Ekonomi yönetiminin önündeki çifte tehlike

18 saat önce 31

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekonomi yönetiminin bütün hesabı da büyük ölçüde bu yol haritası üzerine kurulu.

Ancak tam Türkiye’de faiz indirimlerinin devamı için uygun ortam aranırken dünyanın havası değişmeye başladı. Hem de Türkiye’nin en hassas olduğu iki cepheden aynı anda: Faiz ve petrol.

Dünya faiz artırımını konuşuyor

TCMB’nin politika faizi yüzde 37 seviyesinde. Bir sonraki PPK toplantısı 10 Eylül’de; piyasaların gözü ise 3 Eylül’de açıklanacak ağustos enflasyonunda.

Fakat biz faiz indirimini konuşurken dünya ters tarafa dönüyor. Fed Başkanı Kevin Warsh’ın Jackson Hole’daki şahin mesajlarından sonra ABD’de faiz artırımı yeniden ciddi bir ihtimal haline geldi. 30 Ağustos itibarıyla piyasa, Fed’in eylülde faiz artırma olasılığını yüzde 56-60 aralığında fiyatlıyor; bir hafta önce bu oran yüzde 66’ya kadar çıkmıştı. Barclays ise eylül ve aralıkta 25’er baz puanlık iki artırım öngörüyor. Fed’in eylül toplantısı 15-16 Eylül’de, karar ise 16 Eylül Türkiye saatiyle 21.00’de açıklanacak; bu kez ekonomik projeksiyonların da yenilendiği bir toplantı olacağı için Fed’in yol haritası da mercek altında olacak.

Tahvil piyasası mesajı çoktan almış durumda. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyesine, Japonya’nınki 30 yılın zirvesine çıktı; Almanya ve Fransa’da uzun vadeli faizler 15 yılı aşkın sürenin tepesinde.

Dünyanın parası yeniden pahalanıyor. Bu, Türkiye açısından hayati: ABD tahvilleri daha yüksek getiri sundukça gelişmekte olan ülkelerin sermaye çekmesi zorlaşıyor. Türkiye’nin risk primi düşse bile yatırımcıya sunulması gereken getiri yükseliyor. Kısacası dışarıda faiz yükseldikçe içeride faiz indirmek zorlaşıyor.

Petrolde gerilim savaşa dönüşüyor.

Önümüzdeki ikinci ve daha acil tehlike ise petrol fiyatları. Brent, bu sabah yüzde 3’ün üzerinde bir sıçramayla 91 doları geride bırakıp 92 dolara dayandı; teknik olarak 93 dolar direnç, 87,5 dolar ise destek olarak izleniyor. Bu yükselişin arkasında artık soyut bir “gerilim” değil, İran ile ABD arasındaki yeniden çatışma var. Hürmüz Boğazı’ndaki tablo hâlâ normalleşmiş değil; geçiş sayısı 10 günlük ortalama olan günlük 14 gemiden belirgin biçimde düşük seyrediyor. Trump’ın öne sürdüğü günlük 30 tankerlik geçiş iddiası ise fiilî tabloyla örtüşmüyor. Bu durum Türkiye için kritik, çünkü Türkiye petrol ve doğalgazda büyük ölçüde dışa bağımlı. Ve petrol yeniden enflasyonun kapısını çalıyor.

MERKEZ BANKASI ZATEN UYARMIŞTI

TCMB Başkanı Fatih Karahan, 13 Ağustos’taki Enflasyon Raporu sunumunda petrol ve doğalgaz fiyatlarının uzun süre yüksek kalmasını temel yukarı yönlü risklerden biri olarak göstermişti. Merkez Bankası, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28’e yükseltirken enerji ve emtia fiyatlarındaki gelişmelerin etkisini de hesaba katmıştı.

Şimdi petrol, çatışmanın tırmanmasıyla o senaryonun da ötesine geçmiş durumda. Bu yükseliş geçici olmazsa hesapların yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir. Çünkü petrol Türkiye›yi iki taraftan sıkıştırıyor: bir yandan enflasyonu artırıyor, diğer yandan enerji ithalat faturasını ve cari açığı büyütüyor. Buna küresel faizlerin yükselmesini de ekleyin; ortaya ekonomi yönetiminin hiç istemeyeceği bir tablo çıkıyor.

AYAKLAR FRENDEN GEÇ KALKABİLİR

HAZİNE ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekonomi yönetimi açısından önümüzdeki birkaç hafta bu yüzden kritik. 3 Eylül’de ağustos enflasyonu, 10 Eylül’de TCMB’nin faiz kararı, 16 Eylül’de ise Fed’in kararı açıklanacak. Artık masada yalnızca Türkiye’nin enflasyon rakamları yok; bir göz Ankara’da olacaksa diğer göz Washington, Hürmüz ve şimdi de Basra Körfezi’ndeki askeri hareketlilikte olmak zorunda.

Türkiye faizleri aşağı çekmeye çalışırken dünya yeniden faiz artırımlarını konuşuyor. Türkiye enflasyonu aşağı indirmeye çalışırken petrol, bölgesel bir çatışmanın gölgesinde yeniden yükseliyor. Üstelik iki gelişme birbirini besliyor: Petrol yükseldikçe küresel enflasyon endişesi, endişe arttıkça faiz artırım ihtimali büyüyor.

Türkiye’nin uzun süredir yürüttüğü dezenflasyon programı zaten kolay değildi. Şimdi dışarıdan esen rüzgâr sertleşerek tersine dönüyor. Ekonomi yönetiminin tam da ipleri bir ölçüde gevşetmeye çalıştığı bir dönemde yaşanan bu gelişmeler işleri bir parça zorlaştıracak. Belki de ayaklar frenden biraz daha geç kalkacak.

Habere git