Eski yazlar, romanlar, aşklar

1 saat önce 30

Gümüşlük'ün kapalı koyunda küçücük kumsaldan bir çıkıntı ve bir iğde ağacı...
Çok gençtik...
Kalabalık giderdik...
Genç yazarlar, şairlerden oluşan bir arkadaş grubu...
Ben ansiklopedilere yazdığım maddelerden üç beş kuruş toplayıp pansiyona yatırırdım parayı...
Sonra sabah kahvaltısının ardından çantama üç beş roman koyup doğru o iğde ağacının altına koşardım...
Yaygımı yayıp üzerine kurulur, saatlerce roman okurdum...
Denize çağırırlardı...
Güzelim laciverdiliklere...
Okuduğum romanlardaki kahramanları kendi hâllerine bırakıp nasıl denize gidebilirdim...
Restoranlar ve gürültüleri mi?
İnanmayacaksınız ama sadece iki restoran vardı; basbayağı balıkçı demek daha doğru...
Onlarca yıldır gitmiyorum Gümüşlük'e...
İğde ağacı yerinde değilse, yerine gelenleri görmeye katlanamam...

***

Niye sabah sabah aklıma geldi bunlar şimdi?
Kitaplık odamda birkaç not defterimi karıştırdım, yıllarca defterlerimi romanlardan altını çizdiğim satırlarla doldurmuşum; 80'ler, 90'lar...
Şimdi mi?
Makale okumaktan, sosyal bilim yazılarına ve haber-yorumlara göz atmaktan sıra bir türlü roman okumaya gelmiyor.
Sonuç?
İnsanlardan uzaklaşıyorum...
"A, nasıl?" dediniz, değil mi?
Oysa iyi roman okumak insanları kucaklamaktır.

***

Ne çok Romain Gary notu almışım o zamanlarda...
Şu mesela:
"Tedavi görüyorum da denebilir, ama normal olduğum için. Dışarıdayken normal davranışlarım dikkati çekiyor. Uyum sağlamayı öğrenmek için delilerin yanındayım." (Yalan-Roman)
Ya da şuna ne demeli:
"İnsan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, birini sevmeden soluk alamıyor." (Yalan-Roman)

***

Ve tabii o ağacın altının en sevdiği roman...
D.H. Lawrence'ın İskenderiye Dörtlüsü...
Roman kahramanı Justine'den şu bahsediş:
"Çok kolay kandırılabiliyordu. Böylesine bir 'veriş' çok etkileyicidir. Sıradan bir Arap gibi sadeydi. Olgunluk umurunda değildi. Biz Avrupalıların parçalanmış ruhunda aşk kavramı oluşmadan çok önce doğmuştu sanki!.. Biz Avrupalılar yapmacık bir edebiyatı aşk bilgisiyle zehirledik. Oysa aşkın asıl yürürlük alanı dindir."

***

1984 yazını anlatan bir yazı bile kaleme almışım hatta, şimdi gördüm.
Sonu şöyle:
"Malum, her yazın ardından sarı bir sonbahar ve alabildiğine gri bir kış gelmez mi!"
Neyse, neyse...
Daha yaza gelmedik, çok başlardayız...
Değerini bilelim.

Habere git