Birol’u Avustralya Ulusal Basın Kulübü’ndeki bir söyleşide dinledim.
Ve dedi ki...
“Bu kriz bu yönde devam ederse hiçbir ülke etkilerinden muaf kalmayacak...”
Birol; uluslararası kamuoyunun yakından takip ettiği isimlerden.
Bu sürecin 1970’lerdeki iki petrol şokunun ve Rusya-Ukrayna savaşının doğalgaz piyasaları üzerindeki etkisinin toplamından daha kötü bir etkiye sahip olduğunu söylüyor.
Birol, bir şey daha söylüyor.
“Petrokimya, gübre, kükürt, helyum gibi küresel ekonominin hayati damarlarından bazılarının ticareti sekteye uğradı ve bu da küresel ekonomi için ciddi sonuçlar doğuracaktır.”

Biz çoğu zaman krizi petrol fiyatıyla ölçüyoruz.
Oysa asıl hikâye görünmeyen tarafta yazılıyor.
Gübre azalırsa tarım etkilenir.
Petrokimya aksarsa sanayi zinciri kırılır.
Helyum yoksa teknoloji bile sekteye uğrar.
Yani mesele şu.
Enerji krizi dediğimiz şey, aslında hayatın altyapısına dokunuyor.
Birol, bir veri daha veriyor.
“Bölgede dokuz ülkede bulunan 40’tan fazla enerji tesisi ciddi veya çok ciddi şekilde hasar gördü.”
Bu bilgi de klasik bir savaş haberi değil.
Sistematik bir yıpranmanın kanıtı.
Enerji altyapısına doğrudan müdahaleler yaşanıyor.
Ve bunun anlamı da şu.
Sadece bugün değil, yarın da etkilenecek.
Bu kriz uzarsa fiyatlar sadece artmaz; dengeler de değişir.
Ticaret yön değiştirir. Ülkeler yeni pozisyonlar alır. Ve en önemlisi güven sarsılır.
O yüzden Türkiye’nin bu süreçteki rolü daha da önem kazanıyor.

VE DÜĞÜM TEK BİR YERDE O DA HÜRMÜZ
ULUSLARARASI Para Fonu’nun (IMF) eski baş ekonomisti Maurice Obstfeld’in yorumunu okudum. Şöyle diyor.
“Uzun zamandır ABD’yi İran’a saldırmaktan alıkoyan kâbus senaryosu, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıydı. Şimdi tam olarak o kâbusun içindeyiz.”

Bir durum tespiti.
Dünyada taşınan petrolün yaklaşık beşte biri oradan geçiyor.
Petrol fiyatı hızla yükseldi.
Ama asıl etkisi pompada değil, zincirin tamamında hissediliyor.
Enerji pahalanınca üretim maliyetleri artıyor.
Bu da enflasyonu yukarı, büyümeyi aşağı çekiyor.
Yani aynı anda iki baskı oluşuyor.
Hayat pahalılaşıyor, ekonomi yavaşlıyor.
Bir de MIT ekonomisti ve 2024 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Simon Johnson’un yorumunu okudum.
“Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması kritik. Çünkü buradan günde yaklaşık 20 milyon varil petrol geçiyor ve dünyada bu açığı kapatabilecek fazla üretim kapasitesi yok.”
Küresel ekonomi daha önce de krizler gördü.
Ama bu kez enerji doğrudan hedefte.
Savaşın süresi, tarafların pozisyonu, piyasaların tepkisi hepsi aynı anda değişken.
Ve düğüm tek bir yerde; Hürmüz.
Açılırsa nefes alınır.
Kapalı kalırsa dünya biraz daha sıkışır.

İNSANIN NEFSİNE HÂKİM OLMASI GEREKİR
BAZI görevlere talipseniz, daha en baştan oyunun kurallarını kabul edersiniz. Hele ki siyasete atılıyor, halkın oylarıyla milletvekili ya da belediye başkanı oluyorsanız...Artık bu sadece bir kariyer tercihi değil, bir sorumluluk sözleşmesidir.
Çünkü o andan itibaren siz, kendinize ait olmaktan çıkarsınız; kamuoyuna mal olmuş bir figüre dönüşürsünüz. Birileri için yol gösterici, birileri için rol model, birileri için de temsil makamı olursunuz.
Bu yüzden hayatınızın her anında sahnede olduğunuzu bilmeniz gerekir. Sadece kürsüdeyken değil; sokakta yürürken, evinizdeyken, hatta en mahrem anlarınızda bile...Çünkü o ışıklar bir kez üzerinize düştü mü, artık hiç sönmez.
İşte tam da bu yüzden insanın önce kendini bilmesi, sonra nefsine hâkim olması gerekir.
Bu çerçevede, Özgür Özel’in şu sözlerini önemli buluyorum.
“Özkan Yalım o görüntülerle ilgili ailesine karşı sorumludur, partimize karşı sorumludur. Biz de Uşak halkına karşı sorumluyuz. O konuda sorumluluğumuz neyi gerektiriyorsa yaparız. Milletimden özür diliyorum.”
Siyaset, sadece yetki değil; aynı zamanda sürekli bir öz denetim halidir. Ve bu denetimi kaybedenler, eninde sonunda o sahnenin ışıkları altında kendi gölgelerine yenilir.

HARRY POTTER’I BELKİ DE YENİDEN ANLAMA FIRSATI
BENİM gibi Harry Potter severler için iyi bir haber geldi.
Yeni televizyon uyarlamasına ait ilk resmi tanıtım fragmanı yayınlandı, filmin yeni yılda yayınlanması bekleniyor.
HBO’nun yayınladığı iki dakikalık tanıtım, bizi en başa götürüyor.
Dolapta yaşayan Harry; zorbalık ve o meşhur karşılaşma... Rubeus Hagrid.
Yani hikâye resetleniyor.
Fragmanda dikkat çeken bir şey var; sihrin az duygunun çok oluşu...
Harry Potter’ın yalnızlığı, Severus Snape’in soğukluğu, Hogwarts’ın biraz daha “gerçek” hali.
J.K. Rowling’in yedi kitabı, yedi sezon olarak planlanıyor.
Yaklaşık 10 yıllık bir yolculuk.
Kadroda John Lithgow Dumbledore, Janet McTeer McGonagall, Nick Frost Hagrid var.
Güçlü isimler.
Ama tartışmalar da güçlü.
Özellikle Paapa Essiedu’nun Snape rolü sonrası yaşadığı tepkiler ve Rowling etrafında dönen tartışmalar...
Ama bütün bu gürültünün içinde bir gerçek var.
Biz bu hikâyeyi seviyoruz.
Çünkü bu öyküde arkadaşlık, cesaret, “kendini bulma”
Belki de bu diziyle, bizim Harry Potter’a yeniden bakma fırsatımız olacak.


1 hafta önce
32










English (US) ·