yılımızı daha alacak. Demokrasiye sahip çıkanlar kazanacak, marjinalleşenler kaybedecek!

Habere git